ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    12.05.2014


    KONUŞMUŞ OLMAK İÇİN KONUŞMA

    Ölü evinde ağlanır, düğün evinde gülünür.

    Adamın şaşkını, öğrendiği ağıtı, düğün evinde okumaya kalkarsa, ağlanacak haline yakınları ağlamaya başladığında “Herkesi ağlattım” diye kendisi gülmeye başlarsa durum çok kritik demektir.

    Bir düğün merasiminde salondakileri hüngür hüngür ağlatan hocadan ben o gün çok önemli bir ders almış ve “Makama göre makal/Yerine göre söz” deyimini daha iyi anlamıştım.

    Çarşamba pazarında soyka satan çığırtkan gibi, değersiz mal için çene çalanlardan olmamaya dikkat edelim.

    Hiç bir şey sebepsiz ve hikmetsiz olmayacağına göre bu türden yaratıklar da bizim için ibret aynası olmalıdır.

    Hani Sadi Şirazi, Gülistan isimli eserinde “Lokman’a sordular “Edebi kimden öğrendin” dediler. O da “Edepsizlerden” dediğini anlatır.

    İşgüzar padişah, adını hep duyduğu lüzumsuz Memet efendiyi merak eder ve huzuruna çağırır.

    Lüzumsuz Memet, huzura girince ilk merak ettiği şeyi sorar: “Padişahım, baban düdük çalar mıydı” der.

    Lüzumsuza kızmanın anlamı yok.

    Asıl suç, onu huzura kabul edende.

    Vaiz arkadaşlarıma söylüyorum, ağzınız Allah kelamını okuyor.

    O kelamın çıktığı yeri hiç bir kirli kelimeyle pislememeye dikkat edelim.

    Ağzımız, Allah’ın kelamı, Peygamberlerin Hadisleri, o yolun yolcularının hikmetli sözlerinden bir demet halinde insanlara sunalım.

    Kendi indi fikirlerimizi, görüşlerimizi sunmayalım insanlara.

    Onların bizim gibi, bizden daha değerli fikirlerinin olabileceğini düşünerek aklımızı, fikrimizi, dilimizi, gönlümüzü yaratanın sözlerine açalım ağzımızı.

    Salonda konuşurken bize ayrılan süreyi bir dakika uzatmayalım.

    Camide konuşurken en fazla ezan bitimine kadar uzatalım.

    Ben, kendim eğer Ezanı duyabiliyorsam, ezan başladığında konuşmama son veririm.

    Duyamıyorsam, müezzin yerine geldiği anda son veririm.

    Elli yılım böyle devam etti.

    Ezanla beraber bitirdiğimde “Doyamadık, devam etseydiniz” diyenler olduğunda vaizlerimizin, yaz aylarında ikindi namazı sonrası, kış aylarında yatsı namazı sonrası bir va’zı mutlaka olsun.

    Namaz sonrası olduğu için, işi olan, sıkılan dilediği zaman kalkıp gidebilir.

    Cuma namazlarını ve farz namazlarını dinmeye zorlama aleti olarak kullanmayalım.

    Ezan okunduktan sonra cemaat vaaz dinlemez, zil çaldıktan sonra öğrenci ders dinlemez.

    Dinlemek isteyenler için özel dersler yapabiliriz.

    İki ayrı salonda 23 yıl devam eden Şifa Tefsiri sohbetlerime devam edenler bilir ki Cağaloğlu’nda, Cezeri Kasım Paşa cami salonunda haftada iki gün devam eden bu sohbetler saat 19.00 da başlar 20.30 sona ererdi.

    İki defa Kur’anı Kerimi baştan sona tefsir, bir defa Buhari’nin Sahih’inin şerhi ve Hanefi fıkhından Kuduri’nin dersi tamamlanmıştır.

    Haftada iki olmak üzere 23 yılda bu sohbetlerime devam ederken bir gün gelmediğim olmadığı gibi, bir dakika geç başladığım ve bir dakika geç sonlandırdığım da olmadı.

    Salondaki koltuklar hiç bir zaman boş kalmadığı gibi bir buçuk saat ayakta dinleyenler çok olmuştu.

    Derse başladığımda dinleyenlerden bir kaçının saatlerine baktığını her derste görürdüm.

    İstanbul trafiğini düşünün ve hiç bir dersime bir dakika geç kalmadığımı da düşünün.

    Dinleyenlerin devamlılığını sağlayan en önemli disiplinlerdir bunlar.

    Dinleyenlerin gözleri, gönül aynalarıdır.

    Oradan anlarsınız hoşlanıp hoşlanmadıklarını.

    Hoşlandıklarından doygunluğa erip bıkmaya başladıklarını sezersiniz gözlerinden.

    İçimizi Allah’ın Kelamı, Rasülünün Hadisleri ve kibarların sözleriyle dolduralım.

    Özümüz ne ise sözümüz o olsun.