ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    11.02.2013


    KORKANA DA KORKMAYANA DA ÖLÜM TAM ZAMANINDA GELİYOR

    Gavur, içinin dış olacağından, kendi yaptığını görmekten kendisi korktuğundan ölümü anlamak, dinlemek, duymak istemez.

    Müslüman ise “Tüblesserair” sergisinde kendi iç dünyasının Rabbin rahmetiyle on kat, yedi yüz kat ve daha fazlasıyla büyütülerek sergilendiğinde karşılığının almak için ölümü içine nefes gibi çeker. (Ayet için bak Tarık süresi ayet 9)

    Leyla’sından “Gelsin artık” davetini alan Mecnun, babasının saltanatlı evinden yalın ayak, başı açık Leyla’sına doğru koşarken ardında bıraktığı servet ve saltanatı hiç aklına getirmeden Leyla, Leyla, Leyla diyerek koştuğu gibi Mümin insan da “Mevla, Mevla, Mevla” diyerek gider ölüme.

    “Ente Mevlana” diye her akşam çağırdığımız Mevlamıza koşarken ezalar, cefalar, belalar, hastalıklar, düşmanlar ve kurşunlarını Mecnun’un Leyla’sına koşarken ayağına batan dikenler gibi görür ve aldırmadığımız gibi yolun yaklaştığını müjdeleyen işaret taşları gibi algılarız.

    İsmail aleyhisselamın, babası İbrahim aleyhisselama “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap” dediği gibi Müslüman da kendisine ölüm davetiyesi getiren Azrail aleyhisselama “Merhaba” der ve davete icabet eder.

    Defter dürülmeden önce defterini kapkara yapmayanlar, ecel geldiğinde yüzleri pırıl pırıl olarak karşılar.

    Musalla taşında “Er kişi niyetine” denmeden önce dünya meydanında “Rical/Er kişi” olarak yaşayan kadın ve erkekler için ölümden korku yoktur.

    Sevdiklerimizin çoğu öbür tarafta olduğundan, salih amel işleyenlerin hesabı kolayca görüldükten sonra bir araya geleceklerinden ölüm, sevdiklerinin çoğuna kavuşmaktır. (Bak Ra’d süresi ayet 23, İnşikak süresi ayet 9)

    Doğduğumuzda kulağımıza okunan Ezan’ın namazı, Musalla taşında kılınırken dostlarımız dualarla bizi uğurlarken biz de: "Keşke kavmim Rabbimin beni af­vettiğini ve beni Cennette ikram olunanlardan kıldığını bil­seydi"(Yasin süresi ayet 26-27) diyebilsek.

    Kara toprağa gitmediğimizi bildiğimizden, kara toprağı da  yaratana gittiğimizden tabutumuzu biz, Rabbe götüren araç olarak görürüz.

    Az dostların arasından dostların çok olduğu yere gideriz.

    Kavga, gürültü, harp ve darpların olduğu mekandan huzur diyarına göç ederiz.

    Zengin olsun fakir olsun, elindekine gönül bağlamamışsa gözü kapanıp eli açılırken gözü ve gönlü önüne bakar ardına bakmaz.

    Dünyalığını gönlüne alanlar can bedenden giderken “Malım, malım” diyerek can verirler.

    Dünya malının gönle girmesini engellemenin en kestirme yolu gönlü boş bırakmamaktan geçer.

    Gönlünü, malla değil, malı ve gönlü yaratanın sevgisiyle dolduranlar, ecel gelince malı yaratana doğru göç edeceklerinden, üzüntü değil sevinç duyarlar.

    Ölümü ve ölüme hazırlanmayı hatırlatanlara kızıp köpürenler de eceli gelince ölecekler.

    Hazırlık yapmadan yakalanacaklar.

    Kızsalar da köpürseler de biz, onları kendilerinden daha fazla düşündüğümüzden hatırlatmaya ve o uzun yolculuğa azık hazırlatmaya çalışacağız.

    Çünkü biz, Rahmet Peygamberinin Rahmet Ümmetiyiz.

    Her canın cehenneme değil, cennete gitmesi için çalışırız.

    Ahirete inanana da inanmayana da ecel gelecek ve ikisi de bu dünyadan gidecek.

    İnanmayanların dediğinin doğru çıkma imkan ve ihtimali yok ama onların sapık mantıklarıyla düşünsek bizim hiç bir kaybımız yok.

    Dünyanın havasından, güneşinden helal rızklarından biz de yararlandık.

    Dünyanın helalı da haramından fazladır.

    Helaller sayılamaz ama haramlar sayılıdır.

    Biz neden pişman olalım.

    Sonra ahireti inkar edenlerin basit mantığı içinde ölünce pişman olmak da yok.

    İçki içip nara atamadığımız için,

    Fahişelik, eşcinsellik, pezevenklik, fuhuş ticareti yapamadığımız için,

    Hortumlarla hazineyi soyup yetim hakları yemediğimiz için,

    Hırsızlık, gasp, soygun yapmadığımız için,

    Adam öldürme orduları kurup ülkeleri soymadığımız için,

    Organ mafyası kurup hazinelerini soyduğunuz ülkelerin çocuklarını canlı canlı kesip batının zenginlerine satmadığımız için mi pişman olacağız?