ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    01.08.2013


     

    KANDIRILMADA OTOMATİĞE BAĞLANMIŞIZ

    12 Eylül darbesi bir Cuma günü gerçekleşir.

    Öbür Cuma namazına vaaz vermek için merkez camiye gittiğimde okumuş-yazmış cemaatin bir çoğunun olmadığını, hepsinin sorgusuz sualsiz hapse tıkıldığını öğrendim.

    Pazartesi günü müftü efendiye gittim ve “Yüzbaşıyla görüşmesini, camiye gelemeyen mahkumların ayağına gidip vaaz vermek istediğimi söylemesini istedim.

    Müftü efendi, Yüzbaşının sert biri olduğunu, Kaymakamı bile azarladığını, bu teklifi götüremeyeceğini söyledi.

    Öğleden sonra kendim gittim.

    Sekreterine söyledim, içeri girdi çıktı ve “buyurun” dedi.

    Kapıdan girdim, ayakta ve pencereden dışarıya bakıyordu.

    Bana doğru dönü, “Selamün aleyküm” dedim, başıyla selamı alır gibi yaptı.

    Adım Mahmut Toptaş, şehrin vaiziyim” dedim.

    Uzunca yüzüme baktıktan sonra “Vaiz ne iş yapar?” diye sordu.

    “Efendim, vaiz olarak ben bu güne kadar gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin, şairlerin, filozofların, hikmet sahibi adamların sözlerini toplar, konuşacağım yere göre inci gibi dizer, insanlara anlatır ve aybaşında devletten maaşımı alırım” deyince biraz gülerek “nerelerde konuşursun?” diye sordu.

    “Daha çok camilerde” deyince “anladım sen hocasın” dedi.

    Ben, hapishanede vaaz vermek için izin istemeye geldiğimi bildirince derhal izin verildi.

    Hapishanedeki olumlu etkileri daha önceki makalelerimden birinde yazmıştım.

    Komünistlerin elebaşısı olarak tutuklanan birini ile götürdüler. Altı ay sonra serbest bıraktılar.

    Bir Perşembe günü kendisini ziyarete gittim, “Geçmiş olsun” dedim. Çay içtik uzun bir sohbetten sonra “Yarın Cuma namazına bir saat kala gelirim, birlikte namaza gideriz, ben vaaz veririm, namazdan sonra bir yerde oturur yemek yer ayrılırız” dedim, kabul etti.

    Onu aldım, kol kola girdik, esnafın hayret dolu bakışları arasında ilk defa birlikte camiye gittik.

    Namazdan sonra evime biri ziyarete gelip bu yaptığımın yanlış olduğunu, komünistlere meşruiyet kazandırdığımı söyleyenin kim olduğunu zannedersiniz?

    Bu adam, Adalet Partisi ilçe başkanıdır.

    Komünistler, solcular namaz kılarlarsa, cami ve Kuran kursu derneklerinde görev alırlarsa halka söyleyecek hiç bir şeyleri kalmayacağından onların dinden uzak durmalarından nemalanıyorlardı.

    Tabi bir çok solcumuz da onların istediği kıvamda hareket ediyorlardı.

    Hocam, “o günler eskide kaldı” demeyin.

    Halk partisinin ileri gelenlerinin camide, cumada, cenazede namaz kılmaları, iftar sofralarında ezana göre iftar açmaları birilerini rahatsız etmeye devam ediyor.

    “Ama bizi kandırıyorlaaaar” denebilir.

    Varsın bizi kandıran “Allah” diyerek kandırsın.

    Nasıl olsa kandırılmada otomatiğe bağlanmışız, bari kandıranlar “Allah” diyerek kandırsınlar.