ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    12.03.2014


    KÜÇÜK BİR EVRENDİR İNSAN

    İçinizdeki dinginliği dinleyin, kopan fırtınalara kulak verin. Gem almaz isteklerinize bakın, kararsız kararlarınızı düşünün ve kendiniz hakkında bir karara varın.

    Dinginliğe de dalgaya da, fırtınaya da, seher yeline de dikene de güle de ihtiyacımız var bizim.

    Zıtların çatışması sözünü sevmem.

    Genelde “Zıtların çatışması” dedikten sonra geceyle gündüz, acıyla tatlı gibi örnekler verilir.

    Halbuki bu birbirine zır gibi görünenler, aslında birbirinin tamamlayıcısıdırlar.

    Gece  olmasaydı gündüzün değerini bilemediğimiz gibi, gecenin faydalarını da göremeyecektik.

    Acı olmasaydı tatlının tadı olmazdı. Acı, tatlıyı tanıtır ve onun eksik bıraktığı faydayı acı sağlar.

    Tenimizle canımız da birbirine zıt gibi görünür.

    Canımız yedi iklimi cihanda dolaşmak isterken tenimiz toprağa çakılıp kalmayı yeğler.

    Halbuki bu ihtilafta da rahmet vardır.

    Canın havalanmasını tenimiz engellerken, tenimizin tembelliğini de canımız ortadan kaldırır.

    Yani, ikisinin birlikte çalışabileceği bir ortamda biz hayatımızı yaşarız.

    İkisinin ittifakında dengeli bir hayat vardır, ihtilafında da rahmet vardır.

    Can kuşumuz ecelle uçar giderse, tenimiz anında bozulur ve dağılır.

    Ten kafesimiz kırılırsa, can kuşumuz uçar gider.

    Ecelimize kadar biz, her ikisinin de gıdasını vermek, bakımını yapmakla görevliyiz.

    Tenimiz topraktan geldiği için yeme, içme, giyme gibi gıdaları da topraktan gelir.

    Canımız Rabbimizden geldiği için gıdası da Rabbimizden gelir.

    Tenimiz, aldığı gıdanın haram veya helal olmasından rahatsız olmaz.

    Çalıntı ekmekle, alın teriyle kazanılmış ekmek arasında ten için fark yoktur.

    Can kuşumuz ise helallara göre ayarlanmış ve haramdan rahatsız olur.

    Ama devamlı haramla beslenenlerin o rahatsız olan gönül telleri duygusuz hale gelince haramdan zevk almaya başlar.

    Hiç içki içmeyen bir kimse ilk içişinde boğazı yanar, başı döner, nefret eder ama çevrenin baskısıyla kendisini içmeye zorlayınca ağzı, boğazı, midesi alışır. Alışmasının ötesinde onun keşi olur.

    Hepimiz öleceğiz.

    Tenimizi helallarla, canımızı vahy-i ilahiyle besleyeceğiz ve Cennette bengi suya kavuşacağız.

    Evrende var olan her şeye sevgi ve saygılarımızı bildirmeye ne zamanımız yeter ne imkanımız.

    Zamanı, mekanı ve evreni yaratana secde etmek, ona hamdetmek, onun yarattığı her şeye sevgi ve saygımızı de yerine getirmek demektir.

    Büyük İskender (MÖ 356-323), ölümsüzlük suyunu aramış, ab-ı hayata kavuşamamış ve 33 yaşında vefat etmiş.

    Can kuşunu Rahmanın ayetleriyle besleyen şehitler ise ölümsüzlüğü tatmışlar.

    Rabbimiz, Allah yolunda ölenlere “Öldü” demememizi emreder: “Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" deme­yin. Bilakis onlar di­ri­dirler, fakat siz farkında değilsi­niz.” (Bakara süresi ayet 154)