ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    07.10.2011


    EN ÖNEMLİ MEKANLARIMIZ CAMİLER

    EN DEĞERLİ İNSANLARIMIZ İMAMLAR

    Yalnız Türkiye sınırları içinde Diyanete bağlı veya bağsız yüz binin üzerinde cami vardır.

    Site içlerinde, apartman katlarında, fabrikalarda, mahalle aralarında yıllardır açık olan ve Diyanete bağlı olmayan çok güzel hizmetler veren mescidler de vardır.

    Halkımızın yüzde seksen beşi Cuma namazı kılmaktadır.

    Yani erkeklerimizin yüzde seksen beşi her hafta Cuam namazına gelip Hutbe dinlemede ve Cuma namazı kılmaktadır.

    Hiçbir siyasi veya sosyal kurumun böyle bir teşkilatlanması yoktur.

    Bunun kıymetini bilmeli ve ona göre hareket etmeli.

    Her imam, camisine ve cemaatine sahip olmalı.

    Onların sevincini ve üzüntüsünü paylaşmalı.

    Yapılan yanlışlara bakarak, azıcık kötülükleri gönül ufuklarının önüne koyarak içini karartanlar, topluma karamsar taplolar sunanlar, insanlığa hiçbir şey veremezler.

    Mekke’de sevgili peygamberimiz tek başına iken peygamberliğini tebliğ etmiş ve bu gün milyarları aşmış ve insanlığın tek kurtuluş yolu olmauştur.

    Sevgili peygamberimiz: “Kim insanlar helak oldu derse o helak olanların başında gelir. (veya bir rivayette) helak edenlerin arasındadır” buyurmuş. (Ebu Davud, Edeb, Hadis 4983) Hadisi şerh eden Hattabi: “Bu sözü ayıplamak için dahi söylememek gerekir. Ayıplamak için veya kendisinin faziletini anlatmak için söylüyorsa yine helak olanlardan olur” diyor.



    İstanbul boğazının iki yakasındaki meyhanelerin müşterilerinin tamamını bir araya getirseniz Sultanahmet camiini dolduramazlar.

    Ayrıca o meyhanedekilerin en az yüzde sekseni de Cuma günü camiye gelir.

    Onun içindir ki, camilerin önemi çok büyüktür.

    Sevgili peygamberimiz, Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde ilk yaptığı iş bir mescid yapmak olmuştur.

    Mescidler/camiler bütün Müslümanların rahatlıkla girip çıktığı yerlerin başında gelir.

    Babanızın, ablanızın, kardeşinizin evine gitmek istediğinizde telefon edip müsait olup olmadıklarını soruyorsunuz. Ama camiler için böyle bir sıkıntımız yok.

    İşverenin işçinin, generalin erin, amirin memurun, rektörün öğrencinin aynı safta eşit şartlar altında ibadet edebildiği, hutbe dinleyebildiği tek yer camilerimiz.

    Dilencilerimiz, meyhanenin önünde, sinemanın önünde, tiyatronun önünde durmuş dilenmiş en verimli yerin cami önleri olduğunu deneme yanılma usulüyle öğrenmiş ve cami önünde karar kılmış.

    Demek ki bu toplumda merhamet kırıntısı olan insanlar camidekilermiş.

    Çocuğunu besleyip büyütmek istemeyen anne, ciğer paresi yavrusunu cami önüne bırakarak merhametli insanların hala orada olduğunu ortaya koymaktadır.

    Cami görevlilerimiz, dilencisinden, çocuğunu bırakan kadından, günah bataklığına batanına kadar herkesle ilgilenecek.

    “Neme lazım” demeyecek, “Bana lazım” deyecek.

    Şirk hariç affedilmedik günah olmadığını bilecek ve insanlara ümit aşılayacak.

    Cami merkezli bir “Nur borsası” kuracak ve mahallenin her tarafında bu borsanın konuşulmasını sağlayacak.

    Halktan değil Haktan korkacak ve yaptığı her şeyi Hakkın rızası için yaparken, Hakkın rızası için yapılan her şeyin halkın çıkarına olduğunu bilecek.

    Başında ve gönlünde Hakkın kelamını taşıdığından bu başı ruku ve secdenin dışında kimsenin önünde eğmeyecek.

    Halktan hiçbir insanın sözünü Hakkın sözünün önüne geçirmeyecek. Geçmesine izin vermeyecek.

    Bütün peygamberlerin söylediği “Sizden ücret istemiyorum. Benim ücretim alemlerin Rabbine aittir” sözünü söyleyecek.

    Alan el değil, veren el olacak.

    Peygamber varisi olan cami görevlilerimiz, efendimizin ilmine ve ahlakına varisler.

    Hem ilmini hem de ahlakını gösterme durumundalar.

    Moğolların taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmadığı bir dönemde değerli bir ilim adamına hakim ceza olarak tek kişilik hücrede hapis cezası verince ilim adamı sevinmiş.

    Hakim:

    – Hayrola niye seviniyorsun? diye sormuş.

    İlim adamı:

    – Bugüne kadar ilim okumaktan ve okutmaktan nafile ibadetlere zaman ayıramamıştım. Şimdi hücrede bu ibadetleri yaparım.

    Hakim:-hayır sana sürgün cezası veriyorum, demiş.

    İlim adamı:– Bu şehirden başka şehir görmemiştim iyi olur. Başka şehirler de görürüm.

    Hakim, idamına karar verince adam daha çok sevinmiş ve “Mü'minin arzusu şehit olmaktır,” deyince hakim “serbest bırakın” demiş. İlim adamı:

    – “Bizim hapsimiz halvet, sürgünümüz seyahat, katlimiz şehadet. Biz cennetimizi göğsümüzde taşırız. Biz nereye gidersek cennetimizle gideriz” demiş.

    “Ben, şu camide olsaydım, filan görevde bulunsaydım daha iyi hizmet yapardım” demeyin.

    Bulunduğunuz yerin, yaşadığınız anın, dakikanın, saniyenin hakkını verin

    75 Waltlık ampulü köşke taksanız da, zindana taksanız da aynı ışığı verir.

    Işığınız yoksa ma’zeretiniz çok demektir.