ANA SAYFA



KİTAPLARIM




    GÜNÜN YAZISI



    BİRLİKTE RAHMET VARDIR

     BİRLİKTE RAHMET VARDIR

    15/12/2017

    Kardeşini dövüyorlarmış. Haberi aldın ve oraya doğru koşmaya başladın.

    Yolda giderken, geçen sene sana söven birine rastladın ve dövmeye de gücün yetiyor.

    Ne yaparsın?

    Kardeşini kurtarmak için mi koşarsın yoksa adamı dövmek için koşmaktan vaz mı geçersin?

    Adam gelmiş orta doğuya ve sırayla hepinizi döveceğim diyor.

    Ama biraz güçlü olanın koltuğuna girip “Sen benim dostumsun” diyor ve birini döverken onun seyretmesini sağlıyor.

    Öbürüne de “Bak bu senin aleyhinde fırıldak çeviriyor. Sen paralarını bana getir bunu sana tehdit olmaktan çıkarayım” diyor bu da paraları teslim ediyor.

    Biz yine “Sen bu katile nasıl yardım edersin” diye ona bağırmaya başlıyoruz.

    Hani “Eşeğini dövemeyen semerini döver” derler ya işte bizim işimiz bu.

    Hiç birimiz hatasız değiliz.

    Biz onun yüzündeki karasını görüyoruz, o da bizim yüzümüzdeki karayı görüyor.

    Biz, kendi yüzümüzü göremediğimizden, bası-yayın organları da hep kardeşimizin kara yüzünü bize gösterdiğinden biz ona, o bize düşman gözüyle bakıyor.

    Bu günden sonra hatası ne olursa olsun hiçbir halkı Müslüman olan devletin yöneticilerine kızmamaya dikkat edelim.

    Bir araya gelmelerimizin mutlaka faydası vardır.

    Birbirimizi başkalarının gözüyle değil, kendi gözümüzle görürüz.

    Aracısız konuşuruz.

    Adamın elinde boyundan büyük para olursa, mahallenin hırsızı da onun elinden parayı zorla gasp ederse biz neden malını kaptırana kızıyoruz ki?

    Beni Mustalık gazvesinde, Muhacirlerden biri ile Medineli Ensar’dan biri arasında küçük bir ağız kavgası olur.

    Medineli münafıkların başkanı bunu bahane ederek sevgili peygamberimizin yüzüne değil de ardından çok ağır bir laf eder.

    Olayı anlatan sahabi, o çirkin sözü de naklediyor ama ben burada vermedim.

    Peygamberimizin arkadaşlarından biri de bu kötü sözü hemen peygamberimize ulaştırır.

    Hazreti Ömer, “Ya rasülellah, izin ver onun boynunu vurayım”

    Sevgili peygamberimiz de:

    دَعْهُ لاَ يَتَحَدَّثُ النَّاسُ أَنَّ مُحَمَّدًا يَقْتُلُ أَصْحَابَهُ

     “Bırak onu. Muhammet kendi arkadaşlarını öldürüyor dedirtmeyelim” demiş ve onlara karşı hiçbir cezai işlem yapmamıştır. (Bak Buhari, Sahih, K. Tefsir, süretü’l münafikıyn, Müslim sahih, K. Birr ve Sıle bab 16, hadis 2584)

    Bu olaya Kur’an-i Kerim şöyle işaret eder:

    هُمُ الَّذِينَ يَقُولُونَ لَا تُنْفِقُوا عَلَى مَنْ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ حَتَّى يَنْفَضُّوا وَلِلَّهِ خَزَائِنُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَفْقَهُونَ

    Onlar: "Allah Rasülü'nün yanındakilere yardım etmeyin ki (Onun ya­nından) dağılsınlar" diyenlerdir. Halbuki göklerin ve ye­rin hazi­neleri Allah'a aittir. Ancak münafıklar bunu anlamazlar.” (Münafikun süresi ayet 63/7)

    Bu günkü ifadeyle Medine münafıklarının lideri, Mekke’den hicret eden Müslümanlara ekonomik ambargo uygulayarak onları Peygamberimizin yanından uzaklaştırmayı hedeflemiş.

    Onunla da kalmamış Medine’den sürüp çıkarmak istemiş:

    يَقُولُونَ لَئِنْ رَجَعْنَا إِلَى الْمَدِينَةِ لَيُخْرِجَنَّ الْأَعَزُّ مِنْهَا الْأَذَلَّ وَلِلَّهِ الْعِزَّةُ وَلِرَسُولِهِ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَلَكِنَّ الْمُنَافِقِينَ لَا يَعْلَمُونَ

    “(Münafıklar): "Medine'ye döndüğümüzde aziz olan zelil olanı çıkara­caktır." diyorlar. Halbuki asıl izzet, Allah'a, Rasûlü'ne ve mü'minlere ait­tir. Ancak müna­fıklar bilmiyorlar.” (Münafikun süresi ayet 63/7-8)

    Dikkat ediniz, sevgili peygamberimiz, kendisine söylenen kötü sözü hiçbir zaman “Filan bana şöyle demiş” diyerek konuşmamış.

    Müslüman zannedilen bu münafıkları kılıçla hizaya getirmemiş, yumşak davranarak etkisiz hale getirmiş.

    Hatta Münafıkların başkanı, ayette belirtilen sözü söylemiş ve Müslümanları, Medine’ye katmayacağını söylemiş ama sevgili peygamberimizin yumşak muamelesi münafıkların başının oğlunu harekete geçirmiş ve Medine’ye dönerlerken  giriş kapısında babasının yolunu kesmiş ve “Peygamberden izinsiz sen bu şehre giremezsin” demiş.

    İşte peygamberi siyaset bu.