ANA SAYFA



KİTAPLARIM




    GÜNÜN YAZISI



    PAZARDAN MEZARA BİR KEFEN GİDER

    PAZARDAN MEZARA BİR KEFEN GİDER

    19/07/2019/Cuma/Milligazete

    Milyonlarca insanımız, emekliliğin tadını çıkaracağı günleri bekledi, bir gün geldi emekli oldu, maaşıyla zor geçinirken emekli olunca mevcut maaşı biraz daha azalarak devam etmeye başladı.

    Emeklilikte tek kar gibi görünen, her gün aynı saatte işe gitmek, işbaşı yapmak, fırça yemek… gibi hoş olmayan şeylerden kurtuldu ama çocuklar, şekerle kandırılma yaşını geçmişler, kucakta taşınamaz haldeler ve istekleri hep pahalı şeyler.

    Gönlünce yiyecek para olmadığından çocuklara yardım edememenin ızdırabını yaşamaya başlar.

    Maaşı yüksek olanın derdi maaşı az olanınkinden beş beter.

    Maaşı az olanla çok olanın ve sınırsız paraya sahip olanın ortak derdi; hepsinin istediğini yiyip içememesi.

    Gençliğinde biriktirmek için yemiyordu, emekli oldu, istediğini yiyecek duruma gelenlere doktoru, tatlı yeme şekerin var, yağlı ve etli yeme kolesterolün var, heyecan yapacak işler yapma kalbin duruverir” diyor.

    Bütün bunları bildiğimiz halde yine işveren olmaya, işçi olmaya, memur veya amir olmaya devam ediyoruz.

    Hayat bu.

    Herkse bilir ki bu hayat gelip-geçicidir.

    Ama herkes sıranın başkasında olduğu kanaatindedir ve birazdan ölüvereceği inancında değildir.

    Bilgi olarak “Nerede ne zaman geleceği bilinmez” der ama bilmezden gelir.

    İlk nefesten son nefese kadar bu hayat devam ettikçe biz de bu hayatı devam ettirecekleri temin etmeye çalışacağız.

    Ancak bir çoğumuz, bu hayatın bir de öbür tarafındaki hayatı var olduğunu bildiğimiz, inandığımız halde bu dünyaya hazırlık yaptığımız kadar hazırlanmada kusurluyuz.

    Dünyada ne kadar kalacaksak o kadar çalışalım, ahirette ne kadar kalacaksak o kadar çalışalım demeyeceğim. Çünkü ahiretin sonsuzluğunu haber verir Rabbimiz ve bunada bizim gücümüz yetmez.

    Biz, gücümüz oranında bu dünyadan iman, ibadet, cihat, ahlak, adalet nasibimizi alacağız, bunları yapabilmemiz için yiyecek, içecek, barınacak..nasibimizi de Rabbimizin koyduğu kurallara göre helalından kazanacağız ve bu kazandıklarımızdan çevremize de vermeye dikkat edeceğiz.

    Rabbimi buyurur:

    وَابْتَغِ فِيمَا آَتَاكَ اللَّهُ الدَّارَ الْآَخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَأَحْسِنْ كَمَا أَحْسَنَ اللَّهُ إِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِي الْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ

    “Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu iste. Dünyadan nasibini de unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sende ihsan et yer­yüzünde bozgunculuk isteme. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez."

    Gece karanlığında kandille evimizi, malımızı aradığımız gibi, bu dünya hayatında elimiz, gözümüz kulağımız, eşimiz, çocuğumuz, ma­lımız ve makamımızla da ahiret yurdunu arayacağız.

    Dünyadaki nasibimizi unutmayacağız. Bülbülün kafeste oluşu gibi, can kuşumuzda ten kafesindedir.

    Tenimiz yeryüzü toprağından yaratıl­dığı için yeme, içme, giyme, binme, yerleşim yeri gibi ihtiyaçlarını te­nimize vereceğiz.

    Allah'ın kitabını okuyup emir ve yasaklarına göre ha­reket ederek canımızın gıdasını vereceğiz. "Dünya ahiretin tarlası" ol­duğuna göre bu tarladan payımızı almadan gitmeyeceğiz.

    Hepimizin bildiği bir meşhur Hadis vardır.

    اصْلِحُوا دُنْياكمْ واعْمَلوا لآِخِرَتِكمْ كأَنّكُمْ تَمُوتُونَ غَداً

    “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyanızı ıslah ediniz. Yarın ölecekmiş gibi ahiretiniz için çalışınız.” (Beyhaki Süneni kübra 3/19, Abdullah b. Mübarek Zühd 2/218, İbn Hacer Muhtasar üd-Deylemi İ/1/27, İbn Kuteybe Ğaribül Hadis 1/46/2, Metalibül Aliye 3/172, Suyuti Camiussağır, Aslihu dünyakün Maddesi

    Nasıruddin elbani "Silsilet-ül ehadis- iz Zaife vel Mevzua isimli eserinin 8 nolu hadisi ile, 874 nolu hadisinde uzun araştırmalardan sonra kendince zayıf olduğuna hükmediyor.

    Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi ise, Levamiul ukul 1/488 de çok gü­zel bir açıklama getiriyor ve; “Sonsuza kadar yaşayacağına inanan in­sanın dünyaya hırsı olmaz. Bu gün elde etmezsem yarın elde ederim, nasıl olsa ölüm yok der” diyor.

    Ayetin devamında; “Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsanda bulun” diyor. İhsanda bulunmak için Allah'ın ihsanına layık olmayı kazanmak la­zım.

    İhsanda bulunulmazsa fesat/bozgunculuk çıkar. Günümüzde çok yiyen kapita­listlerin geğirtisi ile, yiyecek bulamayan sosyalistlerin karın gürültüsü, dünyayı kan ve gözyaşıyla suluyor.

    Allah’ın bize verdiği güzel nimete karşılık ona güzel ibadet etmeli. Allah bize nimetlerini çiçek arasından, kabuk ambalajında güzel bir şekilde sunduğu ve de başımıza kakmadığı gibi biz de birilerine yardım ederken güzel bir şekilde sunalım ve yaptığımız iyiliği unutmuş gibi olalım.

    Yunus, bu Ayet ve Hadislerden ilham alarak:

    “Ana rahminden geldik pazara

    Bir kefen aldık döndük mezara” diyor.

    Bir başka şairimiz de:

    Çeşmi ibretle bakın dünya müsafirhanedir

    Bir mukim adem bulunmaz ne acep kaşanedir

    Bir kefendir akıbet sermaye-i şah u geda

    Pes buna mağrur olan mecnun değil de ya nedir?” diye feryat ediyor.

    Ben de:

    Pazardan mezara bir kefen gider.

    Bir kefen uğruna ne canlar gider. Diyor, aklımızı başımıza alalım diyorum.