ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    10.04.2013


     

    ÂKİLLER Mİ ÂKİLLER Mİ?

    Barışın sağlanması için 63 kişiden oluşan Âkiller Heyeti kurulunca bazı vatandaşlarımız hemen lügat kitaplarına başvurdular.

    Yazılı basından sözlü basına kadar “Âkil” demek lügat kitaplarına göre “Yiyiciler” demektir. Filan lügatte böyle yazıyor işte belgesi” deyiverdiler. Bunun iması bile doğru değildir.

    Belgeli konuşmak adetimiz oldu da televizyonlara dosyalarla geldiklerinden dosyayı sallamaktan başka bir şey söylemeyenler çoğaldı.

    Dedikleri yüzde elli doğru.

    Harf inkılabı yapıldığından beri akıllı anlamına gelen “Âkil” kelimesi yiyici anlamına gelmeye devam etmiştir.

    Belki de o günlerde harfleri düzenleyenler yiyicilerden meydana geliyordu da akıllı anlamına gelen “Âkil” kelimesi harf devrimini yapan kişilerden intikam alıyordu.

    Eski Türkçemizde S harfinin dört tane ağızdan çıkışı varken harf inkılabını yapanlar onu bire indirmişler.

    Lügat kitaplarının S maddesinin dörtte birini yanlış okuyup yanlış manalandıracağız demektir.

    “Akil” kelimesi elifle yazılırsa yiyici anlamına gelir, ayın harfiyle yazılırsa akıllı anlamına gelir.

    Konya İslam Enstitüsünün açılış merasimine katılan o günün İkinci Ordu Komutanı, Arif Etik hoca merhumun kulağına eğilir ve “Hoca efendi, Hıristiyanlar “Allah baba” derler neden biz “Allah ana” diyoruz?” diye sorar.

    Arif hoca “Biz, ne zaman “Allah ana” diyoruz?” deyince Komutan “Mevlit kitabı aldım orada “Her işi asan eder Allah ana” diyor.

    Eski Türkçemizde N harfinin yumuşağı vardır, serti vardır, harf inkılabı o yumuşak N leri yok etmiş yüzlerce kelimemiz tahrifata uğramıştır.

    Mehmet Akif’in Safahat’ı eski harflerle basıldığında sorun yoktu.

    Latinize edilince her mısraında sorun çıktı.

    Akif merhum, hem akıllı anlamında kullanmış Âkil kelimesini hem de yiyici anlamında kullanmış:

             Zâlimde teaddîye (saldırıya) olan meyl nedendir?

       Mazlûm niçin olmada ondan müteneffir? (Nefret eden)

       Âkil nereden gördü bu ciddî harekâtı?

       Câhil neden öğrenmedi âdâb-ı hayâtı?

     

             Din, vatan, âile, millet gibi yüksek hisler,

       Ahmak aldatmak için söylenilir şeylermiş...

       Bu hurâfâtı hakîkat diye kim dinlermiş?

       Âkil oymuş ki: Hayâtın bütün ezvâkından, (zevklerinden)

       Durmayıp hırsını tatmîne edermiş îman.

     

            

     

    Câhil geziyor zevrak-ı ikbâl-i safâda

    Âkil yüzüyor merkez-i girdâb-ı belâda

     

    Ser-tâc olacak (yerde) kemâl ehli yazık kim

    Makhûr oluyor dest-i habîs-i cühelâda

     

    Kimler sürüyor zevkıni gülzâr-ı bahârın

    Kimler görüyor şiddeti hengâm-ı şitâda

     

    Kimler çekiyor sîneye mahbûb-i merâmı

    Kimler geziyor ye’s ile dünyâ-yı fenâda

     

    Kim yaslanıyor bister-i nâzende-i vasla

    Kim paslanıyor kûşe-i sengîn-i cefâda

    Âkil olan âdemde şetâret göremezsin

    Câhilde ise istediğinden de ziyâde

     

    Âkil diye ol âdeme derler ki zamanda

    Boş durmayarak kesb-i kemâl ü hüner eyler

     

    Gâfil diye ol âdeme derler ki cihanda

    Dâim oturup eski zamâna keder eyler”

     

    Yiyici anlamına da kullanmış:

             Afedersin, Hocazâdem, ne kadar saçma bu lâf!

       Haklı, haksız diye taksîmi kim etmiş ki kabûl?

       Bu cihan, baksana, baştanbaşa: Âkil, me’kûl. (yiyici, yenilen)

       Kuvvetin sırtını kimmiş, göreyim, okşamayan?

       Ne zaman altta kalırsan, o zaman derdine yan!

       “Beşerin adli masal, hak zıpırındır yalınız;

       Dövülen mahkemelerden kovulur, çünkü: Cılız!”