ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    02.10.2013


     

    EVİN GÖLGESİNİ BAĞIŞLAYAN VALİ

    Dağdaki çobana sormuşlar, “Karun kadar zengin olsan ne yaparsın” demişler, “Her gün soğan cücüğü yerim” diye cevap vermiş.

    Bedri Rahmi Eyüboğlu da çobanın bu cevabını kalıba çekmiş:

    “Mudurnu’nun 

   Alagöz nahiyesinden 

   Durmuş’a 

   

    Büyük ikramiye vurmuş 

   

    Paranı nideceksin demişler. 

   

    Bundan böyle demiş 

   

    Her Allah’ın günü 

   

    Soğanın cücüğünü yicem cücüğünü.” Demiş.

    Bunlar mişli cümleler. Belki şairin ve nasirin hayalinde gerçekleşmiştir.

    Ama ilçelikten ile dönüşen yeni ilimize bir Vali gelir, Onun başka ile tayininden sonra ikinci vali gelir.

    İkinci vali daha çok sevilir.

    Bu sevgiden cesaret alarak Vali konağının yakınındaki fakir mahalle kadınları Valinin hanımına “Hoş geldin” e giderler.

    Valinin hanımı hayallerinin üzerinde ilgi gösterir, ikramlardan sonra bir isteklerinin olup olmadığını sorar.

    Mahalle kadınları ıkına sıkına “Vali beye söyleseniz de bizim evlerin gölgesini bize bağışlasa”

    Vali beyin hanımı anlayamaz.

    Kadınlar anlatmaya çalışırlar: “Vali bey sabah ve akşam işine gidip dönerken bizim evlerin önündeki yoldan geçer. Bizler de ikindi üzeri kadınlar evimizin gölgesinde oturur sohbetler yaparız. Vali bey bundan rahatsız olmuş ve iki senedir evimizin gölgesinden mahrumuz. Başka da bir isteğimiz yoktur” demişler.

    Vali beyin hanımı şaşar kalır ve beyine sormadan “Tamam, ben izin veriyorum, bu günden itibaren evinizin gölgesinde oturunuz ve hafta içinde bir gün ben de sizin müsafiriniz olacağım” der.

    Hala o vali ve hanımının adı dillerde destan gibi anlatılır.

    Birinci Valinin adını ben de şu anda hatırlayamadım ama ikinci Valinin adını biliyorum.

    Birinci cihan harbinde köyün ve şehrin ileri gelenleri şehit olduğundan, İslami hayatın ne olduğunu görmediğinden, İslamı “Ezan” dan ibaret sayan yeni doğan çocuklar baba yüzü görmediğinden bilmediği dinini severek büyüdüğünden, “Ezan”ın Türkçe okunmasını gavurluk olarak algılamış ve 1950 yılında Menderes’in “Ezan”ı aslına döndürüvermesiyle on yıl Menderes, otuz yıl Demirel, bu “Ezan” ın nimetini yemişler.

    Bizim nesli de başörtüsüne kilitlediler.

    1999 yılında ben bu kilitlenme tuzağına dikkat çekmiş, biz, Kur’anın bütün emir ve yasaklarının uygulanmasını istiyoruz. Başörtüsüne kilitlenirsek seksen yılda başörtüsünü bize bağışlarlarsa geride bin emir ve bin yasak var, 160 bin yıl beklememiz gerekecek anlamında yazılar yazmıştım.