ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    12.09.2013


    MÜSLÜMANIN İKTİDARINI İSLAM’IN İKTİDARI ZANNETTİK

    Devlet gemisi almış bütün halkını içine, batıya doğru yol alıyor.

    Önümüzde denizin sisleri arasında alaca bulaca karanlıkta bir “kızıl elma” gibi görünen demokrasi tepesi var.

    Doksan yıldır o tepeye tırmanmak için yürüyoruz.

    Geminin kaptanlığına bazen sağcı bazen solcu gelir bazen İslamcı gelir ama rota da değişiklik olmaz.

    Değiştirmeye teşebbüs edenleri de hazır kuvvetler hemen gelirler ve kaptan köşkünden alırlar.

    Hazır kuvvetlerin içinden uyanmaya çalışanlar da daha gözünü açamadan geminin kömürlüğüne tıkılır.

    Elli binin üzerinde gencecik insanlarımız bu yolda öldüler.

    Trilyon dolar paramızı harcadık demokrasi kızıl elmasına varmak için.

    Halkı geminin güvertesinde guruplara ayırdık ve birbirleriyle çatışmalar yaptırdık.

    Bin yıldır beraber yaşadığımız Ermenilerin ileri gelenlerini ebediyen susturduk.

    Beş yüz yıldır himayemizde güvenli bir hayat yaşayan Yahudileri “Varlık vergisi” adı altında sürgünlere gönderdik.

    Hepimiz bir havaya girdik.

    Kuzey Batıdan esen keşiş rüzgarlarına kapıldık.

    Hak bildiklerimizi söyleyemez olduk.

    “Müslüman güçlü olmalıdır” sözünü yanlış anladık.

    İmanı güçlü değil, serveti güçlü Müslümanlar ürettik.

    Birinci çocuğunu İmam-Hatibe gönderen sonradan görmeler, son çocuğunu İngilizceyi sular seller gibi öğreten okullara gönderdi.

    Batıya açılan geminin motorinini europa koyunca hızı biraz daha arttı.

    Bazı Müslümanlar bu hızdan rahatsız olmasın diye güverteye hoparlör koyuldu ve beş vakit ezan en gür sesiyle okununca Müslümanlar, camiye gelmeseler de yelkenlerini suya indirdiler.

    İmam-Hatiplerdeki gelişmeleri öne sürenler liseye giden ve yüzde doksanı bulan Müslüman çocuklarını gözden çıkarmış sayılırlar.

    Biz, yedi milyarın içinden bile gözden çıkardığımız bir tek kişi yoktur. Her can taşıyan insanı Müslüman olması için en azından dua eden insanlarız bizler.

    Son altı ay içinde bir çok imam arkadaşa sordum “Kaç yıldır faiz üzerine hutbe okumuyorsunuz?” dedim.

    Herkes göreve başladığı tarihle cevap verdiler.

    Toplam on yıldır faizle ilgili hiç bir hutbe okunmadığını söylediler.

    Haydi imamlarımız hutbelerin yazılı geldiğini, kendilerinin okuduğunu ileri sürerek mazeret ileri sürebilirler ama vaizlerimiz de vaazlarında bu konuyu işlemiyorlar.

    Yazılı emir olmayacağını bilerek bazı il müftülerine sordum, Diyanetten yazılı bir emir yokmuş.

    Bizi etkileyen hava ve hevadır.

    Sağcı basının diliyle “Boyalı basın” denilen ve çok satan bir gazetede görev yapan bir dostuma, “Sağcı basının dediği gibi size patrondan “şöyle yapın” diye emir gelir mi dediğimde “Hayır gelmez. Bir kere bu gazetede görev almak için müracaat eden biri bir kaç yıl önce bu gazeteye göre kendini ayarlamış demektir. Emir vermeden anlayacaksın ne istendiğini” demişti.

    Dünkü yazımda küresel havalardan, ulusal havalardan bahsetmiştim.

    Ulus içinde bölgesel havalar estiği gibi kurumsal havalar da etkiler insanı.

    Diyanetimiz hep havaların etkisi altında kalmış havayı değiştirmeye hiç çalışmamıştır.

    İmamlarımızdan bir kaçı “Hocam, faiz hakkında hutbe okuyacak durumda değiliz. Bu şehirdeki imamlarımızın yarıdan fazlası haramlara karşı kahramanca fetva veren hocalarımızın fetvasına dayanarak faizle ev veya araba aldı.

    Cuma günü namazdan önce taksitini bankaya yatıran hocanın hutbede faizin haramlığını anlatması kendi hoşuna bile gitmez.

    Havanın engeli olduğu gibi hevamıza da uygun değil bazı  ayetler” deyiverdi.

    Biz, istikbalimizi yüz yılla sınırlı tutmayalım.

    Biz, havamızı da hevamızı da dünyada izzet, ahirette cennet vadeden Yaratıcımızın kurallarına göre ayarlayalım.