ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    11.07.2014


    FRENK HAYATINDAN GELENLER

    Namık Kemal (1840-1888), bir gün Ayasofya camiinin önünden geçerken cami cemaatinin camiden çıkışlarını gördüğünde cemaatin bir çoğunun omzunda ipleri olduğunu, hamallık yapan bu adamların camiden çıktığını gördüğünde yanındaki Ali paşaya “Bak Ali paşa, bu millet nasıl kurtulur bilir misin? Bu camiden bir gün bizim gibi boynu kravatlılar çıkarsa o gün bu ülke kurtulur” der.

    “Ezan”, “Süleymaniye’de Bayram sabahı” gibi güzel şiirler yazan Yahya Kemal bey, 23 Nisan 1922 tarihinde yazdığı “Ezansız Semtler” isimli makalesinde şöyle diyordu.

    “…..Dört sene evvel Büyükada'da otururdum. Bayramda, bayram namazına gitmeğe niyetlendim. Fakat frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılır mı? Sabah erken uyanmamak korkusu ile gece hiç uyuyamadım. Vakit gelince abdest aldım. Büyükada'nın mahalle içindeki sakat yollarından kendi başıma, camiye doğru gittim. Vaiz, kürsüde vâzediyordu. Ben kapıdan içeri girince bütün cemaatin gözleri bana çevrildi. Beni, daha doğrusu bizim nesilden benim gibi birini, camide gördüklerine şaşıyorlardı. Orada o saatte toplanan "Ümmeti Muhammed" içine bir yabancının geldiğini zannediyordu. Ben, içim hüzünle dolu, yavaş yavaş gittim, vâzı diz çöküp dinleyen iki hamalın arasına oturdum. Kardeşlerim Müslümanlar, bütün cemaatin arasında yalnız benim vücudumu hissediyorlardı. Ben de onların içine karışıp "Muhammed" sesi kulağıma geldiği zaman gözlerim yaşla doldu. Onlarla kendimi yekdil, yekvücut olarak gördüm. O sabah, o Müslümanlığa az âşina Büyükada'nın o küçücük camii içinde, şafakta aynı milletin ruhlu bir cemaati idik. Namazdan çıkarken kapıda âyandan Reşid Akif Paşa durdu. Bayramlaşmayı unutarak elimi tuttu: "Bu bayram namazında iki defa mes'udum; hamd olsun sizlerden birini kendi başına camie gelmiş gördüm. Berhudar ol oğlum! Gözlerimi kapamadan evvel bunu görmek beni müteselli etti" dedi. Hem geldiğimi, hem de bayramımı tebrik ettiler. Bu basit hâdiseden, pek samimî olarak mahzuzdular. O sabah gönlüm her zamandan fazla açıktı.”

    Son on yıldır Ramazan ayında yapılan yayınlardan anlıyoruz ki, her sene halkımızın oruç tutma oranı yüzde beş artarak yüzde seksen beşlere vardı.

    Eskiden ibadetlerini gizleme zorunda kalan sanatçılar çoğunlukta iken bu günlerde bunu açıklamaktan mutlu oluyorlar.

    Bizim dikkat etmemiz gereken şey, kravatlılar camiye geldi diye onların peşine düşüvermemektir.

    Onların niyeti çok iyi olsa da bildiği ve yıllardır savunduğu yol, batıl yoldur.

    Solcu bir sanatçımız, Ulvi Alacakaptan, İslami hayatı seçince, çarşıda kendisini durdurup fıkıh konusunda kendisinden fetva sorduklarını anlatmıştı televizyon ekranından.

    Hayırlı dönüş yapanlara hayran hayran bakmak yerine İslami eğitim alabilmesi için yardım ediniz.

    Onlara yönelik eğitim kurumları oluşturunuz.

    Hayırlı değişim başladı. Nasr süresinde “Guruplar halinde dine girdiklerini gördüğünde” ayetinin haberi bu çağda görülmeye başlandı.

    Din adına uydurulmuş, dayanağı olmayan yalanları, masalları, hikayeleri, din diye vermeye kalkmayalım.

    Allah’ın kitabı Kur’an-i Kerim, Onun peygamberi hazreti Muhammedin sünneti seniyyesi, Ashabın icamı ve Fukahanın kıyasından başkasını sunmayalım.