ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    11.10.2013


    VİCDANI SIZLAMAYANLAR

    İki gözü kör olanın zararı kendine olurken, gönül gözü kör olanın zararı gücüyle orantılı olarak başta kendine, ailesine, mahallesine, köyüne, şehrine, devletine, milletine hatta top yekun insanlığa zararı olur.

    Kişi vicdanının körelmesinin farkına varamazmış.

    “Ben aklı başında adamım, zarar vermeye başladığı anda bırakırım” dermiş ama kendini hastahanede veya hapishanede bulurmuş.

    Haramzade de harama bağımlı hale gelince yaptığı işin helal olduğuna kendini inandırmadan hortumu takamazmış.

    İki gözümüz kör olduğunda gözlerimiz yok olmadığı gibi gönül gözü dediğimiz aşiret de yok olmuyor, önüne perde geriliyor.

    Servet, şehvet, şöhret perdelerinden biri veya ikisi veya her üçü kişinin perdesi olunca vicdanının önü kapatılır ve her şeyi paraya göre değerlendirir.

    Rabbimiz, Mutaffifin süresinin 14 üncü ayetinde “Kazandıkları kötülükler nedeniyle kalplerine küf baladı” diyor.

    Bu konuda komünistlerle kapitalistler aynıdır.

    Her şeyi madde olarak değerlendirirler.

    Çıkış yolu ararken, vicdan rahatlamasını sağlarken birbirinden ayrılırlar.

    Hatta onların etkisinde kalarak maddeye esir olan Müslüman bile haramı helal kılmak konusunda gönül perdesini fetva ile aralamaya ve vicdanını rahatlatmaya çalışıyor.

    Mehmet Akif Ersoy merhum:

    “Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;

    Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

    Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdân’ın...

    Ne irfânın kalır te’sîri kat’iyyen, ne vicdânın.” Diye açıklar.

    Gönül gözü pas bağlayanlar da vicdan azabı çerler ama hastahanede narkozlanan adamın beynini keserlerken acı duymaması gibi bir hal olur.

    Toz bulutu estiğinde beyaz elbiselileri kirletir ama siyah elbise giyenlerde kir hiç görülmez.

    İlk günahı işleyenler çok rahatsız olurlar ama kafirlik elbisesi giyenlerin gönlü kapkara olduğundan devlet olarak soygunlara çıkarlar.

    Beyin ameliyatı olan uyanınca acı duymaya başlayınca uyuşturucu haplar yuttuğu gibi harami de kendini uyutacak yollar arar.

    “Filan ünlü de yapmış, filan da çalmıştı, filan bu haramlara bulaşmıştı, zaman böyle” gibi şeylerle kendini avutur.

    Adamın karısı “Hiç bir iyiliğin yok. Bakalım ahirette ne yapacaksın” dediğinde kocası olan değirmenci dayı “Eşeklerin duası bana yeter.” Dermiş.

    Eşekler 90 kila buğdayla gelir seksen kilo unla dönermiş.

    Değirmende kantar olmayınca buğday sahibi çalınanı bilmezmiş. Eşeğin yükü de on kilo hafiflermiş.

    Hırsız bile kedi vicdanını rahatlatacak yol bulurmuş.

    İki gözümüz kör olunca doktora gidip Rabbimizin yarattığı tabiattan maddi ilaçlar kullandığımız gibi, gönül gözümüz perdelendiğinde hemen haram yollardan sahip olduğumuz servet, şehvet ve şöhreti asıl sahiplerine iade ederek perdeyi kaldıralım, sonra yapıp ettiklerimizi gözden geçirip yanlışlarımız için pişmanlık duyup pişmanlık ateşiyle gönlün kirini, pasını yakalım, istiğfarla o kirlerin izini silelim.