ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    08.08.2014


    HIRS CANAVARLARINDAN SAKININ

    “Cihar-ı Yar-ı Güzin” dediğimizde hemen o meşhur  “Dört seçkin dost”u hatırlarız.

    Bunlar, sevgili peygamberimize ilk iman eden ve vefat edinceye kadar yanından hiç ayrılmayan Hazreti Ebu Bekir, Hazreti Ömer, Hazreti Osman ve Hazreti Ali’dir. (Allah hepsinden razı olsun.)

    Bunlardan üçü Hazreti Ömer, Osman ve Ali şehit edilmişler.

    Hazreti Ali’yi şehit edenin da Müslüman olduğunu biliyoruz.

    İslam adına Hazreti Ali’ye baş kaldıranlar hakkınsa “Bunlar kafir mi?” diye sorulduğunda “Hayır, bunlar, Şirkten islama firar ettiler” demiş.

    “Peki bunlar, Münafık mı? Diye sorulduğunda “yine “Hayrı Münafıklar Allah’ı az zikrederler” diye cevap vermiş.

     “Peki, bunlar kim” dediklerinde “Hüm İhvanüna, Beğav Aleyna/Onlar, bize baş kaldıran kardeşlerimizdir” buyurmuş. (Beyhaki, Süneni Kübra, K. Kıtali ehlil bapğy Hadis no 17158, Musannefi İbni Ebi Şeybe 7/535)

    Köy ve şehirlerimizde kan davası güdenler, köpek davasını sürdürenler, “benim tavuğa kış dedin” diyenler ve bu uğurda kan dökmeyi kendine bir hak olarak görenler, örneğimiz ve önderimiz sevgili peygamberimizden sonra İslam yolunun en seçkin örnekleri olan bu dört dostun bu konularda ne yaptıklarına bakmamız ve ona göre hareket etmemiz gerekir.

    Fitne ateşi her yanı sardığında kin ve nefret dumanından göz gözü görmez olduğunda “Ateş böcekleri, hırs kurtları” meydana çıkar ve bulanık havada Müslüman kanı akıtmaya başlar.

    Cemel Vakasında Cennetlik olduğu dünyada iken müjdelenenler kılıçlarıyla karşı karşıya gelmişler.

    Talha ve Zübeyr bin Avvam, Cemel savaşında Hazreti Ali’ye karşı savaşırken şehit olmuşlar.

    Hazreti Ali, bir gün Talha’nın oğluyla konuşurken: “Allahtan dileğim, öbür dünyada babanla beraber cennette karşılıklı sohbetler ederiz” demiş ve şu ayeti okumuş “Göğüslerindeki kini çıkarıp attık ve kardeşler olarak karşı­lıklı koltuk­lar üzerinde­dirler.” (Hıcr süresi ayet 47)

    Hazreti Talha ve Zübeyr bin Avvam, harbin başlamaması için gereken her şeyi yaparlarken her ikisi de harp ateşini körükleyen eller tarafında şehit edilmişler.

    Hazreti Talha: “Düne kadar izim dışımızdakilere karşı tek el gibi iken bu gün birbirine saldıran demirden iki dağ haline geldik” demiş.

    O günlerde Basra valisi olan Ka’b bin Sur el ezdi, bu fitne ateşinden korunmak için evinin kapı ve pencerelerini kapatmış, dışardan çamurla da sıvatmış yanız ihtiyacını karşılayacak bir delik bırakmış.

    Bunu duyan Hazreti Aişe anamız, o delikten kedisiyle konuşmuş ve kendisine anası olduğunu ve kendisine katılmasını istemiş.

    Ka’b da “Biz, Peygamberimize uymakla emr olunduk. Sen, benim dünya ahiret anamsın ama sana uymakla emr olunmadık” demiş, evinden çıkmış, iki ordunun arasında Kur’an ayetlerini okumaya başlamış.

    Puslu havaları seven kurtlardan biri bir ok atarak onu da şehit etmiş.

    Ka’b bin Sur el-Ezdi, bize kime uyacağımızı öğretiyor.

    “Edlle-i Şeriyye Dörttür” der ve Kitab, Sünnet, İcma’ ve Kıyasa tabi olduğumuzu çocukken öğretir hocalarımız.

    Hocalarımızın, kabile reislerimizin, aile reisinin, köy ağasının, parti liderinin, dernek başkanının, vakıf yönetiminin emir veya yasakları Allah’ın kitabına , Raslünün sünnetine uygunsa biz ona uyarız, yoksa babamız bile olsa o eğri emir veya yasağını reddederiz.

    Gönlünde zerre kadar imanı olan kişi canımıza kıysa bile ona karşı düşmanca tavır almayız.

    Yasin süresinin  20-27 inci ayetlerinde kafirlerin başkentinde bir Müslümanı linç ederek öldürdüklerini ve şehit olan o yiğidin can çekişirken cenneti ve ikramları gördüğünde Ona, "Gir Cennete" denildi. O da; "Keşke kavmim Rabbimin beni af­vettiğini ve beni Cennette ikram olunanlardan kıldığını bil­seydi" dedi.

    Can çekişirken bile katillerinin Müslüman olmasını isteyenler başarılı olurlar.