ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    14.02.2013


    DÖVENİME DÜŞMAN DEĞİLİM

    Gerçi krizsiz gün görmedik.

    Ben, krizli bir günde doğmuşum.

    Sünnete uygun Ezan okumanın yasak olduğu, Ezan okunacağında köyün dışına nöbetçi gönderilip Müslüman bir Jandarmanın gelip gelmediğini kontrol ettiği günlerde dünyaya gelmişim.

    At arabasının tekerinin ikiye böldüğü şeyin sağında kalana sağcı, solunda kalana solcu dendiği ve kayıkçı kavgasında dayağı halkın yediği günlerde dünyaya gelmişim.

    Kaba hatlarıyla 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat darbeleri ve aralarda milleti sıra dayağından geçirme krizleri..

    Bütün bu krizler esnasında Türkiye’deki İslami gayreti fazla olanların hedefi, İmani bilgilerin yaygınlaştırılması, kafirlerin oyununa gelinmemesi doğrultusunda idi.

    Darbeler esnasında nice yiğit kardeşlerimizin yediği darbeyi gören bazı korkaklarımız, kafire bir şey demekten kaçınmaya, mağdur ve mazlum Müslümanlara saldırmayı ibadet kabul etmeye başladılar.

    Amerika’ya akıl vermenin kariyeri için zararlı olacağını bildiğinden Allah’a akıl vermeye başladılar.

    Kur’anı bize getiren sevgili peygamberimize “Kur’an öyle anlaşılmaz, böyle anlaşılır, senin zamanında İnternet yoktu, biz şimdi senden daha iyi anlarız” demeye başladılar.

    Bush’a haddini bildirecek konuşma yapmanın riski var ama Ebu Hanife (Rahmetullahi aleyh” e saldırma prim yapmaya başladı.

    Milletin dinine, imanına, ahlakına, kuduz köpekler gibi saldıranlara saygılar sunarken, bilgisi ve görgüsü oranında İslam’a hizmet için çırpınan tarikat şeyhlerine sataşanlar türedi.

    Generallerimizi, Profesörlerimizi yanıltan, yanlış iş yaptıran yabancı güçler,  bir müddet Müslüman dövdürdükten sonra taktik değiştirip onları da dövülenlere dövdürme işine giriyor ve biz de bu oyuna geliyoruz.

    Oyuna gelme de yine devam ediyor.

    Dövülenler dövenlerden intikam alma yeminleri ediyor.

    Dövdüreni gören yok.

    12 Eylül’de bana haksızlık yapan bir emekli Komando Tuğgenerali ile Bursa’da bir işadamının işyerinde karşılaştık.

    Ben onu tanıdım, o beni tanıyamadı.

    Hatırlattım.

    -         Hiç kızgın değilsin” dedi.

    -         Sen, Kur’ani Kerimi abdestsiz eline alamazsın. Kur’ana uzanan elleri de kırarsın” deyince sevindi ve “Doğru” dedi.

    -         Ben, bu Müslüman milleti, size kötü tanıtan ve bunları haçlı kültürüyle terbiye etmeye ikna edenlere karşıyım ve onlara kızgınım” dedikten sonra başka konuya dalıp sohbeti koyulaştırdık.

    Bu günlerde Müslüman olan ama yanlış yapan kim olursa olsun yanlışını yalnız kulağına söyleyeceğiz.

    Doğudan batıya, güneyden kuzeye kadar dünyanın her tarafında kendi bilgisi oranında İslam’a hizmet eden hiç bir İslami gurubun aleyhinde tek kelime kullanmamaya çalışalım.

    Müslümanların hatası amelde, kafirlerin hatası temelde.

    Bizi birbirimize düşürme konusunda son on yıl içinde yapılan faaliyetler gibisinin elli yıl içinde yapıldığını görmedim.

    Biz, kavgayı İslami kavramlar üzerinde kızıştırırken kafirin kavramları, kavga için ayağa kalkan İslami kavramların yerine oturmaya başladı.

    Can derdine değil, Din derdine düşelim.