ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    13.06.2013


    TAKSİM’DE BİZİ CAMBAZA MI BAKTIRIYORLAR

    Şehrin meydanında, şehir halkı hayretle seyrettikleri cambaza bakarken dalgınlıklarından ceplerine dikkat edemediklerinden cep hırsızları halkı soyup soğana çevirirlermiş.

    Cebinde hareket olduğunu hisseden seyirci hafiften hırsıza doğru bakacağında hırsız “Aaaa cambaza bak cambaza” der ve malı götürürmüş.

    O kalabalık meydanda kerkinme hastalığına tutulanlar da işini yaparken uyananları uyutmak için “Aaaa düşecek, cambaza bak cambaza” dermiş.

    Dinimize, vatanımıza, servetimize göz dikenler de bizi soyacakları vakit “Aaaa ağaç kesene bak ağaç kesene, komüniste bak komüniste, kapitaliste bak kapitaliste” demesin.

    Biz ağaca bakarken ormanları, yeraltı ve yerüstü servetleri alıp gümrükten dışarı çıkmış olmasın.

    İlkokul beşinci sınıfta iken değerli öğretmenimiz Hüseyin Şencan, köyümüzün yaşlılarından ve Yemen harbine katılan Cöm cöm Süllü’ye gidip Yemen harbiyle ilgili bilgi almamı istedi.

    Çok şey anlatmıştır ama hala hatırımda olan ve günümüze de, bundan sonraki günlere de uyacak olan bir şey anlattı:

    “Sabah namazını kıldık, siperdeki yerimizi aldık, güneş doğmaya yakın İngilizlerin siperinden bir adam, koşarak bize doğru geliyor. Komutanımız ateş etmeme emrini verdi. Gelen adam siperin içine atladı. Biz süngülerimizi bağrına dayadık. Onun ilk sözü “Eşhedü en la ilahe illah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülühü” demek oldu.

    Tercümandan öğrendiğimize göre İngilizler, Yemen kabilelerinin yiğit Müslümanlarını Halifeliği yıkmaya gelen Almanlara karşı harp etmek üzere toplamış.

    Bir kaç gün önce bizim taraftan Ezan sesi geldiğini duyunca silahın ucunu havaya dikerek ateş etmiş, bu gün kaçma fırsatını bulunca kaçmış.”

    Çanakkale’de İngilizler safında çarpışan Hint Müslümanlarının durumu da bundan farksız değil mi?

    Şu anda Afganistan’daki Türk askerleri orada ne ararlar ben anlamış değilim.

    Afganistan’da trafik kazasında ölen Tuğgeneralin anladığını zannetmiyorum.

    “Bize “el-Kaide’ye bak el-Kaide’ye” diyorlar, el-Kaide’nin yüz yılda öldüremeyeceği kafir sayısından fazla Müslümanı bir senede öldürüveriyorlar kafirler.

    1967 li yıllarda İzmir’de polislik yapan bir ahbabım anlatmıştı: “Bir şikayet geldi hemen gittik ve çok zengin birini evinde silah zoruyla soyan adamı kıskıvrak yakaladık.

    İfadesinden anladık ki, bu adam böyle bir soygunu yapamaz.

    Yakalanan adam macerasını anlatıyor: “İş bulmak için amele pazarına gittim. Beklerken bir bey pahalı bir arabayla benim yanıma geldi ve günlüğün kaç lira olduğunu sordu. Ben de ona ne iş yapacağımı sordum. Bahçe de güllerin dibini kazmak olduğunu söyledi. Ben ücreti söyledim kabul etti, arabaya bindik. Sizin beni yakaladınız yere geldik, beni de indirdi ve benim orada durmamı devamlı karşı binanın camına bakmamı, çağırdığı zaman gelmemi istedi.

    Ben kaldırım üzerinde bir gözüm evin camında olarak gezinirken adam geldi ve hanımın evde olmadığını söyledi, ücretimi verdi ve gitti. O gitti siz gelip beni yakaladınız” demiş.

    Şikayetçi adamın ifadesiyle bunun ifadesi birleşince adamın suçsuz olduğu anlaşılmış.

    Asıl soyguncu o işçiyi evin karşısına bıraktıktan sonra parasını zorla alacağı adama, evin karşısındaki çatık kaşlı, pala bıyıklı, iri kıyım kişiyi gösterir ve eğer istediğini vermezse elini kana bulamayacağını, onu çağırıp işini bitirteceğini söyler ve istediğini alır gider.

    Dinimim düşmanları, Müslüman öldürmeye çıktığı ve her yerde oluk gibi kan akıttığı bir dönemde birileri de eli silah tutacak yiğit insanlarımızı gündüz nafile oruç tutmaya, geceleri Tesbih namazlarına alıştırıp miskinliğe alıştırıyorsa o yiğidimize kızmayın siz, onu cepheden uzak tutana dikkat ediniz.

    Farz olan Ramazan orucunun bile harp esnasında tutulmamasına izin vermiş dinimiz.

    İl il, ilçe ilçe dolaşıp vaazlar ve konferanslar vererek etrafa nurlar saçan bir hoca efendinin kulağına etkili yetkili biri, “Seni il müftüsü yapmak istiyorum, biraz dilini kıs” der.

    Vekaleten atarlar ve durumuna göre asaletinin geleceğini söylerler.

    Vekalet, yıllarca sürer, adam adamlıktan çıktıktan ve cami kürsülerini kendinden başkasına yasak hale getirdikten sonra asaleti gelir ama kendinin asaleti bu arada kaybolur gider.

    Cemaleddin, Ebul Ferec, Abdurrahman bin Ali bin Muhammed bundan sekiz yüz yıl önce miladi 1200 lü yıllarda yazdığı “Telbis-ü İblis” isimli eserinde şeytanın ve şeytanlaşmış insanların oyununa gelen alimlerden, Salihlerden, tasavvuf erbabından, tarikatçılarından, tefsircilerden, hadisçilerden, fıkıhçılardan örnekler verir.

    Zahitlerin öncüsü, zühd konusunda ilk eser verenlerden, “Kitab-üz-Zühd” isimli eserin sahibi, İmam Ebu Hanife’nin öğrencisi Abdullah bin Mübarek” in Tarsus dolaylarında cihad yaparken de öğrencilerini cephede yetiştirdiğini ve eserini cephede yazdığını, cihaddan dönerken vefat ettiğini biliyoruz. biliyoruz.