ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    08.04.2014


    ŞİKAYET DEĞİL HİZMET

    Yangın yerinin otları daha gümrah olur.

    Dünya genelinde biz Müslümanlar, yangın yerinde biten otlar gibiyiz.

    İslam’ı temsil konusunda sevgili peygamberimizin binlerce örnek hayatından bir veya bir kaç tanesine sıkı sıkıya sarılmışız ve onunla seviniyoruz.

    Buna da şükredelim.

    Ya o da olmasaydı ne olurdu halimiz?

    Yangın çıkaranlarla onlara sebep olanları tartışmanın ve geçmişe ağıt yazmanın ve yakmanın faydası yok.

    Biz, bu günün Müslümanlarıyız ve bu günden sorumluyuz.

    Peygamberimizin binlerce örnek hayatından bir kaç tanesini temsil eden diğer Müslümanlardan da şikayetçi olmayalım.

    Hepimizin yaptıklarını toplarsak biraz ona yaklaşabiliriz.

    Görevimizi hakkıyla yerine getirmeye çalışırsak kimseden şikayet etmediğimiz gibi Allahtan başka kimseye de şikayetimiz olmaz bizim.

    Sevgili peygamberimizin hanımı Hazreti Hatice vefat etmiş.

    Mekke halkı ve parlamentosu tarafından hatırı sayılır Ebu Talib, yeğeni olan sevgili peygamberimizi kafirlere karşı korurken o da vefat emiş.

    Müşriklerin baskısı doruk noktasına ulaşmış.

    Onu öldürmek, hapsetmek veya sürgüne göndermek konusunda tartışmalar başlamış.

    Böyle bir ortamda sevgili peygamberimiz kendisine bir sığınak aramaya başlamış.

    Cahiliye dönemi usullerine göre hacca gelen müşriklere durumunu bildiriyor ve sığınma talebinde bulunuyor.

    Onlar da Mekke müşriklerinden çekinmeleri, Mekke’nin kabul etmediğini neden kabul edeceklerini bahane ederek isteğini reddediyorlardı.

    İşte böyle bir zamanda Taif seferine çıkıyor, Sakif kabilesinin ileri gelenlerine durumu arz ediyor.

    Onlar da Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili peygamberimizi taşlamaya başlıyorlar.

    Dünyadaki bütün Cumhurbaşkanları, Başbakanları, kralları, şahları, padişahları toplasanız, bir dibekte dövseniz hepsi Onun kesilmiş tırnağına denk değilken Onu taşladılar.

    Bakırköy hastahanesinde kendine derman olan ilaç şişesini kıran deliler gibi saldırdılar Ona.

    O, şehirden çıkıp bir üzüm asmasının altında dinlenirken yaptığı bir dua vardır.

    O dua şu günlerde bizim derdimize ilaç gibidir.

     “Allah’ım, gücümün zayıflığını, çaremin azlığını ve beni aşağılamalarını sana şikayet ediyorum.”

    Dikkat ediniz, o hasta ruhlu Taif’lilerden şikayet etmiyor.

    Kendi kuvvetinin azlığından, çare üretemediğinden şikayet ediyor.

    Rabbimizden de şikayetçi değil ve şöyle devam ediyor:

    “Ey merhametlilerin en merhametlisi... Beni kime bırakıyorsun?

    Bana acımayan asık suratlı, keskin dilli düşmana mı, yoksa işimi kendilerine bıraktığın yakınlarıma mı?

    Eğer sen bana gücenmezsen, ben bunların yaptıklarına aldırmam.”

    Yaptığı tebliğde Allahın rızasını/Hoşnutluğunu bekleyen, atılan taşlardan, akan kanından da yine Rabbinin rızasını bekleyen sevgili peygamberimizin tek endişesi kafirlerin yaptıkları ve yapacakları değil, Rabbin rızası ve onun gücenmemesidir.

    “Senin bana verdiğin afiyet, benim için en büyük zenginliktir.

     Senin gazabıyın bana gelmesinden, gücenmeyin benim üzerime inmesinden gökleri ve yeri aydınlatan, karanlıkları nurlandıran, dünya ve ahiret işlerini düzenleyen değerli vechiyin (zatıyın) nuruna sığınırım ben.”

    Allah’ın gazabının üzerimize gelmemesi için iki dünyamızı düzenleyen ve aydınlatan kitabı olan Kur’ana göre hareket etmemize dikkatimizi çekiyor.

     “Sen, benden razı oluncaya kadar ben rızanı kazanmak için çalışmaya devam edeceğim. Senden başka güç ve kuvvet yoktur.” (İbni Hişam, Siret, 1/419, Taberani, Kebir, hadis no 13655)

    Kimseden şikayet etmeden Allah’ın kitabını Rasülünün anldığı ve uyguladığı şekliyle yaşamaya devam.

    Böyle bir Müslümanı dünyada durduracak güç yoktur.

    Başka güçlerden şikayet o güçlere güç katmaktan başka işe yaramaz.