ANA SAYFA



KİTAPLARIM




    GÜNÜN YAZISI



    HOCA SEVGİSİ

    HOCA SEVGİSİ
    11/12/2018/Salı/Milligazete
    Hocaları sever miyiz?
    Cami hocasından, okuldaki hocalarınıza kadar hepsini içine alan bir kelimedir “Hoca” kelimesi.
    Öğretmenlikten emekli olanlarla, imamlıktan emekli olanların emekli maaşına bakıverin ve bizi temsil eden ve bizim içimizden çıkan insanların karar verdiği bu maaşlardan anlayın ne kadar sevdiğimizi.
    İstanbul Müftülüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış, Ömer Nasuhi Bilme hoca efendinin adı kaç tane sokak ve caddeye isim olmuştur?
    Ömer Nasuhi hoca, sıradan bir hoca değildi.
    Yazıldığı günden beri bütün müftülerin masasında duran “Büyük İslam İlmihali” isimli kitabın sahibidir.
    Onun asıl büyüklüğünü ortaya koyan “Hukuku İslamiyye ve Istılahati Fıkhıyye Kamusu” isimli sekiz ciltlik eseridir.
    Cumhuriyet tarihinde benzeri henüz yazılamamıştır
    İstanbul Hukuk Fakültesi tarafından 1949 yılında basılmıştır.
    1960 Anayasasını yazan komisyonun başkanı, İstanbul Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami ONAR, 
    İstanbul Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Nail KÜBALI, 
    Medenî Hukuk Ord. Profesörü Dr. Hıfzı Veldet VELİDEDEOGLU’nun kitap ve hoca efendiyi takdir eden cümleleri sekizinci cildin sonuna yazılmıştır.
    Eser değeri hakkında rapor hazırlayan da Ordinaryüs Profesör Ebulula el Mardin’dir.
    Cumhuriyet tarihinde eşine rastlanamayacak kadar kaliteli bir eseri yazan bu değerli hocamızın adını Google’ye yazdım yalnız Erzurum’da bir caddeye ve mahalleye isim olarak verilmiş.
    İstanbul içinde her hangi bir sokak ismi bile çıkmadı.
    Bir de komünist bir şairin adını sorarak yazdım, önüme bir sürü sokak ve cadde adının yanında çeşitli kültür merkezlerinin adı çıkıverdi.
    İşte sağcı ve solcularımızın ister öğretmen olsun, ister cami imamı olsun hocaya verdiği değer bu.
    Halkın seçtiği belediye başkanları gereğini yapmamışlar ama halkımız gereğini yapmış.
    Halk, bir çok caminin adını “Ömer Nasuhi Bilmen Camisi” koymuşlar.
    Bir taraftan Yavuz Sultan Selimin, ilim adamı Kemal Paşazadeyle Mısır seferi esnasında Paşazadenin atının ayağından sıçrayan çamurun, Yavuz’un kaftanına sıçramasıyla Yavuz’un bu kaftanın çamurunun yıkanmaması gerektiğini, ölünce kefeninin üzerine örtülmesini istediğini anlatırız, öbür taraftan Nasuhi hoca Diyanet İşleri başkanı iken 1960 ihtilali sonrası başkanlığa emir vermeye gelen Milletvekilinin teklifini dinledikten sonra istifa eden hoca efendi.
    Kabahati hep karşı tarafa atmanın anlamı da yok.
    Geçen günlerde imamlarımıza yaptığım bir konuşmada “Peygamber makamında bulunuyoruz. Haddimizi ve hakkımız bilelim.
    Makamı ne olursa olsun cenabı Hakkın hukukuna itibar etmeyenleri, muteber kabul etmeyin.
    Onlardan dünyalık hiçbir şey istemek için yanlarına gitmeyin.
    Doğunca kulağına Ezan okudunuz insanların bir de ölünce cenaze namazı için gitmeyin.
    İki defa değil, iki bin defadan fazla gidin.
    Allah’ın yarattığı ve yaşatmaya devam ettiği teninin sahibine saygı göstermesini, onun hukukunu öğrenip uygulamasını istemek için yanlarına gidiniz.
    Kur’an-i Kerimde adı verilen peygamberlerin hayatını Kur’an’dan yeniden okuyalım. 
    Onların ahlakıyla kendimizi süsleyelim ve makamın hakkını vermeye çalışalım.” Dedim.