ANA SAYFA



KİTAPLARIM




    KENDİMİZE GELELİM

    PKK’nın Mahmur kapında iki minareden günde beş vakitte “Allahü Ekber” nidası yükselir.

    Kobani’de beş vakit ezan okunur ve aynı ses yükselir.

    Bağdat’ta minarelerden aynı ses.

    Ankara’da yine aynı ses.

    Dersaadet olan İstanbul’da da aynı Şehadetler inler semalarında.

    Ama ezanı okuyanın, okutanın ve öğretenin iç dünyasında Ezan’ da söylenenlere yer çok azdır.

    Bilginin ölçüm aleti yok ama ben, kendimi ölçmeye çalışırım, bakarım yüzde seksen batı eğitimiyle doluyum.

    Ben ki, on iki yaşımdan bu güne kadar günde okuduğum kitapların yüzde sekseni İslami eserler olmasına rağmen bu böyle.

    Çünkü hayatın içinden batının pisliği sızıyor.

    Evde, çarşıda, pazarda, dairelerde, kışlalarda, karakollarda, bilginin merkezi üniversitelerde, televizyonlarda gördüklerimiz, duyduklarımız, okuduklarımız batı patentini taşıyor.

    Onun patentini alırsan onun gibi olamazsın.

    Keklik, karga gibi hoplayarak gidemez, karga da keklik gibi sekemez.

    Yapımız farklı bizim.

    Müslüman bir ailenin çocuğu iken, aldığı laik eğitimle ateist olmuş, ülkesini soymuş Manhattan’a yerleşmiş köşe dönücü biri bile en lüks restoranda viski içermiş ama domuz eti yemezmiş.

    Kalbini, kalıbını, kanını, canını Allah yönettiği halde, havayı ve nefes almayı yaratan Allah olduğu halde bu işlerini Allahtan başkasına teslim etmediği halde dünya  işlerini yönetmede dünyayı yaratan Allah’ın kurallarına değil, batının kurallarına uyduklarından, şeytan da insana doğru yolu göstermeyeceğinden bir türlü doğru yolu bulamamakta ve kardeş kanıyla kanlanacağına inanır hale getirmişlerdir bizi.

    Şeytan’da elindeki silahları, Ankara’ya karşı kullanması için PKK’ya veriyor.

    Bağdat’a karşı kullanması için Peşmerge’ye veriyor.

    PKK’nın öldürdüğü Müslüman.

    IŞİD’in öldürdüğü Müslüman.

    Şii’nin öldürdüğü Müslüman.

    Sünni’nin öldürdüğü Müslüman.

    Yalnız silah ve taktik Müslümanlara ait değil, Hıristiyanlara ait.

    Hepsinin cebindeki Dolar ve Euro Hıristiyanlara ait.

    Kimini ırk damarından tutuyor, bir kısmını taassubundan tutuyor, bir kaçını benlik gururundan tutuyor, bir çoğunu makam, rütbe, şan, şöhret hevesinden tutuyor, kaldırıyor, kaldırıyor ve yükseltildiğini zannettiği anda yere çarpıveriyor.

    Kimi kendini tanrı gibi kabul edip tapanları.

    Ama Ezan okuyorlar.

    Evet, namazlarında manasını bilmeden “İyyake na’büdü/Ancak senden yardım isteriz” derler ama namazın içinde bile diliyle anlamadığı ayetleri okurken namazdan sonra saat 14.00 de şeytanla buluşacağız hangi yardımı isteyeyim hayalleri kuruyoruz.

    Gerçekten Allaha kul olanlara şeytanın ve şeytanlaşmış devletlerin zarar veremeyeceğini Rabbimiz şöyle haber verir:

    “Çünkü onun, iman edenler ve Rablerine te­vekkül edenler üze­rinde otoritesi yoktur.

    Ancak onun (şeytanın) otoritesi, onu (şey­tanı) kendisine yönetici dost edi­nen ve onunla (Allah'a) ortak koşanlar üzerinde­dir. (Nahl süresi ayet 99-100)

    “Benim kullarım (a gelince) , senin onlar üze­rinde otoriten yoktur. Ve­kil olarak Rabbin yeter.  (İsra süresi ayet 65)

    Kıyamet gününde “Bizi şeytan ve şeytanlaşmış insanlar sapıttı” diye kendimizi savunrken şeytan da kendini şöyle savunacakmış:

    “İş olup bitince şeytan der ki: "Allah size hakkı va'detti, bende size va'dettim ve size yalancı çıktım. Benim sizin üzerinizde otoritem yoktu. An­cak ben sizi davet ettim, siz de hemen çağrımı kabul ettiniz. O halde beni ayıplamayın, kendinizi ayıplayın. Ben sizi kurtaramam, siz de beni kurta­ramazsınız. Daha önce, beni  Allah'a ortak koşmanızı da kabul etme­miş­tim. Şüphesiz o zalimler için acıklı azab vardır. (İbrahim süresi ayet 22)

    İlk ısyanı başlatan şeytanın Rabbine intikam için neler yapacağını söylediğini Kur’an haber veriyor ve onun dediklerini bu gün şeytanlaşmış insanlar yerine getiriyorlar.

    “(Şeytan) "Ey Rabbim, senin beni azdırman kar­şılığında ben de on­lara yeryüzünde (is­yanı, in­kârı) güzel göstereceğim ve hepsini azdı­racağım.

     Ancak onların içinden ihlaslı kulların ha­riç" dedi.

    (Allah) Dedi ki: "İşte bana doğru olan dos­doğru yol bu (ihlaslı kulla­rımın yolu) dur."

    Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin oto­riten yoktur. Ancak sana uyan azgınlar hariç" (Hıcr süresi ayet 39-42)

    Allah’a baş kaldırma azgınlığından kurtulmadan, azgın şeytanların saldırısından kurtulmak mümkin değildir.

     



    YASA DEĞİL SİSTEM DEĞİŞMELİ

    Osmanlı döneminde İstanbul’u ziyaret eden batılı seyyahların hatıralarında, ülkelerine yazdıkları mektuplarında gördükleri ve duydukları şeyler atalarımızın batılı gözünde de nasıl güzel olduklarını gösterir.

    İsmail Hami Danişmend, “Tarihi Hakikatler” isimli iki ciltlik eserinde, Yılmaz Öztuna “Büyük Türkiye Tarihi” nde bir kısmına değinmişler.

    Benim anlatacağım ise elli yıl önce bir hatipten dinlediğimdir.

    İngiliz seyyah, İstanbul’da bir senede beş-altı hırsızlık olduğunu, ezan okunduğunda camiye giden esnafın dükkanını kapatmadığını, gece eve giderken dükkan önündeki mallarını içeri almadığını görünce bunun İslam hukukundaki el kesme cezasından kaynaklandığı kanaatine varır ve ülkesine dönünce yetkililerle bu durumu görüşür ve hırsızlık yapanın elinin kesileceğine dair kanunu çıkartır.

    İlk hırsızlık cezası Londra meydanında herkese ilan edilerek yapılırken orada görev gereği bulunan savcının cebinden parasını çalar.

    1985 yılında Hacca gittiğimde Suud’lu dövizcilerin yol kenarında açıkta, bir masanın üzerine Liraları, riyalları, dolarları, markları, guldenleri ve diğer ülkelerin paralarını yığmış para bozuyor. Ezan okununca paraların üzerine ince bir bez örtüp camiye gidiyordu..

    Eski Milli Güreşçilerimizden Turan Kurt merhum, Almanya’da bir kulübün antrenörü olarak çalışmış oralarda kalmış, yine bir milli güreşçimiz olan Muzaffer Can hoca vasıtasıyla kendini İslami hizmetlere vermiş ve hacca gelmiş.

    Onunla Mekke’de  tanıştık.

    Masanın üzerindeki paraları görünce “Vallahi, bu paraları Alman Başbakanı Helmut Kohl görse çalar” demişti.

    Dün de yazdığım gibi insanın ıslahını en iyi insanı yaratan bilir.

    Onun için sevgili peygamberimizin peygamberliğinin ilk günlerinde ceza yasasıyla ilgili bir tek ayet inmemiş.

    İlim, iman, ahlak, sosyal yardım konuları işlenmiş.

    Medine mektebinde dünyanın en vahşi kabileleri en medeni insan haline gelmiştir.

    Kaç bin yıllık medeniyete sahip Pers imparatorluğunun en medeni insanları, Şam, Bağdat, Mısır halkı, onları tanıyınca topluca Müslüman olmuşlar.

    Sonra Karahanlılar’la Türkler de topluca Müslüman olmuşlar.

    “Onlar eskidenmiş” derseniz, Fransa’nın Strasbourg kentindeki işçilerimizden örnek vereyim. İşçilerimizden biri anlattı: Besicilik yapan Yahudi’nin anında çalışırım.

    Fransız müşteri geldiğinde peşin veya kartından parasını almadan malı nakliye arabasına yükletmez.

    Türkler geldiğinde beğenirler, “ay başı veririm veya iki ay sonra veririm” der, alır ve gider.

    Bir gün patrona sordum, neden Türklerden kart veya senet, çek istemezsin de Fransız’dan peşin almadan yüklemezsin?” dediğimde “Türkler, Allah’tan korkar, Fransızlar kanundan korkar” diye cevap verir.

    Avrupa’nın hiç bir devletinde esnaf, dükkanının önünde veya basın yoluyla, “Gel, al ve git. Peşinat, çek, senet, kefil istemiyoruz” diye reklam yapamaz.

    Ama hala bu ülkede bu tür ilanlar var.

    Avrupa ve Amerika’da bir elektrik kesintisinde nelerin olduğunu görüyoruz.

    Bu eğitim, bizi de onlara dönüştürüyor.

    Belçika’da Sosyalist partiye üye olan bir işçimizin kendisinden dinledim, “Milletvekilimiz, parti merkezine geldi konuşmasında Türkler hakkında attı tuttu.

    Cevap vermek için izin istesem vermeyeceklerinden oturum başkanına “Sayın vekilimizin konuşmasını tamamlayıcı kısa bir konuşma yapmak istiyorum” dedim hemen mikrofonu teslim etti.

    İçişleri Bakanlığının yaptığı açıklamaya göre bütün suçlarda Türklerin en arkada altıncı yedinci sıralarda olduğunu, birinci nesil Türklerde hiç bir olay olmadığını, ikinci nesilde biraz arttığını, üçüncü neslin burada doğup burada okuduğunu buna rağmen ev eğitimi sayesinde suç işlemede gerilerde olduğunu söyledim, başkan önce mikrofonu kapattı sonra teşekkür edip inmemi işaret etti ama ben diyeceğimi dedim başlarını öne eğdirdim.

    Dün, evvelki gün, insanlarımız Özgecan için meydanlarda yürürken, televizyonlarda idam tartışılırken yine öldürmeler oldu.

    Kadın, sevgilisiyle bir olup kocasını öldürdü..

    Güvenlik kamerasına baybay yaparak hırsızlık yapan insan yetiştirdik.

    Sistem değişmedikçe, durum değişmez.

     



    BEN YÖK BAŞKANI OLSAYDIM

    Biz bu çağın adamıyız.

    Bu çağın olaylarından gücümüz oranında sorumluyuz.

    Yaşamadığımız geçmiş dönemlerden sorumlu değiliz.

    Çağımızın sorunlarına çare üretmekten kaçınarak geçmişten bir suçlu yakalayıp “Sen neden görevini yapmadın” diyerek zamanı kurşunlayanlardan da olmamamız gerekir.

    Yurtlarda binlerce öğrencimiz, geçmişte yaşamış insanların içinden bazısını ele alıp iki guruba ayrılıp sabah namazına kadar tartıştıklarını gündüz sorularından tanırım ben.

    O adamlar iyi olsalar sana ne faydası var, kötü olsalar sana ne zararı var?

    İkisinin de kitabını okumadın, hayatını incelemedin” deyip çağımızda yaşayanların bile iyilik ve kötülüklerini anlatmakla ömür geçirmemeye çalışmalıyız.

    Herkes kendi görevini yapsın.

    Görevleri arasında, iyi çalışmalar yapıldığına inandığı insanlarla beraber olmak da vardır.

    Allah, bize iki göz vermiş ve onları önümüze takıvermiş.

    Dikiz aynası gibi bir tane de arkamıza takıverebilirdi.

    Ama takmamış.

    Bizim için iyi ve hayırlı olan da budur.

    Geriye bakmak istersek vücudumuzu döndürerek baktığımız gibi başımızı döndürerek de bakarız.

    Bir günde uyanık olduğumuz saatlerde ne kadar arkaya bakarsak o kadar geçmişimize bakalım.

    Ne kadar öne bakarsak, o kadar yaşanan ve yaşanacak olan hayatımıza bakalım.

    Sekiz saatimizi uykuda geçirsek, geri kalan on altı saatimizde 960 dakika öne bakarız. Belki bu 960 dakikadan beş dakika da arkaya bakarız.

    Trafikte arkaya bakmada biraz daha fazla dakikamız olur ama trafikte de öne biraz daha dikkatli bakarız.

    Şimdiki anımıza bakarken trafikteki dikkatli bakışımız gibi bakalım.

    Hiç bir saniyemizi boşa geçirmemeye dikkat edelim.

    Ömürden giden, geri gelmiyor, telafisi mümkin değil.

    Hocalarımız, insanlarımıza bir şeyler atlatırken konuşmuş olmak için konuşurlarsa iki taraf için de zaman kaybı olur.

    Geçmişi düzeltme konuşmaları hiç bir fayda verme vermediği gibi bizi de o girdaba çeker.

    Tanzimatla tanışmadan olmaz” diyenler,

    İstiklal mahkemeleriyle hesaplaşmadan olmaz,

    ....................

    Sevgili peygamberimiz, Mekke’yi fethettiği gün 21 sene içinde kendisine ve arkadaşlarına karşı cinayet, hıyanet ve savaş açanların hepsini afvettiğini söylemiş ve son iki sene içinde o kötü geçmişle ilgili tek kelime mübarek ağzından çıkmamıştır.

    Bizim yolumuzu çizen Ayet ve Hadislerdi.

    Ayet ve hadislerimiz, zamanla kayıtlı değildirler.

    Ayetler, zamanı ve mekanı yaratan Allah’ın kelamıdır.

    Hadisler, zamanı ve mekanı yaratan Rabbimizin kontrolünde söylenmiş sözler, fiiller ve onaylardır.

    Kur’an-i Kerimde haber verilen peygamberlerin hayatları bizim için örnek alınacak kıssalardır.

    Ashab, peygamber mektebinin öğrencileri olmaları nedeniyle, Rabbimizin de razı olduğunu ifade ettiği değerli örnek insanlar olduğundan onların örnek hayatlarından da naklederiz.

    Ama biz bu çağın insanıyız ve bu çağdaki sorunlarının çözümüyle uğraşmamış gerekir.

    Mesela ben, YÖK başkanı olsaydım, 2015 öncesine ait zamanlarla ilgili Mastır tezi, Doktora tezleri verilmesini yasaklardım.

    1071 de Selçuklularda ekonomik durum nasıldı?

    18. yılda Osmanlı İngiliz siyasi ilişkileri nasıldı?

    Kanuni dönemi tıbbı nasıldı?

    Buhari’nin Ebu Hanifeye muhalefeti nelerdi?

    Mozart’ı Mozart yapan etkenler nelerdi?

    Gibi tezler yerine bu günün ve geleceğin önünü açacak Alp Aslanlar meydana getirecek ve çağımızda ehli Sünnet çizgisinde çığır açacak insanlar nasıl yetişir, ülkeyi yönetenlerin işine yarayacak tezlere ağırlık verilmesini isterdim.

    Çığır, çığın açtığı yola denir.

    Dünya yaratılalıdan beri kar yağar, çığ düşer ve çığır açar.

    Kar ile dağ devamlı vardır.

    Ama her çığ ve her çığır öncesinden de sonrasından da ayrıdır.

    Allah’ın kitabı, rasülünün sünnetini özetleyen Ehli Sünnet çizgisinden çıkmamak kaydıyla herkes kendi dalında, sahasında, işinde, aşında, sanatında, tarlasında, bağında, dairesinde çığır açması için ileri bakmalı geriye değil.

     

     

     

     

     

     

     

     



    HİÇ BİR KİMSE MÜSLÜMANA ZARAR VEREMEZ

    Rabbimizin rahmeti bazen yağmur olarak yağar, bazen kar olarak iner, bazen dolu olarak bize rahmet saçar.

    Tabi bu üç rahmete bakan insanlar, yapılarına, inançlarına yaptıkları işe göre değerlendirirler rahmet mi yoksa zahmet mi olduğunu.

    Isınma sorunu olan garip, “Zemheride kar yağacağına kan yağsın” demiş.

    Zemheride kocakarı soğuklarının her tarafı dondurduğunda ciğerleri yanan hasta kar pekmezlemesi istermiş.

    Ayakkabı dükkanı açan, yağmurların yağmasından memnun olurken hasadı harmanda olan ise rahatsız olurmuş.

    Hava bulutlanınca köpek, “Gökten kemik yağacak” demiş.

    Kedi itiraz etmiş ve “Gökten fare yağacak” demiş.

    Ekimde buğdayını tarlasına saçan çiftçi de “Yağmur yağacak” demiş.

    Herkes ve her şey kendi açısından olaya bakar, ümit ve ümitsizlik sergiler.

    Gerçek Müslüman ise kainat/evren üzerinde kayıtsız şartsız hakimiyetin Allah’a ait olduğuna inandığından her olayın arkasında Rabbinin binlerce lütfunun olduğuna inanır ve her saniye umutla yaşar.

    İnkar Tsunamileri gelse üzerine “Allah, dağına göre kar verirmiş” der ve imtihanın ağırıyla karşılaştığından görevini aşkla şevkle yapar ve Tsunami enerjisini yıkımdan yapıma dönüştürmeye çalışır.

    Aids, Bonzai ve her türlü uyuşturucudan bin beter kafirlik mikrobunu, en güçlü olduğuna inanan devletleşmiş teröristler saçmaya başlasalar, iman kalkanıyla o mikroplara karşı mücadelesini verir ve mücadele konusunda bağışıklık kazanır.

    Kinle üzerimize saldıranlar, evlerimizi yıkıp ailelerimizi yok etseler onlara anlayacakları dilden karşılığını verirken onların içlerindeki kinlerinde boğulmamaları için kalplerine imanın girmesi için çalışırken Rabbinden hidayet ister.

    Bu yolda ölse, ecelin değişmeyeceğine imanı tam olduğundan Şehid olarak gittiğine sevinir.

    Malına el koysalar, “yükümü hafifletiverdiler, bundan sonra daha fazla koşuştururum” diyerek coşar.

    Sürgüne gönderseler, “orada edinecekleri dostlardan hem yararlanırım, hem yararlandırırım” diyerek gider.

    Makamını alsalar, rütbelerini soysalar, “Makamın ve rütbenin getirdiği sorumluluktan kurtuldum, şimdi mevcut gücüme göre hizmet etmem gerekir” der ve daha bir aşkla sarılır davasına.

    Dünya kafirlerinin hepsi bir araya gelseler, Müslüman’a hiç bir zarar veremeyeceklerini Rabbimiz haber verir:

    لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ (111)

    111- Onlar, size eziyetten başka zarar veremeye­cekler. Eğer si­zinle harp eder­lerse, size arkala­rını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım edilmez.” (Al-i Imran süresi ayet 111)

    Ancak, zarar verememelerini üç şarta bağlar, İman, sabır ve takva:

    إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ (120)

    120- Size bir iyilik dokunsa onları (kafirleri) tasalandırır. Size bir kötülük do­kunsa onunla neşe­lenirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız onla­rın hi­lesi hiçbir şeyle size za­rar ve­remez. Şüphesiz Allah yaptıkla­rını ku­şatmıştır.” (Al-i Imran süresi ayet 120)

    Kafirler, ancak iki faydadan birini yerine getirme suçunu işleyebilirler.

    Ya şehit ederler, ya gazi olmasını sağlarlar.

    Rabbimiz buyurur:

    قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا إِلَّا إِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ أَنْ يُصِيبَكُمُ اللَّهُ بِعَذَابٍ مِنْ عِنْدِهِ أَوْ بِأَيْدِينَا فَتَرَبَّصُوا إِنَّا مَعَكُمْ مُتَرَبِّصُونَ (52)

    52- De ki: Siz, bizim hakkımızda iki güzellikten (gazilik veya şehidlikten) başka­sını gözetleyemez­siniz. Biz ise, Allah katından veya bizim elleri­mizle bir aza­bın size isabet etmesini gözetliyoruz. Gözetle­yin; biz de sizinle beraber gözetleyenlerdeniz" (Tevbe süresi ayet 52)

     



    TESELLİDE, AVUNMADA DENKLİK

    Bir eli yağda bir eli balda yaşamanın keyfi ile yediğini altın çeşmenin altındaki zümrüt lavaboya kusan zenginle

    Kimseye tenezzül etmeden acı soğan kuru yavan yemenin keyfini süren fakir eşitlenmiştir.

    Akıllı çirkin kızla aptal güzel kız denktir.

    Çirkin, aklıyla öbürünün aptallığına gülerken, öbürü aptal aptal bakar ve onun çirkinliğine gülerek eşit hale gelirler. 

    Eski mal, zenginin elinde olursa antika olur.

    Fakir evinde olursa hurda olur.

    Zengin, açık artırmadan satın aldığına sevinir.

    Fakir, aynı malı hurdacıya sattığına, zengin evinde sığınacak yer bulduğuna sevinir.

    Zenginin parası arttıkça çocuğu azalır.

    Çocuğunu sevme zevkini parasını saymada bulur.

    Fakirin parası azaldıkça çocuğu çoğalır.

    Sayacak para yok ama sevecek çocuğu vardır.

    Eh bu durumda da eşitlenmiş olurlar.

    Orta okulu bitiremedim ama Hukuk Profesörü hukuk danışmanım, beş dil bilen CEOM,  paralarımı sayıp bana bildiren ekonomi profesörlerim var” diyerek keyiflenenle,

    “Aklımın ve bilgimin zekatını versem sülalesine yeter” diyenin aldığı zevk ölçülebilse kilo veya metresi aynı çıkabilir.

    Zengin, suçunun, hatasının, ayıbının üstünü parayla kapattığı için sevinir,

    Fakir, o suçları işleme imkanı olmadığından suçsuzluğuna sevinir.

    Hileyle iş yapan sanatkar, fazla para kazanmanın keyfini yaşarken,

    Hilesiz iş yapan sanatkar da dürüst yaşamanın huzurunu tadar.

    Herkesin kendini mutlu edecek bir yolu vardır.

    Değirmencinin hanımı, kocasına “Milletin değirmene getirdiği buğdaydan çalıyorsun, bakalım ahirette halin ne olacak?” dediğinde,

    Değirmenci, “Eşeklerin duası bana yeter. Doksan kilo getirdiği yükü seksen kilo olarak götürüyor” demiş.

    O da kendince bir teselli yolu bulmuş.

    Bu tesellilerin bazısı bu dünyada kişiyi rahatlatabilir ama ahirette çok çeker.

    Bazıları ise bu dünyada da cezalarını çekerler.

    Müslüman insan ise üzerine düşen görevi yaptıktan sonra zengin olsa şımarmaz, Allaha’a hamdeder ve hakkını vermeye çalışır. Fakir olursa ısyan etmez çalışmaya devam eder.

    Dünya ve belaları ne kadar büyük olursa olsun, dünyayı yaratan Allah’ın kulu olmanın mutluluğu ona yeter.

    İnsanlara, hayvanlara ve diğer yaratıklara şekil ve desen verenin Musavvir olan Allah olduğunu bildiğinden mevcud ne ise razı olup kimseyi aşağılamadığı gibi aşağılayanları da aşağılara düşmekten korumaya çalışır.

     

     

     



     

     

    DOĞUM SANCISINI DOĞACAĞIN SEVİNCİYLE HAFİFLETELİM

    Krallar, kılıcını kaldırırlar ve halkına “Benim krallığımı kabul edenler başlarını eğsinler. Benim krallığımı kabul etmeyenler başlarını dik tutsunlar ve ben başlarını bu kılıcımla alacağım” der ve onlar da gönüllü ve gönülsüz başlarını eğerler.

    Böylece yüzde yüz olmasa da bir kaç tane kelle alınsa da yüzde doksan dokuz halkın onayıyla seçimi kazanarak demokrasi krallığını ilan ederdi.

    Mekke parlamentosu ile bu gün Demokrat devletlerin zirvesi olan Birleşmiş Milletlerin üstünde olan ve sözünün üstüne söz söylenemeyn daimi beşlerin seçilme usülü bibirinin aynınısının tıpkısıdır.

    Ebucehil, Ebu Leheb, Velid b Muğıyra, Ümmeyyetübnü’l Halef,Utbe b. Rabia, As b. Vail...gibi Mekke parlamentosunun daimi üyeleri, zaman içinde öldürdükleri insan sayısı, soydukları kerva sayısına göre güç kazanıp eski adıyla “Dar’ün-Nedeve” yeni adıyla Mekke Parlamentosunun daimi üyesi olurlardı.

    Zaman içinde batar, kuvvetten düşer veya din değiştirirse üyeliği de düşerdi.

    Kıyamete kadar gelecek her insana, hayvana ve tüm yaratılanlara rahmet peygamberi olarak gönderilen Sevgili peygamberimiz hakkında parlamnetolarında görüşme açılmış ve hapsetmek, sürgüne göndermek veya öldürmek seçenekleri üzerinde konuşmalar yapıldıktan sonra öldürmeye karar verirler.

    Bu olayı Rabbimiz şöyle haber verir:

    وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ (30)

    “Hani, o kâfirler seni hapsetmek, öldürmek veya çıkarmak için tuzak kuruyor­lardı. Onlar tuzak kurarlar, Allah da tuzaklarını bozar. Allah, tuzak ku­ranlara karşı­lık verenlerin en hayırlısıdır.” (Enfal süresi ayet 30)

    Sevgili peygamberimize onalrı tuzağını Rabbimiz haber verir ve Hicret izni çıkar.

    Mekke parlamentosunun güçlü üyelerinden Ebucehlin bir konuşmasını nakleder İbni Hişam:

    لَنُسَفّهَنّ حِلْمَك ، وَلَنُفَيّلَنّ رَأْيَك ، وَلَنَضَعَنّ شَرَفَك ؛ وَإِنْ كَانَ تَاجِرًا قَالَ وَاَللّهِ لَنُكَسّدَنّ تِجَارَتَكَ وَلَنُهْلِكَنّ مَالَك ؛ وَإِنْ كَانَ ضَعِيفًا ضَرَبَهُ وَأَغْرَى بِهِ

    “Yumşak huylu olgun dolgun adam eğer Müslüman olursa biz onu sefih/akılsız hale getiririz, görüşlerini çürütür zayıflatırız, şerefini ayaklar altına atarız, değersiz hale getiririz, ticaret yapıyorsa iflas ettiririz, malı varsa yok ederiz, kimi kimsesi yoksa, zayıfa dayak atarız”

    Size neyi ve kimleri hatırlattı?

    Birleşmiş Milletlerin daimi beş üyesinden Amerika’nın İslam Aleminde son beş yıl içinde öldürdüğü Müslüman sayısı iki milyonu aştığı halde bizim aklımızı, otuz yılda otuz bin Müslüman öldüren Saddam zalimine, el-Kaide’ye, IŞİD’e takıverdi.

    Öldüremediklerini de aziz iken zelil hale getirmeye çalıştı.

    İngilizlerin yaptığı herkesçe malum.

    Çinin, Doğu Türkistan’da zulmü her gece ve gündüzde devam ediyor.

    Rusya’nın yetmiş yılda Türk Cumhuriyetlerinde öldürdüğü Müslüman sayısının tespiti yapılamadı.

    Fransa’nın Afrika’da yaptığı katliamlar bu gün bile devam ediyor.

    Bunların seçimleri ve yaptıklarıyla Ebucehil ve diğer üyelerin seçim ve yaptıkları tıpkısının aynısıdır.

    Sonuç, Kazanan sevgili peygamberimiz olmuş, o kafir ve katillerin çocukları da Müslüman olmuşlar.

    Hülagu hanın torunlarının Müslüman olup İslam Bayrağını en yücelere çıkardığı gibi çağımız da İslam’a gebe idi ama son günleri geldiği için sancı biraz daha arttı.

    Doğum sancısının acısını doğacağı düşünerek hafifletmeye çalışalım.

     

     

     



     

    KARDEŞİM ALİ YILDIRIM KOÇ

    “Kardeşim” diyorum çünkü benden yirmi yaş küçüksün.

    “Kardeşim” diyorum çünkü Rabbimiz Hucurat süresinde bütün müminlerin kardeş olduğunu haber veriyor.

    “Kardeşim” diyorum çünkü Hazreti Adem’den kardeşiz.

    Dünyamızın geleceğiyle ilgili olarak siyasilerimiz, madenlere, petrole, altına, havaya, suya dikkat çekerken siz, insana dikkat çektiğiniz için, gelecek nesillerimize dikkat çektiğiniz için size teşekkür ederim.

    Dünya insanından ayrı yaşamıyoruz.

    Dünyanın öbür ucundaki olumlu veya olumsuz bir olaydan anında haber alıyoruz.

    İki yüz daireli bir apartmanda yaşar gibiyiz.

    Yedi milyar insanın yaşadığı bu apartman gibi dünyada üst katta komşunun biri bir atom çivisi çaksa öbürü gürültüsünü duyuyor, radyasyon yellese kokusundan zehirleniyor.

    Yedi milyar insanımızı zehirleyen ve bizi hep kötülüklere teşvik eden nefsimizle beraber yaşıyoruz.

    Nefsimizi hep sırtımızda taşıyoruz.

    Ondan kurtulma imkanımız yok.

    Can çıkıncaya kadar onunla beraber yaşayacağız.

    Nefsimiz de Rabbimizin Kur’an’daki ifadesiyle “Hep kötülükleri emreden biri. (Yusuf süresi)

    Bundan kurtulma imkanımız yok ama onun ağzına gem vurup iyi işlerde at gibi, araba gibi kullanma imkanımız var.

    Şu andaki dünyamıza bakarak telaşlanmak, hassasiyetimizin kaybolmadığını gösterir.

    Kötülüklere karşı bir tepki göstermek diriliğimizin işaretidir.

    Tamamen ümitsiz olmayacağız.

    Dünyamızdaki tatlı su rezervleri bilinmektedir.

    Yedi milyar insanın kirlettiği su da bilinmektedir.

    Mühendislerin hesabına göre bu elli yıl içinde temiz su kalmaması gerekirdi.

    Ancak rahmet sahibi Rabbimiz, bizim kirlettiğimiz suları güneşle buhara dönüştürüyor, hava imbiğinden geçiriyor bulutlarda bir de soğutuyor ve tertemiz olarak ve de bereketler yükleyerek tekrar bize rahmet olarak sunuyor.

    Rabbmiz bunu şöyle haber verir:

    وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً مُبَارَكًا فَأَنْبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِ (9)

    “Gökyüzünden bere­ketli su indirdik ve onunla bahçeler ve bi­çilen ta­neler bitirdik.” (Kaf süresi ayet 9)

    Yağmur yağarken sevgili peygamberimiz sırtını açar ve yağmurun doğrudan başına ve sırtına değmesini sağlarmış.

    Enes bin Malik’in haber verdiğine göre sevgili peygamberimiz bunu yapınca sorduk neden böyle yapıyorsun?

    قَالَ أَنَسٌ أَصَابَنَا وَنَحْنُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَطَرٌ قَالَ فَحَسَرَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ثَوْبَهُ حَتَّى أَصَابَهُ مِنْ الْمَطَرِ فَقُلْنَا يَا رَسُولَ اللَّهِ لِمَ صَنَعْتَ هَذَا قَالَ لِأَنَّهُ حَدِيثُ عَهْدٍ بِرَبِّهِ تَعَالَى

    - Rabbim bunu yeni yarattı ve bize yepyeni olarak geliyor” diyor. (Buhar, Sahih, K. Salat’ül-istiska, Bab’üd-dua fi’l-istiska)

    Bize yaklaştığı anda ona yapacağımızı biz biliyoruz. Derhal o tertemiz yağmur tanelerini daha toprağımıza düşmeden havada kirletmesini biliyoruz.

    Yağmur tanelerini laboratuvarda araştıranlar araştırsın ama yağmur çiselemesinden sonra tertemiz arabalarınızın camında ve kaportasındaki kirleri görüyorsunuz.

    Aslında o çisentili yağmur bizim yanlışımızı gözümüzün önüne koyuveriyor ama o rahmet ve afvına sınır olmayan Rabbimiz o kirli suları alıp yine sıcak ve soğuk imbiklerde temizledikten sonra yine biz kirleticilere geri veriyor.

    İnsan kirletme kurumları ana rahminden tertemiz dünyaya gelen çocuklarımızı ne kadar Bush’laştırsalar da, ne kadar Şaronlaştırsalar da ne kadar Voyvodalaştırsalar da Rabbimiz, onların çocuklarını da tertemiz, İslam fıtratı içinde dünyaya getiriyor.

    Seherde açan taze gül gibi tertemiz ve cennet kokulu bu çocukları biz kirletiyoruz.

    Dünyamızı güneşle, yağmurla, karla, buzlanma ile, rüzgarlarla sularımızı temizleyen Kuddüs olan Rabbimizden daha iyi temizleyici olmadığını hepimiz biliyoruz.

    Bizim bütün aydınlatma aletlerimiz, güneş doğunca etkisiz hale geliverdiği gibi, bir yağmurun bir karın bir şehri temizlediği gibi insanların kirlenmemesi için insanı yaratan Rabbin kurallarını uyguladığımız gibi, kirlenmiş insanlarımız da yine Rabbin kurallarıyla temiz hale getirelim.

    Dünya adalet tarihinin ilk satırlarında yerini alan Hazreti Ömer’in “Peygamberim” diyeni öldürmek için gelecek kadar kirli iken nasıl bu duruma geldiği en canlı örnektir.

     



    ALLAH’I TANIMAK

    Biz Müslümanlar, “Allah vardır, birdir, ortağı ve benzeri yoktur, doğmamıştır, doğurmamıştır, dengi de yoktur” diyoruz.

    Bu sözler de bize ait değildir, Allah celle celalüh, Kitabı Kur’a-i Kerimde kendisini nasıl tarif etmiş ve sevgili peygamberimiz de o tarifi nasıl anlamışsa biz, ona göre Allah’a iman ediyoruz.

    Yahudilerin Hazreti Musa’ya:

    وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى نَرَى اللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ (55)   

    55- Hani; "Ey Musa! Biz Al­lah'ı apaçık şekilde görmeden sana inan­ma­yız" de­miştiniz de, siz bakıp dururken sizi yıl­dırım çarpı­vermişti.” (Bakara süresi ayet 55) demişlerdi de cezalarını dünyada çekmişlerdi.

    Aynı mantıkla kafirliği seçen bir kısım öğretmenler bir zamanlar öğrencilerine “Bakınız, ben varım ve siz beni görüyorsunuz. Kapı pencere var ve siz görüyorsunuz. Allah da olsaydı görürdünüz” deyince öğrencilerden biri “Öğretmenim, sizi görüyoruz ama aklınızı ve ruhunuzu göremiyoruz. Yoksa siz akılsız ve ruhsuz musunuz?” der ve susturur.

    Şair İsmail Safa:

    "İdraki uluhiyyetine var mıdır imkan

    Aklın dahi mahiyyetini bilmiyor insan" deyivermiş.

    "Akl”ın ne olduğunu kavrayamayan insan, bu akılla Allah'ın zatını kavramaya çalışıyor. Kavrayamayınca en zor yolu seçiyor ve inkara yöneliyor.

    Rabbimiz:

    لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ (103)

    103- Gözler O’nu göremez; O, gözleri görür. O, Latif (Her şeye nüfuz eden, gözle gö­rülmeyen, in­sanlara lütufda bulunan) dir. Her şeyden ha­berdar­dır.” (En’am süresi ayet 103)

    Hazreti Ebubekir ile Hazreti Ali (Allah onlardan razı olsun) bu konuda şöyle demişler:

    Hazreti Ebubekir:

    العجز عن درك الإدراك إدراك

    “Allah’ın mahiyyetini anlayamayacağını anlamak, gerçek anlamaktır”

    Hazreti Ali devam etmiş:

    والبحث عن سر ذات الله إشراك

    “Allah’ın zatının sırrını araştırmak ise Allah’a ortak koşmaktır”

    Dedem Korkut:

    "Yücelerden yücesin

    Kimse bilmez nicesin

    Görklü (güzel) Tanrı

    Çok cahiller seni gökte arar, yerde ister

    Sen hod (kendi) mü'minlerin gönlündesin" der.

    Necip Fazıl Kısakürek de:

    “Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur” diyerek mahiyetinin bilinemeyecğine dikkatimizi çekiyor.

    Firdevsii Tusi de Farsça şiirinde:

    “Hudavendi balayı tüi

    Ne danem herçi hesti tüi” Yerin göğün Rabbisin. Nesin bilmiyorum ama sen, ne isen osun” deyivermiş.

    Rabbimiz: "Gözler onu idrak edemez. O gözleri idrak eder. O her şeye nüfuz eden, iyilik yapan ve her şeyden haberi olandır" buyurur. (K.K. En'am 103)

    Yaratanı inkar çok zor olduğundan, bilim ilerledikçe insanlığın hayranlığı arttıkça, bu kadar düzenli bir şeyi binlerce yıl önce yaratan birinin varlığını kabul etme zorunda kalıyor ve yaratanı kendi aklı içine hapsederek onun varlığını kendi aklınca kabul edip kabul ettirmeye çalışıyorlar.

    Geçmişte Aya, güneşe, ateşe, hayır tanrısına, şer tanrısına, ineğe tapınanlar aslında kendisine tapınan adamın uydurduğuna tapınmışlardı.

    Çağımız putperestleri de onlardan farksızdırlar.

    Yaratma yetkisini kabul ettikleri tanrılarının yönetme yetkisinin olmadığını iddia ediyorlar.

    Biz, ise yaratan, yaşatan ve yöneten Allah celle celalüh, kendini nasıl tarif ediyorsa, elçisinin anladığı ve anlattığı şekilde inanıyoruz.

     



    DÖNEN DOLAP BOYASI OLMAYALIM

    Hazreti Nuh’un gemisi Ağrı dağına  mı indi yoksa Cizre’deki Cudi dağına mı indi? Sorusunu soruyor programı hazırlayan.

     İslami ilimlerde Prof olmuş iki kişiyi sıkıştırıyor.

    Biri “Nuh’un Ağrı dağına indi” diyor, öbürü “Cudi dağına indi” diyor.

    Programcı reyting peşinde.

    “Ağrı dağına indi” diyene Ama Kur’an’da Cudi dağı diyor diye itiraz ederken “Evet, Cudi dağına indi” diyene “Efendim zaman içinde bir çok yerin adı değişiyor ne bilelim buranın da adının değişmediğini” diyerek iki saat boş küp çatışmasının gürültüsünü dinliyoruz.

    Bunu örnek olarak verdim.

    Asıl tenkit edeceğim konuların ismini vermedim. Çünkü tartışılan o konular, şu anda Müslümanların aklına gelmeyen, İslam dışı hayat yaşayanların hiç duymadığı konular konuşturuluyor ve laf cambazı olan programcı ikisini de  tongaya düşürüp hem dalga geçme tuzağının içinde tutuyor hem kelime oyunlarıyla işkencesini çaktırmadan uyguluyor.

    Bu türden konuların adını bir de ben söyleyerek gündeme getirmek istemem, duymayanlara duyurmak istemem.

    Bin üç yüz yıl önce yaşanmış bir olayda ölen mi haklıydı, öldüren mi haklıydı diye bir soru sorulduğunda iki dost konuşmacı birbirlerinin kalbini kırarak stüdyodan ayrılıyorlar ve sonuca da varılması mümkin olmuyor.

    Şu anda dünyanın bir çok yerinde haksız şekilde Müslüman katleden milletlerin uyduları aracılığıyla biz, bin yıl öncesi Müslümanların hatalarını tartışıyoruz, o “Devlet” kelimesiyle teröristliğini kapatan katiller ordusu da aynı uydular vasıtasıyla şu anda yaşayan ve kafirlere karşı direnen Müslümanlardan kimi öldüreceğini nasıl öldüreceğini araştırıp uyguluyor.

    Adam, zina ettiği evden çıkarken evin balkonunda leğenin içindeki suya bakan ev sahibine sormuş, “Nereye bakıyorsun?” demiş.

    “Yıldızlara bakarak geleceği görmeye çalışıyorum” deyince “Be adam yıldızlara bakarak geleceği okuyacağına eviyin içinde olanları görseydin” deyivermiş.

    Biz, zamanımızın zaliminden, mazlumundan, katilinden, maktulünden, delisinden, velisinden, dervişinden, berduşundan, hırsızından arsızından...sorumluyuz.

    Programa davet edildiğinizde ve bir salonda evde konuşacağınızda konuyu siz belirleyin ve konu bir gün öncesine yönelik değil bu güne ve yarına faydası olacak şekilde olsun ve Müslüman-kafir herkesi ilgilendirecek şekilde olsun.

    Dönen dolapların renklenmesi için malzeme olmaktan sakınalım.

    Kur’an’ı Kerimde bir kaç defa “Geçen geçmiştir” buyurur Rabbimiz. (Bak Bakara süresi ayet 275, Nisa süresi ayet 22-23)

     

     

     



     

    BENLİK PUTUMUZUN GÖLGESİYLE HAYATI KARARTMAYALIM

    “Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır”

    Ekmek bandırarak yiyenler, kaşıkla yiyene, kaşıkla yiyenler de ekmek bandırarak yiyene karışmasınlar.

    Pekmezle yoğurdu karıştıranla sade yiyen birbirlerini ayıplamasın.

    Tertemiz elleriyle yiyene çatalla yiyenler karışmasın, çatalla yiyene de elle yiyenler karışmasın.

    Büyüklerin yanında bacağı bacağın üstüne atarak oturanla oturmayanlar birbirini ayıplamasınlar.

    Bu türden saygı anlayışını belirleyen örftür.

    Örfler de beldelere göre, bölgelere göre değişir.

    Hacca giden Türkler, Arapların Kur’an-ı Kerimi okuduktan sonra kapatıp başının altına koyup uyuduklarını ilk gördüklerinde o adamın çarpılacağını zannederler ama çarpılmadığını görünce hocaya sorarlar.

    Türkler’de Kur’an-ı Kerimi göbekten aşağıya indirmemek ona bir saygı ifadesidir. Ona gördüğü ters gelmektedir.

    Biz, yine göbekten aşağıya indirmeyelim ama başkasını da bizim gibi davranmadığı için ayıplamayalım.

    Sütü tuzlu, ayranı tuzsuz içenle, tam aksini yapanlar lezzet tartışmasına girmesinler.

    Herkesin ağzı kendine aittir.

    Neden tad alıyorsa öyle yesin.

    Benim düşüncem bana aittir, eşimin, çocuklarımın düşünceleri kendilerine aittir.

    Aynı yere bakıp ayrı şeyler görmemiz gibi bir şey bu.

    Biz, yaratanımızın ve onun elçisinin yasaklarına uymakla görevliyiz.

    Çevremizde en yakınlarımızdan en uzağımızda olanlara kadar gücümüz oranında Rabbin yanlış, haram dediklerini duyurmakla ve engellemekle görevliyiz.

    Şahsımıza ait yasaklar yalnız kendimizi bağlar.

    Yedi milyar insanın parmak çizgilerinin ayrılığı gibi her şeyde biz, birbirimizden ayrıyız.

    Hiç bir insanın görüşü, duyuşu, tutuşu, anlayışı diğer insanları bağlamaz.

    Birbirimizden bağımsız yaratılmışız.

    Hepimizin bağlı olması gereken, hepimizi yaratanın kelamıdır.

    Rabbimiz buyurur:

    يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ (21)  

    21- Ey insan­lar! Sizi ve siz­den ön­cekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, takva sa­hibi ola­sınız.

    الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ (22)

    22- O sizin için yer­yü­zünü döşek, gökyü­zünü bina (ta­van) yaptı. Gökten yağ­mur indi­re­rek o su ile size rızk olarak meyveler çı­kardı. O halde bile bile Allah'a or­taklar koş­ma­yın”  (Bakara süresi ayet 21-22)

    İşte bu emir, herkesi bağlar.

    Benim güzel, iyi, hayırlı, doğru gördüğü şeyler yalnız beni bağlar.

    Belki başkalarına tavsiye edebilirim ama zorlayamam.

    Ama Allah’ın ve onun Rasülünün emir ve yasakları, iyi, kötü, hak, batıl, hayır, şer, helal, haram diye bildirdikleri bütün insanlığı bağlar.

    Hiç bir insan, bir diğerine kayıtsız şartsız bağlanmak zorunda değildir ama yaratan, yaşatan ve yöneten Rabbine kayıtsız şartsız bağlanmak zorundadır.

    Bulunduğunu yerde insanların yürüyüşüne dikkat ediniz.

    Herkes iki ayak üzerinde yürür ama hiç birinin yürüyüşü diğerine benzemez.

    Şimdi despotun biri çıksa ve “herkes benim gibi yürüyecek” dese ne olur?

    Kendini yormaktan ve halkına zulmetmekten başka hiç bir işe yaramaz.

    Düşünce ve davranışlarda da bu böyledir.

    Yedi milyarın her biri yalnız yaratanının dediklerini elçisinin uyguladığı gibi yapmak zorundadır.

    Bu inancımızı biz, her gün beş vakit namazımızda Fatiha süresini okurken “İyyake na’büdü/Ancak sana kulluk yaparız” diyerek gönülden dile getiririz.

     



    ZALİMLİK ZOR İŞ

    Her aklı başında adamın yapabileceği bir iş değil.

    Önce aklına sefaheti kılavuz yapacaksın.

    İnsafı, gönlünden sürgüne göndereceksin.

    Ana, baba, kardeş, çocuk, dost... hepsi sana çıkar sağladığı sürece yakınındır.

    Sana hizmet eden en uzak kişi en yakınındır.

    Hatır-gönül tanımayacaksın.

    Kadir kıymet bilmeyeceksin.

    Çıkarın ne ise ona kilitleneceksin.

    Bunu yapabilmek için her şeyi yapmaktan çekinmeyeceksin.

    Para gücüyse para, bilek gücüyse bilek, makam gücüyse makam, devlet gücüyse devlet.

    Hepsini zulmüyün önüne sereceksin.

    Yeni bir sistem oluşturmayacaksın.

    Ad, Semud, Firavun, Karun, Haman, Ebucehil, Deli Petro, Bush..... gibi tarih boyu zalimlik anıtına bir çivi çakabilmiş insanları sevmeyeceksin ama başka çıkar yol da olmadığından onların koyduğu kurallara inanmasan da çıkarın ondan olduğu için o kuralları koruyacaksın.

    O kurallara karşı gelen kim olursa olsun cezasını keseceksin.

    Gölgenden bile korkacaksın.

    Bir çok mafya ve siyasi liderlerin ölümü korumaları tarafından olmuştur.

    Korumalarından korkacaksın.

    Çünkü gariplerin aaaaahları atmosferde dolaşıp durmakta.

    Midelerini dolduracak bir şeyler bulamayan, bacaları tütmeyen, gönülleri İslam’a, kuralları batı standartlarına bağlı evlerin çatılarından aaaaahlar yükseliyorsa, ülkenin üzerine karabasanlar çöker ve bu karabasanlar, hırsız, gaspçı, köşe dönücü, tacizci, katil, terörist, kiralık katiller çetesi, soyguncu, harami olarak dolaşır aramızda.

    Aaaaahlarla yüklü havanın giremeyeceği mekan yoktur.

    Her zaman ve her yerde zalimi ve zalime destek çıkanları yakması mümkündür.

    Yürüyüşüyle evde eşini ve çocuklarını aşağılayarak yürüyorsa onları eziyor ve zulmediyor demektir.

    Babanın ve annenin insan içine çıkmasını engelliyor ve onların yüzünü kızartıyorsa zalimlik yapıyor.

    Komşular, onun mahallede, sitede olmasından rahatsızsa zulüm 24 saat devam ediyor demektir.

    Kural koyuyorsa, o hak ona verilmediği için her halde zulmeder.

    Allah’ın koyduğu kurallardan aşağısını koysa da fazlasını koysa da zalimdir.

    İnsanı yaratanın koyduğu kurallar en uygunudur.

    Rabbimiz, sevgili peygamberimize, o günün Hıristiyan ve Yahudilerini içine alan “Ehli Kitab” ı örnek vererek onların iman etmeyenlerinin delilden, kanıttan, mucizeden anlamadıklarını, onlara her türlü delil getirse ona uymayacaklarını haber verdikten sonra, onların hevalarına, yani çıkarlarını korumak ve yeni çıkarlar sağlamak için koydukları kanunlara uymaması gerektiğini, uyduğu takdirde sevgili Peygamberimizin de zalim olacağını şöyle ifade ediyor:

    وَلَئِنْ أَتَيْتَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ آَيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا أَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ إِنَّكَ إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ (145)

    145- Kendilerine kitap verilenlere, Sen bütün de­lilleri getirsen Sen'in kıblene tabi olmazlar. Sen de onların kıblesine tabi olmaz­sın. Onların bir kısmı di­ğer kısmının kıblesine tabi olucu değildir. And olsun Sana gelen ilimden sonra onların hevesle­rine uyar­san, Sende o tak­dirde zalimlerden olursun.” (Bakara süresi ayet 145)

    Yani, yanlış terazinin başına kim oturursa otursun yanlış tartar.

    Yanlış terazinin başına dürüst adam oturmasıyla yanlış adamın oturması arasında fark olmaz.

    İkisi de yanlış tartar ve ikisi de zulmeder.

     



     SAVRULURKEN BİRBİRİZLE SAVAŞMAYALIM

    Fırtınalar, ağaçların dallarını kırar, bazılarını kökünden söker, siler süpürür, bir çok hasar meydana getirir ama bilemeyiz dünyanın devamı için onlar da lazımdır belki.

    Biz, kendi küçük aklımızla, küçücük ömrümüze uygun planlar yaparız, fayda ve zararları kendimize göre ayarlar ve kararlar veririz.

    Hani, hava karardığında, çiftçinin yüzü güler “Yağmur yağacak” dermiş. Aynı havayı gören kerpiç yapıcısı, beton dökücüsü, harmanda hasat toplayıcısı bu yağmurdan memnun olmazmış.

    İki bin metre yükseklikteki dağın başında kar sularından meydana gelen gölcükte meydana gelen deniz hayvanlarını denizden alıp dağların başına bırakan fırtınaların hortumları yapar.

    Doğunun tohumlarını batıya, batınınkileri güneye, güneyinkileri kuzeye nakleden rüzgarlar, Allah’ın bize en geniş rahmetidir.

    Bu günlerde inkar fırtınaları esiyor.

    Haçlı fırtınasına Amerika’nın yanında Rusya da katıldı.

    Her taraftan esiyor, baş kesiyor, yıkıyor, yakıyor.

    Altı yönden esen bu fırtınalara Anadolu’da “Deli Yel” denir.

    Sıcak günlerde eserek yakıp kavuran Sam Yeli gibi esiyor.

     Hıristiyan ve Yahudi ittifakının kokuşmuş mahzenlerinde yıllanan küf, kin, intikam, kan, çığlık, gözyaşı karışımlı silahlarıyla saldırıyorlar.

    Onların hesabı varsa Allah’ın da hesabı vardır.

    Bize düşen görev Sam Yeli gibi değil, Bad-ı Saba gibi esmektir.

    Rabbimiz:

    فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ)

    “....Sana düşen, ancak tebliğ etmektir. Hesap da bize aittir.” (Ra’d süresi ayet 40) buyurmuş.

    Biz, Meltem gibi, İmbad rüzgarı gibi esmeye devam edeceğiz.

    Mekke’den esmeye başlayan İslam’ın rüzgarı dünyanın her tarafında nice kafirleri ihya etmeye devam ediyor.

    Kafirliğin Sam Yelleri önünde cehenneme paketlenip gönderilen insanların, cennete gitmesi için tatlı dille İslam’ın meltemini estirmeye ehil kişiler, yerlerinden kıpırdayamaz halde iken, Haçlı rüzgarının önünde savrulmaya ve hareketsiz yatan, kanı uyuşan veya uyuşturulan, kanan veya kandırılan Müslümanlar, savrulurken anladılar gerçeği.

    İman çiçekleri açtırmak üzere Sam Yelinin önünde savruluyoruz.

    Kıtlık, fakirlik rüzgarının önünde daha önce de savrulmuştuk.

    Ergenekon’dan çıkışımız da kıtlık önünde savrulma idi ama İslam’la şereflendik ve İslam’ın bayrağını Malazgirt’ten, İstanbul’dan Viyan’a önüne kadar götürdük.

    70 sente muhtaç olduğumuz 1960-70 li yıllarda kıtlık bizi Avrupa’ya savurdu.

    Alman sosyologları, psikologları, pedagogları el birliği edip işçileri asimile edeceklerini ellerini ovuşturarak siyasilere bildirdiler.

    Bu gerçeği 1980 darbesinin ardından Almanya’ya giden Cem Karaca’nın Almanya’da Alman diliyle doldurduğu kasetlerinden ikisini terceme ediverdi bir tanıdığım:

    Almanların diliyle:

     “İşçi ithal etmiştik, insan çıktı.

    Bira içirdik medeni yaptık,

    “Şerefe” demeyi öğrettik dinden çıkardık, kendimize entegre ettik.

    Çöpçü olarak biz, onları çok seviyoruz...” diyormuş.

    İşçi olarak giden sonradan insan oldukları anlaşılan Avrupalılardan milyona yakın gayri Müslimin İslam’a girmesine sebep oluverdiler.

    Konya Beyşehir’den işçi olarak giden biri Avrupa’da yılın işadamı seçilmişti.

    Bizim nesil Cem Karacayı daha iyi bilir.

    Tiyatrocu anneden dünyaya gelir.

    Robert kolejinde okur.

    Elvis Presley  hayranlığı Askere gidinceye kadar devam eder.

    Askerlikte Anadolu insanını ve kültürünü tanır.

    İşte o Cem, kültür ve mutluluk alanında sizin aklınızın beş para etmediğini söylüyor.

    İstanbul’da Avrupa hayatını yaşayan bir ailenin çocuğunu bile ikna edememiş bir kültürünüzle İslam alemine nizam veremezsiniz.

    Bu savrulmada biz, biraz acı çekeriz ama doğum sancısı çeken hanım gibi, sizlerin Müslüman olup kardeşlerimiz arasına girmenizle biz, her acıyı unutur, bağrımıza basarız.

     



    AÇILIMCILARA NASİHAT

    Açılım yapalım derken acıklı olaylara sebep olmayalım.

    Aç adama “açılım” dan bahsetmeden önce açlığı giderilmeli.

    Aç insanları doyururken aç ile aç gözlüyü ayırt etmeli.

    Otuz yılda harcanan üç yüz milyar doların bir çoğu aç gözlülerin eline geçtiği söylenir.

    “Açılım” alnı açık insanların yapacağı iştir.

    Aç gözlülerle ağzı açıkları doyurmak mümkin değildir.

    Açılım yaparken geçmişten söz edilmez.

    “Açma kutuyu, söyletme kötüyü” demişler.

    Açık sözlerle açılım yapılır.

    “Beni yanlış anladınız” dedirtecek kapalı, kinayeli, mecazlı, istiareli kelimelerden kaçınılmalı.

    Bu açılımın olursa olur olmazsa dönülür mantığı içinde “Fal açmak” olmadığı bilinmeli.

    İşin “Gönül açma” işi olduğu, Ferhad’ın dağı delip su akıtmasından daha zor olduğu bilinmeli ve gönül dağlarına el ve dil balyozuyla vururken kuyumcudan daha hassas davranmalı.

    Rabbimiz, katı yürekleri anlatırken onun taşlardan daha katı olduğunu anlatır:

    “Sonra bunun (mu'cizenin) arka­sından kalple­riniz katılaştı. Onlar taş gibi hatta daha da katı. Çünkü nice taş­lar var ki, içinden ırmaklar kaynar, ni­celeri de var ki, çatlar da on­dan su çıkar. Ve ni­celeri de var ki, Allah kor­kusuyla yu­karıdan aşa­ğıya yu­varlanır. Allah yap­tık­ları­nız­dan ha­bersiz de­ğildir.  (Bakara süresi ayet 74)

    Gönül açmak oruç açmak gibi kolay değildir.

    Gönlün açılması için gözlerin açılması gerekir.

    Gözlerin ve gönüllerin açılması da irfanla olur.

    Şair Hadi Abdüsselim zade, kime bir buğday danesi kadar irfan bağışladın. Sızlanma, şikayet etme, irfan verdiğin konusunda elinde delilin var mı? anlamında şöyle diyor:

    “Kime bahşeyledin bir habbe irfan

    Acıklanma elinde var mı bürhan”

    “İrfan verdiğim konusunda elindeki Üniversite diploması delilimdir” demeyin.

    Adamları delirten diplomadır o.

    Gönlünü ve gözünü açanlar açılım yapabilirler.

    Açılım yapanlar kendileri de açılırlar.

    Derdini açanın ağzını kapatırsanız acıların selinde boğulursunuz.

    Evlerde, meydanlarda, okullarda sözle, pankartla derdini anlatanları, hastanede acıdan feryat eden adam gibi görünüz ve doktor gibi kulak verip ciğerinden dinleyiniz.

    Derdini açanların derdine derman olmak varken yarasına tuz-biber ekilmez, copla yaralar deşilmez.

    Açılımı hep karşıdan bekleyenler bilsinler ki eğer kendileri de açılım yapmazlarsa yine kendileri zarar görürler.

    “Aç gözünü açarlar gözünü” demişler.

    Her şeyi karşıdan bekleyip el açmak yerine açıkgöz olmadan gözünü açmalı.

    Açılımı kadınlarımızın başını açmakla başlatan zorbaların yerinde yeller esiyor. Kaybolmasınlar, daha sonra gelenlere örnek olsunlar diye daha hayatlarında iken tarih müzesine kaldırıldılar.

    Ayrı bayrak açmakla açılım yapılmaz.

    Kapıları hep açık bırakmak gerekir.

    Açılımdan hiçbir zaman ümit kesmemeli.

    Çiftçi güz ve kış mevsiminde gördüğü ağaçlarının kuruluğundan ümit kesmez ve baharın çiçek açtıran havalarını bekler.

    Yenişehirli Avni bunu çok güzel dile getirmiş.

    “Kişi elbet açılır kuru ağaç olsa bile

    Bu havalarda bu mevsimde ne mümkin aram” (Aram: dinlenmek)

    Kuru ağaçların bile açılımını beklediğimiz bu günlerde biz, çorak gönüllerimize Rahim olan Allah’ın rahmet ayetlerini, rahmet peygamberinin merhametini, rahmet ümmeti olarak Nisan yağmurları gibi yağdırıp Mayıs çiçekleri gibi açılalım.” Not:16/11/2009/Pazartes/tarihli Milligazete’deki makalemdir.

     

    RAMAZAN AYINA LAYIK BAYRAM OLSUN

    Yarın Salı günü, 2016 yılının Ramazan bayramının birinci günü.

    80 milyonluk Türkiye’nin, 2 milyara yakın İslam aleminin toplu sevinç ve eğitim günleridir.

    Salı günü sabahleyin şafak atınca uyanacağız.

    İnşaallah gaflet uykusundan uyanmamızın şafağı da atar bu günlerde.

    Banyomuzu yapacağız, dişlerimizi temizleyeceğiz, evde bulunan elbiselerimizin en temiz ve güzel olanını giyeceğiz.

    Ağzımıza tatlı bir yiyecek alacağız.

    Tatlı yiyip tatlı konuşacağız.

    Evimizden çıkarken Besmele ile, sağ ayakla kapıdan çıkacağız.

    Gördüğümüz herkese tebessümle sevgilerimizi selam ile iyilik, güzellik, güvenlik, dileklerimizi sunacağız.

    Dilimizde hep tekbir olsun.

    “Allahü Ekber/En büyük Allah’tır” derken çağdaş Firavunların tamamının gücünü toplasalar, evreni/kainatı yaratanın gücü yanında sinek pisliği kadar yer tutmayacağını hatırdan geçiriverin.

    Ezanlarımızdaki her tekbiri duyuşumuzda biz de tekbir getirelim ve manasını da hatırdan geçirelim.

    Namazımızda her tekbir getirişte manasını da düşünelim.

    Biriyle beraber camiye giderken tekbir getirecem diye konuşmayı kesmeyin.

    Güzel kokunuzdan ona da ikram edebilirsiniz.

    Tatlı yiyecekler, tatlı sözler, gülümseyen yüzler ama “Allahü Ekber” derken boyun eğmeyen Müslümanlar olduğumuzu yaratılanların Allaha baş kaldıran büyüklüğünü tanımadığımızı da ifade etmiş oluyoruz.

    Can ve din düşmanımız olan kafirlere bile hidayet isteyen gönüller ve dillerle bütün Müslümanların yalnız ve yalnız Allah’ın kriterlerine uymayı istiyoruz Rabbimizden.

    Yalnız gönül bağıyla bağlanıp dili güllü eli bağlı cimrilerden olmadığımızı dünyaya ilan ettik Ramazan ayı boyu.

    Sadaka-i fıtırlarımız, zekatlarımız, oruç fidyelerimizle kasalar ve keseler arasında da akım sağladık.

    Yalnız Sadaka-i fıtır, bir miyar liranın el değiştirmesine sebep oluyor.

    Zekatlar, milyarlarca rakama ulaşır.

    Hatta eğer “Laiklik elden gidecek” korkusu olmasa da zekatları İslam’da olduğu gibi devlet alsa ve “Zekatlardan Sorumlu Bakanlık” aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine, asgari ücretin iki katı maaş bağlansa muhtaç insanımız kalmaz.

    Defterdardan her yıl vergi plaketi alan bir işadamımız anlatmıştı:

    “Defterdar, plaket verdiği işyerlerine ziyarete de gelir. Bana da geldiğinde beni tebrik etti.

    Ben de ona, “Siz yüzde kırka yakın vergi alıyorsunuz. İslam ise yüzde iki buçuk alıyor. Ben, bu sistemin yetiştirdiği Mali Müşavirlerin kaçıramadığından verdiğim vergiler için beni tebrik ediyorsun. Ama benim imanım gereği verdiğim yüzde iki buçukluk zekat, vergimden daha fazladır”

    İftar sofralarına akrabaların hepsini davet ederek küs olan kardeşlerin ve akrabaların küslüğünü bilmezden gelerek, görüşmelerini, konuşmalarını, barışmalarını sağladık.

    “Hocam akrabaları iftara çağırdım ama benim aklımdan bunlar geçmedi” demeyin. Siz doğru olanı yaptınız ve benim dediğim sonuca, farkına varmadan ulaştınız.

    Bayramınız mübarek olsun.

    Allah gönlünüzde hep cennet rüzgarları estirsin.

    Midenize haram girmesin, dilinizden yalan çıkmasın.

    Hiçbir fetva, hiçbir mantık oyunu, hiçbir laf kalabalığı, sizi yalana ve harama yaklaştırmasın.

     

     



     HALA KENDİMDEN UTANIRIM

    Şık giyimli hocanın adını duymuştum ama görmemiştim. Çok değerli bir arkadaşımın nişan merasiminde aynı odada oturduk.

    Çelik gibi bir hafız olan, her harfinin mahrecini/çıkış yerlerini çok iyi bildiği halde kelime ve harflerin ne anlama geldiği ve Ayetlerin bize ne söylediği konusunda hiçbir çalışması olmayan biri idi.

    Aynı odada 18 veya yirmi yaşlarında görünen tanımadığım bir gençle tartışmaya tutuştular.

    Genç haklıydı, şık giyimli hafız, haksızdı ve şöhretiyle genci alt etti. Delikanlı odayı terk etti.

    Delikanlı gittikten sonra ağzımı açtığımdan ve zamanında destek veremediğimden dolayı hala tanımadığım o genci yardımsız bırakmanın acısını çekerim.

    O genç çıktıktan sonra sözü aldım ve şık adamın fiyakasını doğruyu delillendirerek “bozdum” demeyeyim belki yanlışlarla şık görünen bu adamın daha sonra doğru söyleyerek şık olmasını da sağlamış oldum.”

    Ama zamanında yardım edemediğime hala üzülürüm.

    Siz, böyle bir duruma düşmeyin. Yardım zamanında gelirse yardımdır.

    Aç adam öldükten sonra ölü yemeğini göndermenizin faydası yoktur.

    Mücahidi kafire teslim ettikten sonra tabutunu altından yapmanız  iş değildir.

    Doğru davranışı çok başarılı bir avukat anlattı: “1968 yıllarında İstanbul Hukuk Fakültesinde okuyorum. Masonluğunu kendisi söyleyen bir ceza yasası Profesörümüz vardı. Derslerine çok iyi hakim olan bu adam, siyasetçiler üzerinde de çok etkindi.

    Çin ceza yasasının başlangıcını, uygulanmasını, felsefesini akıcı bir dille anlatır ben de çok iyi notlar tutarak ezberlerdim.

    Grek hukuku, Roma hukuku, tarihi ve felsefesini aşıkane bir dille anlattı. Ben de hocanın bu anlatışına kapıldım gittim.

    Bir gün geldi İslam’da ceza yasasını anlatacağını söyledi.

    Çin, Grek ve Roma hukukunu anlatan O ağır başlı adam gitmiş, yerine şaklaban bir adam gelmiş ve İslam Ceza yasasını herkesin güleceği bir kıvama getirerek anlatıyor ve öğrencilerin bir kısmı gülmekten kırılırken “Kur’an böyle diyor” diye iftira da atıyor.

    İslam ceza yasasını bilmem ama dinime de laf ettirmem.

    İstanbul’a gelirken anam, bir tane cep Mushaf’ı satın almış ve beni koruması için cebimden hiç çıkarmamamı tenbih ederek vermişti.

    Okumuyordum ama yanımda taşıyordum.

    Ayağa kalktım, cebimden Mushaf’ı çıkardım ve ceza profesörüne: “Kur’an burada, alınız ve hangi ayetinde bu senin anlattıklarını yazıyorsa gösteriniz. Bilim adamına bu yakışır” dedim.

    -               Odama gel orada göstereyim dedi.

    Burada durun ve böyle bir cevap size verilseydi Profesörün odasına gider miydiniz?

    “Gitmezdim” diyenler de, “Giderdim” diyenler de dikkatle okumaya devam ediniz. Avukat profesöre ne dediğini anlatmaya devam ediyor:

    -               Siz, Kur’an’a iftira suçunu burada arkadaşların huzurunda işlediniz. Kaynak kitap Kur’an benim elimde, isterseniz bundan gösteriniz, isterseniz odanıza kadar gidip aldığınız notlara bakarak ayet numarasını getirip burada, iftira suçunu işlediğiniz yerde, ayetin numarasını vererek manasını okuyalım dedim. Çekti gitti ve her imtihanda pekiyi yazdığım halde sıfır vererek bir buçuk yılıma mal oldu.

    Derken Amerika’ya ders vermeye gittiği bir zamanda yine onun kafasında olan ama insafını hepten yitirmeyen profesörün imtihanında “iyi” not alarak geçtim.

    Rabbimiz, Tevbe süresinin 71 inci ayetinde Müminin dostunun mümin olduğunu, Hucurat süresinin 10 uncu ayetinde Müminlerin kardeş olduğunu haber verir.

    Rabbimiz Tevbe süresinin 38, Nisa süresinin 75 inci ayetlerinde mazlumların yanında, zalimlerin karşısında yer almamızı ve bunu yaparken dünya hayatının imkanlarına kanmamamızı ister.

    Sevgili peygamberimiz de:

    الْمُؤْمِنُ أَخُو الْمُؤْمِنِ لَا يَخْذُلُهُ

     “Mümin, mü’minin kardeşidier, onu yardımsız bırakmaz…..” diyor. (Beyhaki, Şuab’ül İman,hadis no 10637)

    Bu insaflı profesör, asistanına “Onu bul, pekiyi almayı hak ettiğini ama Amerika’daki arkadaşıma ayıp olmasın diye “İyi” not verdiğimi söyle” demiş.

    Mason Profesörün iftirasına gönlü razı olmadığı halde sınıfta kalmamak için ses çıkarmayanlar, hala maaş seviyesinde gelirleriyle yaşayıp gidiyorlar, bir buçuk yıl sonra mezun olmayı göze alan ve o sessizlerden sonra mezun olan bu avukat da o sınıftakilerin hepsinin bir ömür boyu kazanamayacağı parayı kazanmış ve kazanmaya devam ediyor.

    Geleceği düşünmeyin, yaşadığınız anın görevini yerine getirin.

    Kimsenin yaşam garantisi yoktur.

     



    AF EDENLER KAZANIR

    Af etmezseniz gece ve gündüzde her an içinizde bir kurt sizi kemirir ve yaralarınızı kangrene çevirir.

    Ama af ile size yapılanları yüreğinizde açılan yaraları silerseniz yaranız kapanır.

    Kurtlaşmış kardeşlerin saldırsalar aldırma. Yusuf gibi onları af edebilecek  gönül genişliğine erişirsen  dünyaya sultan olursun ve onlarda  sana boyun eğerler.

    Hz. İbrahim, kendisini ateşe atan, ülkesinden göçe zorlayan halkı hakkında: “Rabbim, o putlar birçok insanı saptırdı. Bana uyan bendendir. Bana isyan edene gelince şüphesiz sen, bağışlayansın, esirgeyensin” diye dua eder. (İbrahim süresi ayet 36)

    İsa aleyhisselâm, kendinin peygamber olduğunu inkar edenler, annesi Meryem validemize iftira edenler, sevgide aşırı gidip Hz. İsa’yı ve Meryem validemizi ilahlaştıranlar hakkında: “(Allahım) Eğer sen onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kulların. Eğer onları afvedersen, şüphesiz sen Azizsin, Hakimsin” diye Rabbine yalvarır. (Maide süresi ayet 118)

    Sevgili Peygamberimiz bir gece sabaha kadar namaz kılar ve her rekatta Fatihadan sonra İsa aleyhisselâmın bu duasını okur. (Ebu Davud, K. Vitir, hadis 1435)

    Rabbimiz buyurur:

    “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla afvetmez. Şirkin dışındakileri dile­diği için afveder. Kim, Allah'a ortak koşarsa (Allah yolundan) çok uzak bir sapık­lığa sapar.” (Nisa 116)

    Kainatın yönetiminde ve İnsanlık ailesinin yönetiminde yetkiyi Allah’tan alıp, Allahın kullarına vermenin adıdır şirk.

    Bunu yapanlar sapıklığın en kötüsünü yapmaktadırlar. Adam öldüren, tecavüz eden, yol kesen, organ ticareti yapan, kadın ticareti yapan, ülkeler sömüren, hortumlayanların hepsi sapıklık yapar ama bütün bu sapıklığın ürediği yer, Şirk ortamı olduğu için en büyük suç olarak Şirk suçu görülmüştür. Lokman süresinde “Şüphesiz Şirk, büyük bir zulümdür” buyurmuş Rabbimiz.

    Yukarda saydığımız ve sayamadığımız suçları işleyenler, “Benim günahlarım afvedilmeyecek kadar büyüktür” demesinler.

    Bütün insanlık ailesinin işlediği günahların tamamı bir araya gelseler Allahın afvı karşısında küçücük kalırlar.

    Rabbimizin Hadisi Kudsisini dinleyelim:

    “Ey Adem oğlu, sen bana yalvarıp benden ümit ettikçe senden sadır olan ne olursa olsun afvederim. (çokluğuna)aldırmam. Ey adem oğlu, günahların gökyüzüne ulaşsa, sonra da benden afv dilesen seni afvederim. Ey adem oğlu, eğer bana yeryüzü dolusu günah getirsen, sonra da bana ortak koşmadan bana gelsen(ölsen), bende sana yeryüzü dolusu afv ile gelirim.” (TirmiziSünen K..Daavat,bab 106)

    Şirkten uzak duralım, Allah’tan ümidimizi kesmeyelim ve İstiğfara devam edelim.Afvedici olalım.

     “Bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz veya bir kötülüğü afvederseniz muhakkak Allah afvedicidir, her şeye gücü yetendir.” (Nisa 149)

    Rabbimiz Bakara 52 de buzağıya tapınan sonra da af isteyen beni İsrail’i afvettiğini, Ali İmran 152’de Uhud savaşından kaçan Müslümanları affettiğini haber verir.

    Puta tapınmak, harpten kaçmak en büyük suç olduğu halde suçu işleyenler pişman olunca Allah onları cezalandırmak yerine afvediyor. Bizlerin de afvedici olmasını istiyor ve insanları afvedenler övülüyor. (Ali İmran 134) Yakınlarımızın katilini afvetmemiz tavsiye edilir (Bakara 178)

    Rabbimiz afvedicidir, afvı sever öyle ise bizde afvedici olmalıyız. Suçluların Tevbe etmelerine, özür dilemelerine yardımcı olmalıyız.

    Tevbe ettikleri zaman, harpten kaçanları, puta tapanları bile Afveden Rabbimizin kuluyuz biz.

    Eşimizi, çocuklarımızı, akrabalarımızı, dostlarımızı, düşmanlarımızı af gözüyle görmeye çalışalım. Hem kendimize iyilik yapmış oluruz, hem de afvettiklerimize iyilik etmiş oluruz.

    Halk kendine karşı işlenen suçları afvettiği gibi, devlette kendine karşı işlenen suçları afvederse kendi işini kolaylaştırır. Suçlunun kendisinin, yakınlarının ve suç ortaklarının intikam ateşini soğutmuş olur. Bir zaman sonra da ateşin sönmesine sebep olur. 



     MÜSLÜMANI HİÇ BİR KAFİR UZMAN ANLAYAMAZ

    29/05/2017

    Sineğin kartalı anlayamadığı gibi, karganın bülbülü sevemediği gibi, hiçbir kafir, Müslümanı anlayamaz.

    Türkiye şartlarında 17 saat midesine bir damla su, bir lokma yiyecek indirmeden durmasını anlayamaz.

    Hadi inancın insan üzerindeki etkisiyle açıklasın, bu sefer de bu adam diğer günlerde üç öğün ve ara öğünlerle doymazken şimdi 17 saat nasıl dayanır diye sorar kendine ve cevapsız kalır.

    Müslümanın dişiyle, tırnağıyla, alın teriyle, göz nuruyla helal yollardan kazandığı maldan sadaka ve zekat adı altında binler, milyonlar, milyarlar vermesini anlayamaz.

    Kafir anlayamadığı gibi çağımız Müslümanlarının bazısı da anlayamaz.

    Bir işadamımız anlatmıştı: “Şehrin defterdadrı, vergi rekortmenlerine pilket verdikten sonra işyerlerimizi de ziyaret ederek teşekkürlerini bildirmek için gezerken bizim işyerine de geldi.

    Kendisine  “Verdiğim zekat, size verdiğim vergiden fazla” dediğimde inanmak istemedi” demişti.

    Cihat, Mücahit ve şehitliği kafirin kursağı kabul etmez.

    Hani devlet dairelerinde bazı dolapların üzerinde “Yangında ilk kurtarılacak” yazısı vardır ya, işte bu dünya üzerinde yangından ilk kurtarılacak olan da insandır.

    Çünkü bu dünyada ülkelerin merkez bankalarında, borsalarında, pırlanta pazarlarındakilerden daha değerlidir bir tek insan.

    Çünkü Rabbimiz, yeryüzündekilerin hepsini insan için yarattığını:

     هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

    “O Allah ki, yeryüzünde olanların tamamını si­zin için yara­tan, sonra göğe yö­ne­lip yedi kat sema olarak donatan Odur. O her şeyi bilir.” Haber verir. (Bakara süresi ayet 2/29)

    Yeryüzünde hiçbir şeyin değerini hiçbir insanın önüne geçirmemek gerekir.

    Onun için sevgili peygamberimiz, hazreti Ali’ye:

    فَوَاللَّهِ لَأَنْ يَهْدِيَ اللَّهُ بِكَ رَجُلًا وَاحِدًا خَيْرٌ لَكَ مِنْ أَنْ يَكُونَ لَكَ حُمْرُ النَّعَمِ

    “Allaha yemin ederim ki, senin sebebinle Allah’ın bir kişiye hidayet vermesi kızıl develere sahip olmandan daha hayırlıdır” buyurmuş. (Buhari, Sahih, Menakıb-i Ali, Buhari, K. Cihad, babü men esleme)

    Yani bir insanın Müslüman olmasına sebep olmak o gün Arabın en çok sevdiği kızıl develere sahip olmaktan daha iyidir.

    Bu hadisin bir benzerini Taberani Mu’cem’inde:

     

    عَنْ أَبِي رَافِعٍ ، قَالَ : قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لأَنْ يَهْدِيَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَى يَدَيْكَ رَجُلا خَيْرٌ لَكَ مِمَّا طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ وَغَرَبَتْ.

    عُبَيْدُ اللَّهِ بن أَبِي رَافِعٍ عَنْ أَبِيهِ

    “Senin elinle, sebebinle Allah’ın bir kişiye hidayet vermesi güneşin üzerine doğup battığı şeylerden daha hayırlıdır” buyurmuş. (Taberani, Mucem-i kebir, hadis no 925)

    Dünyadaki altınların, incilerim, pırlantaların, lira, dolar, Euro, deniz ürünleri, orman ürünleri, madenlerinin hepsi senin olsa ve onlarla insanların evlerinin tuğlalarını altından, kapılarını ve pencerelerini gümüşten, avizelerinin pırlantadan yapıversen, her mahalleye sağlık hizmetinin en kalitelisini getirsen… bir insanın sonsuza değin, sayısız asırlarda yanmasını engellemek sevabına kavuşamazsınız demektir.

    Erkeğin de kadının da kendini satarak para kazanmasını, vergisini ödediği için kutsandığını Müslüman anlayamadığı gibi, Müslüman bir kadın ve erkeğin de canı pahasına bile olsa iffetini korumasını bir kafir anlayamaz.

    Onun için hiçbir kafirin insanlık düşmanı hareketlerini “Anlıyorum, saygı duyuyorum” diyerek alçalmamaya dikkat ederken o adamın cehenneme doğru koşarak uçurumdan cehenneme kendini atmasını engellemek için canınızla, malınızla onu engellemeye çalışın.

     

     

     



     YAPMAYIN, ETMEYİN

    19/07/2017

    Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. (Bakara 83)

    Hakkı batıla ka­rıştırıp da bile bile hakkı giz­leme­yin.” Bakara süresi ayet 2/42)

    Birbirinizin kanını dökmeyin. (Bakara 84)

    İn­sanlardan korkmayınız, Benden korku­nuz. (Bakara 150)

    Allaha şükredin, küfretmeyin. (Bakara 152)

    Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" deme­yin (Bakara 154)

    Haram yemeyin, rüşvet vermeyin (Bakara 188)

    Haddi aşmayın, haddi aşanları Allah sevmez. (Bakara 190)

    Elleri­nizle kendinizi teh­likeye atmayın. (Bakara 195)

    Şeytanın izinden gitmeyin. (Bakara 208)

    Müşrik kadınları iman edin­ceye kadar ni­kahlamayın (Bakara 221)

    Müşrik erkekleri iman edinceye ka­dar nikahlamayın (Bakara 221)

    Temizle­nin­ceye kadar (eşinize cinsi temas için) yaklaşmayın. (Bakara 222)

    Allah’ın çizdiği sınırları aşmayın. (Bakara 229)

    Boşadığınız kadınların başkasıyla evlenmesine engel olmayın. (Bakara 232)

    Boşadığını eşle aranızdaki iyiliği de unut­mayın. (Bakara 237)

    Yaptığınız iyilikleri başa kakmayınız (Bakara 264)

    Kendinizin almayacağı şeyleri sadaka olarak vermeyin. (Bakara 267)

    Borçlarınızı yazmaya üşenmeyin (Bakara 282)

    Şahitliği gizlemeyin (Bakara 282)

    Allah’ın ipi (Kur’ana) sarılın, parçalanmayın. (Al-i Imran 103)

    Kafirleri sırdaş edinmeyin. (Al-i Imran 118)

    Faiz yemeyin (Al-i Imran 130)

    Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer mü'min iseniz mutlaka en üs­tün siz­siniz. (Al-i Imran 139)

    Yetim malı yemeyin. (Nisa 2)

    Size selam verene “Sen mü’min değilsin” demeyin. (Nisa 94)

    Allah’ın ayetlerinin inkar ve alaya alındığı yerde oturmayın. (Nisa 140)

    Kafirlerin yönetici dost edinmeyin. (Nisa 144)

    Günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. (Maide 2)

    Para karşılığında ayetleri satmayın. (Maide 44)

    Yahudi ve Hıristiyanları yönetici dost edinmeyin. (Maide 51)

    Dininizi oyun ve eğlenceye alanlarla, kâfirleri dost ve yönetici edinmeyin. (Maide 57)

    Helalları haram kılmayın. (Maide 87)

    Başkalarının tapındıklarına sövmmeyin. (En’am 108)

    Kötülükle­rin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. (En’am 151)

    İslam’dan aşka yol­lara uy­mayın; sizi Allah'ın yolundan ayırır. (En’am 153)

    Yiyin için israf etmeyin (A’raf 31)

    Bozgunculuk yapmayın. (A’raf 56)

    Ölçü ve tartıyı tam yapın (A’raf 85)

    Harpten kaçmayın (Enfal 15)

    Allah'a ve Rasülüne hainlik yapmayın. (Enfal 27)

    Birbirinizle çekişmeyiniz (Enfal 46)

    Zalimlere boyun eğmeyin (Hud 113)

    Yeminlerini bozmayın (Nahl 91)     

    Eğirdiğini çözen kadın gibi olmayın. (Nahl 92)

    Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. (İsra 31)

    Zinaya yaklaşmayın. (İsra 32)

    Haksız yere adam öldürmeyin (İsra 33)

    Kızlarınızı fuhşa zorlamayın. (Nur 34)

    Müşriklerden olmayın. (Rum 31)

    Al­lah'ın rahmetin­den ümit kes­me­yin (Zümer 53)

    Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin (Şura 13)

     (Söz, görüş ve fikirlerinizle) Allah ve Rasülü'nün önüne geçmeyin. (Hucurat 1)

    Birbirinizin ayıbını arayan casus olmayın. Gıybet yapmayın. (Hucurat 11)

     



    HEPİMİZ AYNI MEKTEBİN ÇOCUKLARIYIZ

    31/09/2017

    Yedi milyar insan, Adem aleyhisselamın çocuğudur.

    Kimim kimsem yok demeyelim.

    Yedi milyar peygamber çocuğu var diyerek hepsiyle bağlarımızı hatırlayalım.

    Azanlar, azdıranlar vardır ama yanlış yapan kardeşiniz gibi biliniz ve yanlışını düzeltmeye yardım ediniz.

    Yedi milyar adem oğlu bu dünya okulunda imtihan salonunda sorularak cevap vermekle yükümlü.

    Hepimiz aynı salonun öğrencileriyiz.

    Köy veya mahalle okulunun duvarlarında eğitici matbu resimler, yazılar, haritalar olduğu gibi, dünya salonunun tavanında inci gibi, papatya gibi güneş, ay, ve yıldızlar, masmavi atlasın üzerine saçılıvermiş gibi dururlarken herkes her bakışında kendi kültür kabı kadar dersini onlardan alırlar.

    Onun için Rabbimiz Kur’an-i Keriminde, güneşe, aya, yeryüzüne, dağlara, denizlere ve özetle yaratılan her şeye “Ayet” kelimesini kullanmış.

    Yani bizi eğiten araçlar bunlar.

    Bir de Kuran’ın her cümlesi için “Ayet” demiş ve Kur’an-i Keriminde altı bin küsur ayeti indirmiş Rabbimiz.

    Tabiat ayetleri ile Kur’an ayetlerinin her biri bütün insanlığın eğitimi içindir.

    Sevgili peygamberimiz, sabah namazı için uyandığında gökyüzündeki yıldızlara dikkatle bakar ve şu ayeti okurmuş:

    وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

    “Göklerin ve yerin hüküm­ranlığı Allah'a aittir. Allah, her şeye kadir­dir.

    إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآَيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ

    “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündü­zün birbiri ardın­dan gelişinde, akıl sa­hipleri için âyetler (ibretli de­liller) vardır.

    الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

    “Onlar (akıl sahipleri) ayakta, otururken, yanları üstünde (yatar) iken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı hak­kında düşü­nürler: "Ey Rabbimiz, sen bunları boşuna yaratmadın, sen mü­nez­zehsin, bizi ateşin azabından koru." (derler) (Al-i Imran süresi ayet 3/189-191)

    Siz, de sizi tanıyanların yıldızısınız. Tanıdığınız herkesi kendinizin yıldızı kabul ediniz.

    Kaybolan yıldızlar gibi, bulutun kararttığı yıldızlar gibi bazen ışıkları kararsa da bulut arkasında kalan güneş gibi bilelim onları ve gönüllerini karartan kara bulutları kovmak için gülen ve güzel kokulu kelimeler söyleyen dillerle yanlarına varalım.

    “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar” hiç biri diğerine zarar vermeden, yolunu kesmeden, gölge etmeden Rabbin takdir ettiği çizgide yollarına devam ederlerken yıldızlar toplluğu meydana getirirler ve dünyamızın süsü olurlarken yolculara da yol gösterirler.

    Biz de milyonların içinde yalnızız ama herkes kendi bilgisi, ilgisi oranında yolunu Rabbin kuralları içinde çizmeli ve hiçbir yaratılmışa zarar vermeden yoluna devam ederken gökyüzünün süsü olmalı.

    Milyarlarca dal, diğer dallara zarar vermediği gibi milyarlarca kol da, diğer kollara zarar vermemeli.

    Bayramları, Cumaları, cemaatle kılınan beş vakit namazları, doğumları, düğünleri, cenazeleri…gibi toplu yaptığımız eylem ve amelleri vesile bilerek doğrularımızı destekleyecek, yanlışlarımızı köstekleyeceğiz.

    Rabbimizin emri doğrultusunda hareket eden tabiat, her nefes verişinde bize hayat sunarken, biz de her nefesimizin, çıkardığı her kelimemizle  insanlığa ve bütün yer ve göktekilere mutluluk saçalım.

    Kan içmekten, gözyaşı akıtmaktan, alınteri sömürmekten zevk alanlara, bunun aksinin, yani kanlandırmanın, canlandırmanın, gözleri güldürmenin, alınterini değerlendirmenin verdiği mutluluğun daha zevkli ve bu zevkin daha devamlı olduğunu gösterdiğimiz gibi kabir ötesinde de devam edeceği anlatılmalı.

    Bayramı vesile ederek bütün akrabalın hepsini ziyaret ediniz.

    “Amcam gavur oldu” derseniz yine de ziyaret ediniz, tartışmaya girmeyiniz, babanızın hatırına elini öpünüz, oğlundan görmediği sevgi ve saygıyı siz gösteriniz de düşünme sırası ona gelsin.

     

     HER ŞEY RABBİMİZİN RAHMETİ İÇİNDEDİR

    10/11/2017/Cuma/Milligazete

    Bulunduğunuz köy, belde veya şehirde bu gün, güneş saat kaçta doğdu?

    Kaç kişi güneşin saat kaçta doğduğuna bakmıştır?

    Evine Ezan sesi gelmeyen, çalar saati olmayanlardan sabah namazını kılanlar, arada bir güneşin doğuş saatine bakarlar ve alelacele namazlarını kılarlar.

    Ezanla, çalar saatle, namaza kalkanlar da güneşin kaçta doğduğuna bakmazlar.

    Güneş 365 gün doğar ve bir çok insanımız, başını kaldırıp güneşin yüzüne bile bakmaz.

    Bakmaması da suç veya kusur değildir.

    365 gün bakmayız ama senede bir defa yarım saatliğine güneş tutulsa takvimler, gazeteler, radyolar, televizyonlar önceden haber verir ve o saatte milyarlarca insan başını kaldırıp özel gözlüklerle, röntgen filmleriyle, islendirilmiş cam parçalarıyla veya çıplak gözle, tutulan güneşi seyrederler.

    Devamlı doğan, ısı ve ışık yanında binlerce faydası olan güneşe bakmayız ama yarım saatlik kararmasına bakar ve üzerine de konuşuruz.

    Her insanın binlerce iyiliğine değil bir tek yanlışına baktığımız gibi.

    Diş ağrısıyla sızlanan, acının dayanılmaz olduğunu gören adam, doktorun tedavisi sürdüğü süre içinde sızıların gelip gitmesi anında bazıları acıya da acıyı yaratana da kafa tutma tarafına gidebiliyor.

    Halbuki o adam o dişlerle yirmi yıldır, elli yıldır, yetmiş yıldır nice yiyecekler dişlemiş ve bin bir çeşit nimetin tadına varmıştı.

    Elli yıl sızlamayan diş, bir günün bir saatinde dayanılmaz şekilde-ki bu sızıya da sevgili peygamberimizin diş bakımı konusunda söylediklerine dikkat etmemekten biz sebep oluyoruz- ağrıdığında elli yıllık dişi ve diş tadını vereni hatırdan çıkarıp sızlanmaya başlıyoruz.

    İyilikler, çok olduğu için görülmezler.

    Sağlık asıldır, hastalık arızidir. O da bizim kusurlarımızdan kaynaklanır.

    Rabbimiz, İbrahim aleyhisselamın bir duasını bize haber verirken, İbrahim aleyhisselamın hastalanmayı kendisine, şifayı Rabbine izafe ettiğini görüyoruz:

    الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ

    “Beni yaratan ve yol gösteren O’dur.

    وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ

    Beni yediren ve içiren O’dur.

    وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

    Hastalandığım zaman şifa veren O’dur.” (Şuara süresi ayet 26/78-80)

    Sun’i teneffüsle hava verilenler, nefes darlığı çekenler, makinaya bağlı olarak nefes alabilenler ve bu konuyla ilgilenenler, nefesin ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlarlar.

    Nefesi tüp içinde parayla lamadığımızdan, Rabbimiz kimsenin tekeline vermediğinden nefesin değerini boğulurken, nefes dalığı çekerken anlıyoruz.

    Bir ömür boyu aldığımız nefesin bile farkında olmadan yaşıyoruz ve bir gün nefesi almada zorlanma başladığında mırıldanma, sızlanma, şikayetlenmeler başlıyor.

    Yıllarca dayanan bu insanın ten ve canına yüklediğimiz zararlı yükler nedeniyle sistemi biz bozuyoruz ve sonra yaratıcıya sitem ediyoruz.

    Peki elli yıl veya yetmiş yıl farkında olmadan alıp verdiğin bu nefes için hiç yaratanına teşekkür etmek için emrine ve yasaklarına uydun mu?

    Hayvanlarımızın tabiattan yediği otlar bize göre sayısızdır.

    Onların içinden birkaç tanesi de hayvanlar için zehirlidir ama Rabbimiz, hayvanlara onu yememe melekesini de vermiştir.

    Bir sürü içinden bir tanesi bazen yanlışlıkla o otu yer ve rahatsızlanır.

    Çobanın müdahalesiyle iyileşir veya ölür.

    Ama tabiatta faydalı olanlar daha fazladır.

    Rabbimizin rahmetinin yalnız bizi değil yarattığı her şeyi kuşattığını haber verir:

    وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ

    “Rahmetim her şeyi kuşatmıştır” (A’raf süresi ayet 7/156)

    Rabbimizin yarattığı dünyada, Rabbimizin verdiği göz, kulak, el, ayak, dil ve gönülle Rabbin huzurunda hata etmemeye dikkat edelim.

     

     

     



    KAZDIKLARI KUYUYA KENDİLERİ DÜŞERLER
    13/12/2017/Çrşmb/Milligazete
    Şu ayetleri bir okuyun ve bu ayetler 1400 yıl öncesine mi hitap ediyor yoksa bu güne mi?
    وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آَمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ الْآَخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ
    “İnsanlar içinden bir kısmı inanmadıkları halde, "Allah'a ve âhiret gününe iman ettik" derler. 
    يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
    Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki yalnız kendilerini aldatırlar da farkında olmazlar.
    فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللَّهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
    “Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah’ta onların hastalığını artırmıştır ve yalan söyledikleri için onlara acıklı bir azap var¬dır. 
    وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
    Onlara "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" denildiğinde: "Biz ıslahatçılarız" derler. 
    أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لَا يَشْعُرُونَ
    Aman ha! gözünüzü açın, asıl bozguncu onlardır, ancak farkında değiller.” (Bakara süresi ayet 2/8-12)
    Hastalıklı adamlar bunlar.
    Hep kötülük fırtınaları estirirler, sonunda biz bunu size iyilik olsun diye yaptık derler.
    Erkeği kadın, kadını erkek yaparlar, piyasada bunları satışa çıkarırlar ve ardından demokrasinin getirdiği özgürlükten dem vururlar.
    Ülkelerine lazım olan her şeyi ordularıyla başka ülkelerden çalarlar, sahiplerini öldürürler, ve arkasından biz, buralara demokrasiyi getirdik diye hava atarlar.
    Yapmayın, etmeyin, insanı ve tabiatı bozmayın” denildiğinde “Hayır, biz düzeltiyoruz” derler
    Ve dünyanın bir çok yerinde siayasileri, araştırmacıları da kendilerine çekerler.
    Rabbimiz bunalrı tarif ediveriyor bizim aldanmamamız için:
    وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ
    “İnsanlardan öyleleri vardır ki, onun dünya hayatı hakkın¬daki sözü senin hoşuna gider ve kalbinde olana Allah'ı şahit tutar. Hal¬buki o düşmanların en azılısıdır.
    وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ
    O işbaşına geçtiği zaman, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekini ve nesli yok etmeye koşar. Allah bozgunculuk yapanı sevmez.” (Bakara süresi ayet 2/204-205)
    Bunlara yönetim verilirse hem insanı bozarlar hem toprak mahsullerini bozarlar.
    Rabbimiz sanki bu günümüzü anlatır gibi.
    Her türlü yiyecek ve içeceklerin içinde kanserojen maddelerinin olduğunu söyleyen bir Profesörümüze canlı yayında bir vatandaşımız “Toprak yiyebilir miyiz” diye sorması toprağın bile bozulduğunu gösterir.
    Çok üretip çok kazanma peşinde olan kapitalist mantığıyla hareket edenlerin bu yaptıklarının zararı kendilerine de bulaşı verdi.
    Aldatırken aldanan, tuzak kurarken tuzağa düşen, kandırırken kandırılan oluverdiler.
    اسْتِكْبَارًا فِي الْأَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِ فَهَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا سُنَّةَ الْأَوَّلِينَ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَحْوِيلًا
    “Yeryüzünde büyüklük taslamaları ve kötü tuzak kurmaları sebebiyle (nefretleri arttı). Halbuki kötü tuzak sahibini yakalar. Onlar, öncekilerin başına gelen yasadan (azaptan) başkasını mı gözetirler? Sen Allah'ın yasasında değişiklik bulamazsın ve Allah'ın yasasında bir sapma bulamazsın.” (Fatır süresi ayet 35/43)
    Hatalarımız, “Ebu cehil, kuyu eşer, kazdığı kuyuya kendi düşer” demişler.
    Kimseye hile yapmayın,
    Kimseye tuzak kurmayın, 
    Kimseyi kandırmayın.

     



    KUDÜS’E KUDÜS ORDUSU YERLEŞTİRMELİ

    19/12/2017

    Kod adı Ebu Firas.

    1979 yılından itibaren Filistin Kurtuluş Ordusunun Ankara temsilcisi.

    Asıl adı: Ribhi Halloum

    Eserinin adı: Belgelerle Filistin

    Yayın tarihi: 1988

    Yayınevi: Alan yayınevi

    Bu kitap, 1917 yılından 1988 yılına kadar işgalcilerle yapılan uluslararası sözleşmelerin belgelerini, metinlerini ve tarihlerini verir.

    Ebu Firas’ın ifadesiyle İsrail, hiç birine uymamış.

    Her sözleşmede kendilerine çıkar sağlayan maddeleri işletmişler, engelleyen maddeleri yok saymışlar.

    İşgalcilerin işgal tarihlerini de belirten yeşil beyaz  haritada ilk zamanlarda beyazlar çok, yeşiller az.

    İkincisinde yeşil alanla beyaz alan denk gibi.

    Üçüncüsünde beyazlar yok gibi. Var olanları büyüteçle baktığınızda onlar da yeşillerin arasında mahsur ve mahkum topraklar üzerinde esaret hayatı yaşayanlar.

    Bu harita bizim İslamcı kardeşlerimiz tarafından çizilmiş.

    İsrail’in işgal adımlarını göstermek için çizilmiş.

    Bu haritayı bir çok İslamcı gazete yayınlamışlar.

    Maraş’ta, yirmi dört saatte üç ayrı şehirde dört ayrı yerde konuşma yaptım.

    Kendisi küçük, insanları ve hizmetleri büyük, Türkoğlu ilçesinde sıradan bir vatandaşımız, “Yahu hocam, bu Siyonistlerin işgal ettiği yerler, neden yeşil renkle gösterilir?

    Siyah değil simsiyah renkle gösterilseydi ya” deyiverdi.

    Grafiker olmak için el kabiliyeti yetmez.

    El kabiliyetinin yanında değil aslında esasında kıvrak bir zeka gerekir.

    İlave olarak renklerin dilini de bilmesi gerekir.

    Aynı yeşilli-beyazlı utanç haritasını siyasilerimiz bile televizyondan verdiler.

    Yeni bir anlaşmanın eşiğinde gibiyiz.

    Filistinlilerin, İsrail’in devlet olmasını kabule zorlayacaklar.

    Kabul ederseniz sizin de devlet olmanızı Birleşmiş Milletler olarak kabul edeceğiz” diyecekler.

    Kudüs’ü ikiye bölüp doğuda Filistin devleti, batıda İsrail devleti olmak üzere iki devlete başkentlik yapacak Kudüs.

    “Allah’a verdikleri hiçbir sözü yerine getirmeyen, kendi ırkından olan peygamberleri bile öldüren bu insanlar” dediğimizde bazıları, “Geçmişi karıştırmayalım, bu güne bakalım” diyorlar.

    İşte ben de bu günkü Siyonistlerin 1917 yılından 1988 yılına kadar imza attıkları hiçbir sözleşmeye bağlı kalmadıklarını görmemiz için Ebu Firas’ın kitabını tanıtarak girdim yazıma.

    !988 yılından bu yana yapılan sözleşmelere uyulmadığını anlatan kitap olduğunu ben bilmiyorum ama Dışişleri Bakanlığının arşivlerinde mutlaka vardır.

    Bir de gerçekten dışişlerini takip eden gazetecilerimiz bilirler bunların sözüne, imzasına, taahhüdüne inanılmayacağını.

    Onun için eğer bu teklifi Filistinli kardeşlerimiz kabul ederlerse, mutlaka İslam İşbirliği Teşkilatına üye ülkelerden meydana gelen “Kudüs Ordusu” adı altında bir askeri güç, Kudüs’ün merkezine yerleştirilmeli.

    Sözden anlamayana, anladığı dilden anlatmalı.

     



    HARAMLA HAREME GİDİLMEZ

    22/12/2017

    İçtiğimiz suda, soluduğumuz havada, yediğimiz gıdalarda bizi hasta edecek maddeler de varmış.

    Ciğerden ameliyat olanlar, bir müddet ağızları maskeli gezerler. Havadaki mikroplardan korunurlar.

    Bünyesi sağlam olanlar için o zararlı mikroplar da faydalı hale getirilir.

    Onun için bünyeyi ve direncini sağlam tutmak, hastalanıp tedavi olmaktan hem iyidir hem ucuzdur.

    Nefsimiz de tenimiz gibi sağlıklı beslenirse gönül dünyamıza haram ve günah mikroplarının giriş yapacak delikleri kapatılırsa ruhumuz sağlam olur.

    Mahkeme salonları ile hastahane salonlarının dolup taşması hayra alamet değildir.

    Hastahanedekilerin teninde direnç kalmaış ve hastalıkların hücumuna uğramış, mahkemelerdekilerin ise gönlü, haramların hücumuna uğramış.

    Can çektiren, iştah kabartan arama yüzünü çeviren, helala sırtını çevirmiş ve hastalıklara kapı aralamış olur.

    İçine zehir damlatılan su, şarap karıştırılan süt içilmediği gibi, içine haram karıştırılan mal da yenmez.

    Kan damarlarımız, haramların gezi caddesi olursa, haramiler tenimizde mekan tutar.

    Kanımızda haram, tenimizde harami yer tutarsa o kalıptan dışarıya hortumcu, faizci, tacizci, katil, hırsız, fuhuş…fışkırır ve bunların sonu ya hapishanede ya hastahanede veya kabirde son bulur.

    Tek ve son çaremiz, Rabbimizin Kelamına sığınmak ve onu Rasülünün anladığı ve yaşadığı şekilde yaşamak.

    Rabbimiz buyurur:

    لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ

    “Dinde zorlama yoktur. Gerçekten doğruluk ile sapıklık birbirinden ayrılmıştır. Artık kim tağutu (Allah'tan başka kendisine boyun eğilen şahıs, kuruluş veya putları) inkâr edip Allah'a iman ederse o, kopması olmayan sağlam bir kulpa sarılmıştır. Allah işiticidir, bilicidir.” (Bakara süresi ayet 2/256

    İlk önce imana giden yolu kapatanların kafirliğini, kriter olmaktan çıkarmak ve o kafirliği inkar ederek imanın sağlam kulpuna yapışmak.

    وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ

    Sonra “Kim iyilik yaparak yüzünü Rabbine teslim ederse, muhakkak sağlam bir kulpa sarılmıştır. İşlerin sonucu Allah'a aittir.” (Lokman süresi ayet 31/22)

    Sabırla takva yolunda yürüyenler bu dünyada devlete, ahirette cennete kavuşurlar ve yol kesiciler, haramiler ve haram mikropları onlara zarar veremez:

    إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ

    “Size bir iyilik dokunsa onları tasalandırır. Size bir kötülük dokunsa onunla neşelenirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız onların hilesi hiçbir şeyle size zarar veremez. Şüphesiz Allah yaptıklarını kuşatmıştır.” (Al-i Imran süresi ayet 3/111)

    Sabırla, takva elbisesi giyerek çıktığımız bu yolda ilmimizle hayatımızı süsleyerek, kalemimizle meramımızı dünyaya aktararak, günahımızı ve insanlığın günahını göz yaşlarımızla yıkayarak, silahımızla haramilerin engellerini yıkarak yürürken tenimizde bir tek lokmalık haramın olmamasına dikkat etmeli.

    Sevgili peygamberimiz:

    “Allah, temizidr, temizi sever. Şüphesiz, Allah, peygamberlerine emrettiğini müminler de emretmiştir:

    عَنْ أبي هُرَيرة - رضي الله عنه - قال : قال رسولُ الله - صلى الله عليه وسلم - : (( إنَّ الله طَيِّبٌ لا يَقْبَلُإلاَّ طيِّباً ، وإنَّ الله تعالى أمرَ المُؤْمِنينَ بما أمرَ به المُرسَلين ، فقال : { يَاأَيُّهاالرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحا } ، وقال تعالى : { يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُم }، ثمَّ ذكَرَ الرَّجُلَ يُطيلُ السَّفرَ : أَشْعَثَ أَغْبَرَ ، يمُدُّ يدَيهِ إلى السَّماءِ : يا رَب يا رب ، وَمَطْعَمُهُ حَرامٌ ، ومَشْرَبُهُ

    حَرام ، وَمَلْبَسُهُ حرامٌ ، وَغُذِّ&



    GAVURUN EKMEĞİNİ YİYENLER…..!
    19/02/2018
    Gavurlar, yaptıkları gavurluğu aleni, açıktan, göstere göstere, resmi geçit halinde yapıyorlar.
    Bizim subay, elinde çay, gavura ikram ederken gavur, yanında getirdiği çuvalı subayın başına geçiriyor ve özür de dilemiyor.
    Gavur, Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da evinden yurdundan olmuş Müslümanların karnını doyuruyor, eline silah veriyor, altına da araba veriyor ve şu karşıda duranı vuru” diyor, o da vuruyor.
    Suriye’de A, B, C harflerinin hepsini kullanarak kurulan örgütleri birbirine kırdırıyor.
    Türkiye’ye atılacak silahları veriyor.
    Türkiye rahatsız olduğunu söyleyince “ABD Savunma Bakanı James Mattis, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’ye “YPG ile PKK’yı savaştırabiliriz” diyor.
    Yani bu gün, birlikte Türkiye’ye kurşun sıkanları, yarın ikiye ayıracakmış ve bunları birbirine kırdıracakmış.
    Bir kere böyle bir adamla konuşulmaz, komşu olunmaz, muhatap alınmaz, ekmeği yenmez, yüzüne bakılmaz.
    Hasmını bile kalleşlikle ikiye ayırıp birbirine kırdıran adamı da adam saymayız biz.
    Bu gavurlar, Rabbimizin Kur’an’ında haram saydığı fuhşu, soygunu, faizi, uyuşturucuyu, ülkeleri sömürmeyi, direnenleri öldürmeyi kanuni hale getirmiş, kalleşliği bütün insanlığa “Üst akıl” diye kabul ettirdiklerini zannediyorlar.
    Yalnız bize kalleşlik yaparak kandırmaya çalışarak hem bizi hem kendilerini kadırıyorlar.
    Bizi geçin, hepimizi yaratan Allah celle celalüh “Allahü Ehad/Allah birdir” diyor, onlar “Hayır üçtür” diyorlar. Allah celle celalüh “Lem yelid/onun çocuğu olmadı” diyor, bunlar “Hayır, İsa senin oğlun” diyorlar.
    Allah celle celalühü bile kandırmaya çalışan birileriyle karşı karşıyayız.
    Kişinin inancı özüne, sözüne, sanatına, mimarisine….siner.
    Bunlar, bize altından haç verseler elimize almayız.
    Domuz eliyle, domuz derisine basılmış koyun peyniri olsa yemeyiz.
    “Kimin arabasına binerse onun türküsünü çığırır/söyler” demiş atalarımız.
    Altına tank verdiği, eline silah verdiği ve üzerimize saldığı Y.P.G. ve P.K.K. liler için özür dilemek yerine endişe etmeyin, bundan sonra onları birbirine kırdıracağız” diyor.
    Türkiye’de çıkan her gazete de ve televizyonda yayınlanan bu haberi duyan Y.P.G. ve P.K.K. liderleri ve emrindekiler kendilerini nasıl hissederler.
    “Suriye’deki Amerikalı generalin “Siz, bakanın dediğine bakmayın, bana bakın. Onlar siyasidirler günde sayısız yalan söylerler. Ben buradayım” dese terörün liderleri midelerinde Amerikan yiyeceğinin geğirtisi ile başa kakmanın gürültüsü arasında generale nasıl cevap verecekler?
    Ben, bu “Onları birbirine kırdıracağız” kalleşliğinden sonra, verdikleri silahların verenlere döneceği ve yanlışları düzeltmeye çalışacakları temennisindeyim.



    YAPTIKLARIMIZ YAKITIMIZ OLACAK
    20/04/2018
    “Kendim ettim kendim buldum” türküsünü cehennemde söylememek için bu sözü de nasihat kabul edelim ve ellerimize, ayaklarımıza, gözümüze, gönlümüze ve bütün organlarımıza sahip olalım.
    Seven eli döven el yapmamaya dikkat edelim.
    Veren eli dilenen el kılmamaya gayret gösterelim.
    Güven veren göz ve sözlerimizi ihanete çevirmemeye çalışalım.
    Başkalarına hakim olmaya çalışmak yerine kendimize hakim olalaım.
    Çünkü yaptığımız her iyilik veya kötülük kayda geçiyor ve bir gün karşımıza çıkacak.
    İçindekilere göre ceza ve mükafat verilecek.
    Rabbimiz bizi uyarıyor:
    كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ
    “Herkes kazandığı karşılığında rehindir.” (Müddessir süresi ayet 74/38, Tur süresi ayet 52/21)
    Yani el, dil, bel, göz, kulak, ayak ve bütün organlarla yaptığımız her kötü, çirkin, haram hareketler, kendimizin cehennemde rehin kalma süresini uzatmaktadır.
    Başkasına verdiğimiz rahatsızlıkların aslında kendimize verdiğimizi hatırlatıyor Rabbimiz bize.
    وَلَآَمُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ اللَّهِ
    “(Şeytan diyor ki” Onlara (insanlara) emredeceğim, Allah’ın yarattığını değiştirecekler” (Nisa süresi ayet 4/119) diye gelecekten haber veren Rabbimiz, bizim mal hırsıyla tabii olanlara müdahale edeceğimizi ve zararını da yine bizim göreceğimizi haber veriyor.
    ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُمْ بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
    “İnsanların elleriyle yaptıkları sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıktı. Belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını onlara tattırmak için (bozulma ortaya çıktı).” (Rum süresi ayet 30/41)
    Havayı, denizleri ve karaları mal hırsıyla kirlettik ama kendi başımıza taş yağdıracağımızı göremedik.
    فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ
    “..Vay ellerinin yazdıklarından onların başına geleceklere, vay onların kazanmakta oldukları vebal yüzünden onlara.” (Bakara süresi ayet 2/79)
    وَاللَّهُ أَرْكَسَهُمْ بِمَا كَسَبُو
    “…yaptıklarından dolayı, Allah'ın tepe taklak getirdiği münâfıklar..” (Nisa süresi ayet 4/88)
    Taksim meydanında bir adam, en güzel renkli ağaçlardan çeşitli geometrik kesimler yapsa ve onlardan bedeninin sığabileceği bir saray yapsa ve sorulsa bu kadar küçük ama güzel eseri neden yapıyorsun? Denilse o da “Kendimi yakacağım” diye cevap verse “Delirmiiiiiş” derler.
    Eeee bizim yaptığımız da bu.
    Yaptıklarımız yakıtımız olacak.
    Dikkat edelim ve 8 milyar insanın dikkatine sunalım İslam’ı.
    Bu dini 8 milyar insana da sunabilirsek, bu dünyamız güzel olur ahiretimiz de güzel olur.
    Yoksa “Hayat yalnız bu dünyadaki hayattır” diyenler, kendine, eşine, aşiyanına, çocuklarına bile merhameti olmayan ve onların cehennemde yanması için iyi besleyen ve inkar rüzgarlarının estiği ortamda eğiten zalimler olarak dünyayı da cehennem çevirirler.
    Şu anda resimleri gazete ve televizyonlarda görüldüğü gibi.



    NE İSTİYORLAR?
    09/05/2018
    Gavurlar bizden ne istiyorlar? Diye bir soru sorsak herkes çevresi, eğitimi, anlayışı, tecrübesi, bağlı olduğu dernek, vakıf, loca, kulüp doğrultusunda cevap verecektir ve bu da normaldir.
    Gönül kabınızı ne ile doldurursanız, dilinizden o dökülür.
    Habil’i öldüren Kabil’den Trump’a kadar her katil ve zalimin dilinden dökülen, elinden yıkılan her şeyde neyi istediğini en iyi bilen, onu yaratandır.
    Allah celle celalühün kitabına baktım ve O Allah celle celalüh, gavurların bu dünyada yalnız bu dünyayı istediklerini ve ahireti ihmal ettiklerini haber veriyor:
    فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ فِي زِينَتِهِ قَالَ الَّذِينَ يُرِيدُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَا أُوتِيَ قَارُونُ إِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظِيمٍ
    “(Kârûn, bir gün) kavminin karşısına ziyneti (süsler) içinde çıktı. Dünya hayatını isteyenler "Keşke Kârûn’a verilenlerin benzeri bizim de (olsaydı). Şüphesiz o büyük pay sahibidir." dediler.” (Kasas süresi ayet 28/79)
    إِنَّ هَؤُلَاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَاءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا
    “Şüphesiz onlar acele (Dünya) yi isterler. O ağır (âhireti) günü arkalarına bırakırlar.” (İnsan süresi ayet 76/27)
    Ahireti inkar eden veya ihmal edenin gözünde bir varil petrol bin insandan değerli olur.
    Hırsızın, herkesin hırsız olmasını istemesi ve böylece kendisine “Hırsız” denilmesini engellemek istemesi gibi, herkesin Allah’a giden yolunu kesip kendileri gibi gavur etmek istediklerini haber verir:
    أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يَشْتَرُونَ الضَّلَالَةَ وَيُرِيدُونَ أَنْ تَضِلُّوا السَّبِيلَ
    “Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yolu sapıtmanızı istiyorlar.” (Nisa süresi ayet 4/44)
    Allah’ın adaletinin onların sömürgen çıkarlarını engellediğinden kendi çıkarlarına uygun çıkardıkları kapitalist veya komünist kanunlarla insanları soymaya, öldürmeye devam edebilmek için Rabbin belirlediği hak ölçülere göre değil kendi koydukları kanunlara göre hükmederek zulm etmek isterler:
    أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ آَمَنُوا بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَنْ يَتَحَاكَمُوا إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوا أَنْ يَكْفُرُوا بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَعِيدًا
    “Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ettiklerini iddia edenlerin, Tağut (put adamlar) önünde muhakeme olmalarını istediklerini görmedin mi? Halbuki, onları inkâr etmekle emr olunmuşlardı. Şeytan onları uzak bir sapıklığa düşürmek ister.” (Nisa süresi ayet 4/60)
    Gavurlar, doğrudan Allah’ı inkar edenleri olduğu gibi, “Allah’a inanırız ama peygambere inanmayız” diyerek deizmi isteyenler olacağını, Allaha ve Musa aleyhisselam gibi bazı peygamberlere inanıp, İsa aleyhisselamı inkar edenler gibi olanlardan bahseder ve hepsinin kafir olduğunu haber verir:
    إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلًا
    “Allah'ı ve Rasüllerini inkâr edenler, Allah ile peygamberleri arasını ayıranlar, bir kısmına inanır, bir kısmına inanmayız diyenler, iman ile küfür arasında bir yol edinmek isteyenler,
    أُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ حَقًّا وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا
    “İşte bunlar, gerçek kâfirlerdir. Biz kâfirler için alçaltıcı azabı hazırladık.” (Nisa süresi ayet 4/150-151)
    Gavurluğun her çeşidini uygularken, herkesi soyup sömürürken karşılarına direnenlerin yalnız Müslümanlar olduğunu görenler, O Müslümanlara yol gösteren kitap Kur’an-i Kerime karşı harp ilan ederler ve onun nurunu söndürmek isterler:
    يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلَّا أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
    “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek isterler. Kâfirler hoşlanmasalar da, Allah nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemiyor.” (Tevbe süresi ayet 9/32)
    Medine’deki münafık kafirlerin de bahaneler bularak Müslümanlarla beraber kafirlere karşı harp etmekten kaçmak istediklerini haber verir:



    إِنْ يُرِيدُونَ إِلَّا فِرَارًا
    “Onlar ancak kaçmak istiyorlardı.” (Ahzab süresi ayet 33/13)
    Günümüz kaçaklarının da her zaman binlerce bahaneleri vardır.
    Harp daireleri, üniversitelerin ilgili bölümleri, araştırma merkezleri kemirgen ve sömürgen gavurlara hizmet emek ve kemiklerden yararlanmak için çağdaş planlar, hileler, stratejiler, taktikler geliştirmek istediklerini bir çok ayette haber verdiği gibi bu ayette de:
    أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا فَالَّذِينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَكِيدُونَ
    “Yoksa (sana) tuzak mı kurmak istiyorlar? Fakat bu kâfirlerin kendisi tuzağa düşecektir.” (Tur süres ayet 52/42) diyor ve kendi tuzaklarına bin dört yüz yıl içinde düştükleri gibi yine de düşmeye devam edeceklerdir.



    SAĞIR, DİLSİZ VE KÖR KAFİRLERE DE
    15/05/2018/Salı/Milligazete
    Bu gün 15 Mayıs Salı. İlk Teravih namazı kılınacak.
    Yarın Çarşamba günü, on bir ayın sultanı Ramazan ayı başlıyor.
    İlk on günü rahmet günleri, ortadaki on gün mağfiret günleri, son günler de inşaalah cehennemden kurtuluş günleri olacaktır.
    Allah’ın rahmeti olan güneş, hava, su…gibi nimetlerden sekiz milyar insan, nasıl faydalanıyorsa özelde bütün Müslümanların, genelde bütün insanların bu Ramazan ayının rahmetinden, mağfiretinden ve cehennemden kurtuluşu nimetinden yararlanması için çalışmalıyız.
    Müslüman olmayanların Müslüman olması için çalışacağız.
    Nasıl çalışacağız?
    Kör bir kadın veya erkeğin tren yoluna, ateş çukuruna veya uçuruma doğru gidişini gördüğümüzde onu uyarmak için nasıl koşar ve nasıl bağırırsak işte öyle çalışacağız.
    Bu dünyanın ateşinde beş dakikada yanar ve biter ama cehennem ateşinde yanması, sonu gelmez senelerde devam eder.
    Rabbimiz:<