ANA SAYFA



KİTAPLARIM




    GÜNÜN YAZISI



    HAYDİ, BAŞLAYIVERİN

     HAYDİ, BAŞLAYIVERİN

    25/06/2019/Salı/Milligazete

    Genelde camilerimizde cemaatin en az olduğu vakitler, sabah namazı ile yatsı namazı vakitleridir.

    Ama ben Konya Yüksek İslam Enstitüsünü kazanıp Konya Meram ile Lalebahçe arasında kalan Kazanbendi camiine imam olarak başladığımda gördüm ki, sabah namazı ile yatsı namazında cemaatin on çok bulunduğu vakitlerdir.

    Durumu cemaate sorduğumda “Senden öneki imam da senin okulda öğrenci idi. Adı Abdürrahman’dı. Sabah namazı ezanını okuduktan sonra camiye girmez, dışarı çıkar ve hepimizin kapı zillerine basar ve camide beklediğini söylerdi. Bunu her sabah yapardı.

    Bir gün geldi hepimiz evde olduğumuz zamanlarda ezanı duyunca camiye gitmeye başladık ve bu durum dört yıl devam edince bizde de alışkanlık oldu” dediler.

    Ben, o Trabzonlu olan Abdürrahmanı buldum, konuştum ve daha başka taktiklerini de anlattı bana.

    “Olur mu, insanlar evinde rahatsız edilir mi, biz, görevimizi Ezanı okuyunca yapıyoruz, gelip-gelmemek ona kalmış” diyerek hizmet sahasının dışına sıvışan olabilir.

    Bizim bütün onurlarımız, sevgili peygamberimizin onuru yanında yok gibidir.

    İşte “Alemlere Rahmet Olarak Gönderilen o Peygamber” imiz, Mekke’de her ev değil, her insanla birebir görüşmüş, tebliğini yapmış ve insanları ma’mur etmeye, iç dünyalarında besleyip büyüttükleri put insanların gönüllerde oluşturduğu kir ve pasını gönüllerinden “La ilahe” ile temizleyip “İllallah” ile süslemeye çalışmış.

    Mekke’de Ukaz menvkiinde kurulan fuar/panayıra katılan her işadamıyla standında görüşmüş ve onlara İslam’ı tebliğ etmiştir.

    Her standa varışında hemen ökçesinin arkasında Mekke parlamentosunun ileri gelenlerinden amcası Ebu Leheb, onun yapmak istediğini engellemek için iftiralar atarak yeğenini etkisiz hale getirmeye çalışıyordu.

    Buna rağmen sevgili peygamberimiz, aldırmadan yoluna devam ediyordu.

    10.03.2018 tarihinde İzmir imamlarına, Gaziemir konferans salonunda yaptığım konuşmada, “Uluslararası İzmir Fuarı”n da faaliyet gösteren bir imam olup olmadığını sorduğumda tek el kalkmadı.

    Yüz elli bin rakama ulaşan Diyanet görevlileri, günümüzde bize dinimizi anlatmak, camide, evlerde, sokaklarda, salonlarda, insanın olduğu her yerde dini bilgileri sunmak için her ay maaş ödüyor.

    İtiraz cümlenizi söylemeyin, ne söyleyeceğinizi biliyorum.

    O mazeret, sahadan kaçmak için şeytanımızın ve nefsimizin iş birliğiyle bize kurulmuş bir tuzaktır.

    İstanbul’un imarı için yarışan partiler, Büyük Şehir Belediye Başkanlığını kazanabilmek için 16 milyon insana ulaşabilmek için televizyon, gazete, sosyal medya, reklam panoları, radyo, dernek, kahvehane, meyhane, vakıf, bölge ve ırk farkı olan insan guruplarını ziyaret ettiler ve projelerini anlattılar.

    16 milyon insanın evine ziyaretler gerçekleştirdiler. Gittikleri evlere küçük hediyeler götürdüler.

    Niçin? İstanbul’un ma’mur hale gelmesini en iyi biz yaparızı anlatmak için yaptılar bu ziyaretleri.

    Bu ziyaretlerde hastahanelerde hastalara şifa dilediler, cenaze evinde ağladılar, düğün evinde güldüler, oynadılar.

    Dört yılda bir olsa da yine de bu ziyaretler kaynaşma sağladılar.

    Hem gezenler açısından hem ev sahipleri açısından çok iyi bir açılma oldu.

    Türkiye’deki seksen milyon Müslüman ise önce kalbini süslediği  bu iman ve İslam ile insanı imar etme projesini anlatacak.

    İnsan ma’mur olursa, seksen milyonun her biri, bulunduğu köyü, mahalleyi, şehri ve devleti ma’mur eder.

    Haydi, bu günden itibaren başlayıverin.