ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    15.05.2013


     

    CALUD GİBİ BİR DEVİN KARA GÖLGESİ

    Zebella gibi bir bela dolaşıyor çevremizde.

    Efsanelerde her köy ve şehirlerin bir  devi vardmış ve o dev insan kanıyla geçinirmiş.

    Ama her hikayenin de bir kahramanı da vardır.

    O kahraman çeker kılıcını yedi başlı devi bir vuruşta devirir.

    Can çekişen dev “Eğer yiğitsen bir defa daha vur kılıcını” der.

    Kahraman da “Ben anamdan bir defa doğdum” diye cevap verir.

    Dev’e iki defa vursaydı dev yeniden dirilecekti ama tek vuruşla geberir gider.

    “Dünyayı ıslah” ediyorum derken ifsat eden çağdaş devin karşısına bir yiğit çıkıp bir vuruşta devirmedikçe daha çok kan içmeye devam edecek.

    Dünyanın her tarafında patlayan patlayıcıları o yapar ve  o satar.

    O patlatıcılarla kendi halkından yüzlerce cana kıyan teröristler ona sığındığında korumaya alan, sözleşmelere uymayarak suçluyu ülkesine iade etmeyen o.

    İstediği zaman, istediği ülkede yeniden terör eylemleri yaptıran, yapmak istemeyenleri “ülkene iade ederim” tehdidiyle mankurt gibi onları kullanan o.

    Terör mağdurlarının ülkesine “Başınız sağ olsun” demeye gelen ve ev sahibine katiller hakkında bilgi vererek adres değiştirmeyi başaran da o.

    Adı Ahmet, Mehmet olanlar, Mossad’ın, el Muharebatın, CIA nın, KGB nin ...daha bilmem nerelerin kiralık katilleri olmuşlar.

    Muhaberat’tan emir verenin de kendi ülkesi için çalışmadığı ortaya çıkar.

    Irak işgalinde gördük, Zalim Saddam’ın en yakınında olanlar, Amerikan saldırısından bir gün önce CIA nın kontrolünde yurt dışına çıkarıldılar ve ordu tek silah atmadan ülke teslim edildi.

    İsrail’in güvenliği için Suriye’deki halkın kırılması gerektiğine inanan batı, insansız bir Suriye kalıncaya kadar müdahale etmeyecek ve Beşşar Esed’de yine insansız ülkenin kukla devlet başkanı olmaya devam edecek.

    Bombayı atandan daha fazla bombayı yapan, satan, taşıyan, taşeronun eline veren ve nereye atması gerektiğini söyleyenle yüz yüze gelmeden bu olayların durması mümkin değildir.

    Bunu anlamak da uzun süreceğinden biz, halkımıza yönelik çalışmalara devam edelim.

    Yirmi kadar partiye oy veren bizim halkımız, Cuma günü camide aynı yöne yönelirler, birlik ve beraberliğe önem verirler “Allah’ü Ekber/En büyük Allah’tır” derler.

    Dünyalık çıkarlar için ülkesine ve kendi insanına ihanet edenler, daha sağlıklarında hizmet ettiği insan tarafından cezalandırılırlar.

    Tarihte binlerce örneği vardır.

    İşi yaptırdıktan sonra yakalanması içini, aynı zamanda istihbarat anlaşmasına da uyduğunu bildirmek için terör olayını yapanların kimler olduğunu ve nerede saklandığını da haber verir.

    Abdullah Öcalan’ın paket halinde teslim edilmesi, elli yıl zalimlerin yanında duran hoca efendinin, içinden “Ben yanlış mı yapıyorum” düşünceleri geçmeye başladığında camide öldürülmesi en yakın örneklerdir.

    75 milyonun birlik ve beraberliğini sağlamak için yeni bir hamle yapalım.

    Camileri, kahveleri, evleri, dükkanları, daireleri, kışlaları, karakolları.....insanın olduğu her yeri Kur’an’ın getirdiği İslam’ı öğrenme ve öğretme yeri haline getirelim.

    O Kur’an kimin dost, kimin düşman olduğunu öğretir.

    Düşmanların dinine girmedikçe senden hoşlanmayacağını öğretir.

    Bütün Müslümanların kardeş olduğunu öğretir.

    İki yüzlü olanların iki dünyada ceza çekeceklerini öğretir.

    Gücümüzün yetmediği günlük olaylar üzerine konuşarak, gaybı taşlayarak vakit geçirmenin faydası yok.

    Bakara süresinde 251 inci ayette haber verilen Hazreti Davud aleyhisselamın tek taşla yere serdiği Calud gibi bir devin kara gölgesi ülkemiz üzerine düşmüş durumda.

    Davud’ların sayısını çoğaltalım 75 milyon Davud’umuz olsun, sonra bütün dünyanın başının ağrıtıcısını bir darbeyle yere serelim.

    Taşeronlar cezalandırılsınlar ama asıl anasından tertemiz doğan bu insanlarımızı eğitim yoluyla kirletenler cezalandırılsın konusunu yarın işleyeceğim.