ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    10.12.2013


     

    ÇARESİZLİK

    Apartmanların gün görmeyen bodrumlarında, gecekonduların yıkık dökük odalarında yaşayan, karnını doyuracak ekmek bulamadığı için hırsızlıktan başka çare bulamayan insanların eli kelepçeli götürülüşleri yürekten yaralar beni.

    Bir şekilde yanıltılan, kandırılan, haram yoldan hamile kalan, yakınlarına söyleyemeyen, evine doğurduğu çocuğu götüremeyen kadınların çocuğunu cami avlusuna bırakması haberi de yaralar beni.

    Bir tarafta gecekondusuna gölge eden, güneşinde duran gökdelenlerin dibinde yoksulluktan yok olup giden kadınlar ve erkekler, öbür tarafta çok yemekten, göbeği yağ bağlamaktan, zayıflama merkezlerinde otuz yılda üç ton yağını aldırıp yeniden yağ bağlayanlar.

    Dün, Topkapı Panorama 1453 ün önüne bir kız çocuğu bırakılmış.

    Durun, “Vicdansız kadıııııın” demeyin.

    Kadını tanıyor musunuz?

    Şartlarını biliyor musunuz?

    Ben, kıza acıdığımdan fazla onu bırakan anneye acıdım ve gözyaşları döktüm.

    Sevecen bir kadın polisin kucağında o yavrucağın biraz sonra karnı doyar, altı temizlenirse keyfi yerine gelir ama onu bırakan ananın yüreğinin yangınlarını hangi itfaiye veya hangi denizin suyu söndürebilir?

    Zenginlik içinde de, fakirlik içinde de yaşayabilen çaresizliğin ne demek olduğunu  bilir misiniz siz?

    İnsan denizinin içine düşmüşsünüz ama sarılacak yılanlara bile yer vermemiş çevrenizdekiler.

    Tepenize vuran binlerce kol arasından tutunacak bir dal bile koymamışlar hepsini kırmışlar.

    Eli ayağı bağlı kurbanlık gibi, kapitalizme kurban edilenlerin çaresizliğini bilir misiniz?

    Uyuşturucu baronlarının villasının yakınlarına emniyet güçleri yaklaşamazken 400 polisle sabaha yakın, mahallesi sarılan, havadan helikopterle izlenen garibanlar mahallesinde, 20 gram uyuşturucu bulundu haberi de yakar benim yüreğimi.

    Bir kaç baronu takiple bu işi kökünden kurutmak mümkinken, binlerce garibanın evine gece baskınları yapıp çoluk-çocuk hepsini rahatsız etmek neyin nesi.

    Eskiden cami avlusuna bırakılan çocuklar bu günlerde başka mekanlara bırakılmaya başlandı.

    Ne oldu? Camilerde merhamet kırıntısı bulunan cemaatlerin olduğu vakitlerde cami avlusuna bırakılırdı istenmeyen çocuklar. Şimdi o merhamet kırıntısı da mı kalmadı.

    O gariban kadınımız, cami kelimesini duymadan yetiştirildiğinden mi cami avlusu hatırına gelmedi?

    Yoksa camilere güvenlik görevlisi konulduğundan mı avluya bırakılmıyor?

    Keşke cami avlusuna bıraksalar çocuklarını,

    Güvenlik görevlisi kadını gördüğü halde görmezden gelse,

    Onu polise teslim etmese,

    Çocuğu hemen korumaya aldığı gibi kadını takibe alsa, evini öğrense, polise haber veremeden derdine derman olsa.

    Çocuğu yetiştirecek bir kuruma teslim etseler ve o anne de emzirici anne olarak kendi kızını her gün emzirip gitse ve devlet bu işi bilmese, yalnız güvenlikçi ile o kadın bilse.

    Babasının dinine düşman edilen generaller, gazeteciler, Anadolu’nun gariban Müslüman ailelerinin çocuklarıdırlar.

    Önce kullanılırlar, sonra atılırlar.

    Attıranlar, sattıranlar, soyduranlar.

    Onların hesabı bu dünyada görülemez.

    Bu güne kadar görülemedi.

    Amerika’da kendini satmaktan başka karnını doyuracak imkan bulamayanları o hale getirenler özgürlük savaşçısı olarak ödüllendiriliyorlar.

    Otuz yılda otuz bin Müslümanı öldüren Saddam zalimini cezalandırmak için gelip bir buçuk milyon Müslümanı öldürenler demokrasi madalyasıyla taltif ediliyorlar.

    Ve biz, hala bizi “Biz” leyenlerden, derman olsun diye kanunlar, değerler ve ahlaksızlık kuralları ithal etmeye devam ediyoruz.