ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    01.07.2013


     

    KARŞI MAHALLEYİ TANIMIYORUM

    “Biz” demeyeyim “Ben” diyeyim.

    Ben, zamanımızı ve zamanemizi hakkıyla bilenlerden değilim.

    Kendi kabuğumu kıramamış, kendi mahallemde gezenleri, konuşanları, yazanları biraz tanıyan, karşı mahallede nelerin olup bittiğini değil, hayal alemimde nelerin olabileceğini düşünen ve kendi hayalhaneme kendi yansıttığım hayaletlere göre tanıyan biriyim.

    Bir gün, bir mekanda konuşma imkanımız olduğunda aaa bir de bakıyorum benden hiç farkı yok.

    Kendimi bile tanıyamadığıma göre ben, başkalarını nasıl tanıyayım.

    Servetin, şehvetin ve şöhretin olmadığı zamanlarda kahraman kesilebilirim ama bunlarla karşı karşıya geldiğimde ne yapacağımı bilemiyorum.

    Karşı mahallenin meşhurlarını az-çok yazdıkları ve söyledikleri yanında hayat grafiklerindeki zikzaklardan tanıyamaz hale gelsem de sessiz çoğunluğu hiç tanımıyorum.

    Asıl olan da o sessiz çoğunluktur.

    Sayıları 76 milyon içinde çok az olmasına rağmen bir tek insan, insansız bir dünyadan daha değerli olduğuna göre yanlışta olan bir tek kişi bile çok sayılır.

    Köyde yaşayanlar köyün tamamını, şehirde yaşayanlar mahallenin tamamını tanımalı ve gücü oranında her konuda yardımcı olmaya çalışmalı.

    Paris’in Şanzelizesini (Champs-Élysées), New York’un Manhattan’ını, Mekke’nin Bin Davud’unu tanımadan karşı mahalleyi tanımamız gerekirdi.

    Kişinin Sosyal Medyada sosyalleşmesi, televizyonda yemek tarifleri yapanları seyredenlerin karınlarının doyması gibidir.

    Ağızları sulanırken açlıktan mideleri kazınır.

    Bizler akşam yatıp sabah kalkarken, karşı mahalledekilerden bir kısmı sabah yatıp akşam kalktığından bir ömür boyu onlarla karşılaşma imkanımız olmuyor.

    İş alanları, eğlence mekanları, dolaştıkları sokakları ayrı.

    Biz, ana sütünden sonra ayrana geçiyoruz, karşı mahalledekiler, Fransız şarabına, Amerikan viskisine geçiyor ve kafayı demledikten sonra Ulusalcılık üzerine nutuk atıyor.

    Biz, yedi milyarı yaratanın kitabını anlamadan okuyoruz, karşı mahalledekiler, kendilerini sömüren adamın kitabını okuyor.

    Aynı şehirde olmamıza rağmen aynı dili konuşamıyoruz.

    Aynı havayı solumamıza rağmen birbirimize attığımız havamız ayrı.

    Bizim mahallede müezzinin manasını anlamadan okuduğu Ezanı, karşı mahalledeki de anlamadığından manasını bir sömürgeci İngiliz’in tercümesinden okuyor ve bizi onun gözüyle anlamaya çalışıyor.

    Ben de onu anlama konusunda hiç bir gayret göstermediğim gibi sisin arkasındaki karaltıya kendi hayalimde şekil verdiğim gibi anlamaya çalışıyorum.

    Sevgili peygamberimizin Bizans devlet başkanına, İran devlet başkanına, Habeş kralına  ve diğerlerine yazdığı mektupları okuduğumuzda hepsini çok iyi tanıdığını ve ona göre dil kullandığını görüyoruz.

    Arap kabileleriyle konuşurken onların şivelerini de kullandığını biliyoruz.

    Ebu Zerri-n’il-Ğıfari (Allah ondan razı olsun) nin rivayet ettiği uzun bir hadiste sevgili peygamberimiz, akıllı kişiyi tarif ederken “Zamanını çok iyi bilen, işlerine yoğunlaşan, dilini koruyan, yaptıkları söylediklerinden fazla olan....” diyor (Sikatü İbni Hıbban, Hicretin onuncu yılı, İbni Kesir tefsiri Nisa süresi ayet 163, İbni Asakir Tarihü Dımışk 23/274)

    İnşaallah bu hadisi çok güzel bir tercüme yapabilirsem bu sütunda yayınlamayı düşünüyorum.

    Hadisin “Zamanını çok iyi bilen” diye tercüme ettiğim bölümün Arapçası “Basiran bi zemanihi” dir.