ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    03.03.2010


    DURMAK YOK

    Isparta’da güller açtığı vakit, Afrika’dan yola çıkan bülbülü hiçbir engel yolundan alıkoyamaz.

    Kartalın kanatları, keskin pençesi ve keskin gözleri minnacık bülbülü korkutup gülden ayıramaz.

    Müslüman, bu dünyada ve ahrette Allahın vaat ettiği güzelliklere kendini kilitleyince hiçbir olay, hiç biri gürültü, hiçbir kurum veya kuruluş onu Rabbin rızasından uzaklaştıramaz.

    Günlük gönül karartan haberlere bakarak işinizden olmayın.

    İslami hizmet yolunda yürürken kötü olayları seyretmek için durmak bile zarardır.

    İslami ilimleri okumaya, okutmaya, okuyanlara yardım etmeye, onları sevmeye devam edeceğiz.

    Her nefes alışta ecelimize yaklaşıyoruz. Yüzümüzü gökyüzüne çeviriyoruz, mavi atlas üzerine saçılmış papatyalar gibi yıldızlarla dünya evimizin tavanını süsleyen Rabbimizin san’atını görüp Fesübhanellah diyerek yürüyoruz.

    Yeryüzüne dönüyoruz ormanlar, bağlar, bahçeler, meyveler, sebzeler, çiçekler, çocuklar, arılar, ballar ve güller.

    Hepsi insan için yaratılmış ve insanda yaratanına “el hamdülillah” diyor ve yürüyor.

    Ormanlar, çiçekler, böcekler için indirilen bereketli yağmurlarla yeryüzünün yüzü gülünce insanında yüzü güler ve “Allaha çok şükür” der.

    Rahmet çiçeğe de böceğe de rahmettir.

    Rabbimizin Kur’anla indirdiği ayetleri de rahmet damlaları da gönül ülkemizde iman çiçekleri açtırır.

    Çiçeğin, gülün olduğu yerde sinekler yaşayamadığı için sinek tabiatlı olan, pislikten hoşlanan insanlar ondan uzaklaşır ve uzaktan vızıldamaya başlarsa, mürteci, şeriatçı, İslâmcı, tarikatçı, fundamantalist, radikal İslâmcı gibi sözlerle ayıplamaya kalkarsa o hiç iltifat etmez.

    Dolunay gibi kendisine ürenlere de ışık vererek yoluna devam eder.

    Dağları delen, gökyüzünü yol eden, deniz altılarla gezen, yedi kıtaya üsler kuranlar bir gün karşısına çıkar, engellemeye çalışırsa o yine yoluna devam eder.

    “Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar

    Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var” der ve yürür.

    Bize bizden yakın olan Rabbimizin himayesinde yürüyoruz.

    Yanımızda iki gözcü ve koruyucu meleğin varlığına inanıyoruz.

    24 saatimizin gizli kamerayla kaydedildiğine inanıyoruz.

    “Kâf” suresinin beşinci ayetinde Hakkı yalanlayanların karma karışık bir iş içinde olduklarını haber verir.

    Soylu bir ailenin çocuğu Müslüman oluyor. Efendimizin yanında yer alıyor. İffetli bir hayat yaşıyor. Şehvet ve servet ve şarap saydamlaşarak kafirlere gözlük olunca o kafirlerin şimdi kafası karışıyor.

    Peki, o zaman öyle idi ise şimdi nasıl?

    Hacettepe üniversitesinden Dr. Tayfun Atay İngiltere de Müslüman olan İngilizler üzerine bir doktora hazırlamış.

    Aktüel dergisi 24-30 kasım 1994 sayısında SENFİELD kontunun oğlu Lord James Reidheaven’in Müslüman olduğunu, babasının oğlunu özel doktorlara tedavi ettirdiğini fakat Müslümanlıktan döndüremediğini yazıyordu.

    Servete, şehvete, şöhrete tapanların kafası karıştı.

    Rabbimiz “Söylenenlere sabret” diyor (Kaf süresi ayet 39) ve yola devam et.

    Bu servet, şehvet ve şöhret düşkünleri kamera önünde kelebek kadar hafifler.

    Kamera arkasında filin üzerine binseler günahlarıyla fili çatlatırlar.

    Kameranın önünde kadın haklarını savunurlar, kamera arkasında kadın kafesleyip satarlar.

    Müslüman insan ise 24 saatinin iki melek tarafından kameraya kaydedildiklerine inanırlar.

    Bu kameranın kaseti bitmez, önü arkası olmaz, cereyanı kesilmez. Kameraman acıkmaz ve uyumaz.

    İşte Müslümanın her halinin güzel olması Rabbinin huzurunda olduğunun bilincinde olmasındandır.

    Bu yerin üstü olduğu gibi altıda vardır. İslâma göre yaşamak dünyayı cennet eyler.

    Dünya da tatlı dil, gül gibi yüz, bal gibi sözle yaşantımızı sürdürürsek ahiretimizde de ebedilik yurduna selametle gireriz.

    Kaf süresinin tefsirini “Şifa Tefsiri” den bir okuyuverin.