ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    17.05.2013


     

    “BEN BAYRAK DÜŞMANIYIM” DİYENE

    Köyünüzden veya mahallenizden olupta ayrı guruplara katılan, onların sloganlarıyla ayrı ve aykırılığını ortaya koymaya çalışanların sloganlarına bakarak siz de ona karşı katı davranmayın.

    Dış düşmanlara karşı kullanacağınız enerjiyi, iç düşman üreterek tüketmeyin.

    Sizin onunla beraberliğiniz yüzde doksan beştir.

    Yüzde beşlik bir slogan ve o sloganın içini dolduracak kadar bilgi kırıntısıdır.

    Yüksek tahsilimde de ben bunu gördüm.

    Konya Yüksek İslam Enstitüsünde okurken hemen bitişiğimizde Selçuk Eğitim Enstitüsü vardı.

    Aramızı bir metre yükseklikteki bir duvar ayırırdı.

    Bir akşam Vedat Aksu arkadaşımızın evinde otururken aynı köyden olup solcu olan bir öğrenciye “Seninle, Vedat’la, filan ülkücünün arasında ne farkınız var, üçünüz de aynı köydensiniz ve lise bitinceye kadar bu işlere bulaşmadınız, şimdi ne oldu da sen solcu oldun? Dediğimde “Kız meselesi” diye cevap verdi.

    Mayıs 1989 da Fransa’ya din görevlisi olarak gittiğimde Avrupa’daki işçileri yeni gören biri değildim.

    Ben, 1973 yıllarında Fransa’da işçiydim.

    İşçilerimiz daha hanımlarını götürmemişler. Üç Cuma namazını kılmamanın şiddetli tehdidini üzerlerinde taşıyorlar ve Milli Nizam partili, AP li ve CHP li insanlarımızın arasında hiç bir ayırım olmadan evinin salonu geniş olan bir arkadaşın evinde ben onlara Cuma namazı kıldırıverirdim.

    İşçilerimizi ve iç dünyalarının iyiliğini ben bilirim.

    Dünkü yazımda bahsettiğim ve Diyanetin hepimizin eline tutuşturuverdiği “TÜRKİYE’DE ANARŞİ VE TERÖRÜN SEBEPLERİ VE HEDEFLERİ” isimli kitaba göre sağcı, solcu ve de İslamcı bütün cemiyet ve cemaatler hainler olarak tanıtılıyordu.

    Bir Albay, bize kitabı dört derste özetledi.

    Ben, bu şartlanmayla Fransa’daki camime vardım. İlk gün Teravih namazı öncesi vaazımı yaptım.

    Namazdan sonra sarıklı, cübbeli, sakalı neredeyse göbeğine varacak iki cemaat yanıma gelerek “Senin ağzın Diyanet ağzına benzemiyor, bizim camide de vaaz verir misiniz?” dedi.

    “Veririm ama yatsı namazından sonra, sahura kadar serbestim” diye cevap verince “Biz de seni sahura kadar dinleriz, yarın almaya geleceğiz” dediler.

    Ben de onlara “Siz gelmeyin, Diyanet, beni Karabekir paşaya emanet etti. Ben onun arabasından başka arabaya binmem” diyorum, Bekir bey bıyık altından keyifle gülüyor.

    “Karabekir paşa” dediğim, Ecevit hayranı, Ramazan orucundan başka oruç bilmez, Cuma namazından başka namaz kılmaz ama bir Fransız kalesinin harap bir yerini camiye dönüştürmede  ve dernek kurmada birinci derecede çalışan ve dernek başkanı olan yaşlı, esmer mi esmer bir Kayserili. Adı Bekir olduğu için onun adını Karabekir paşa koydum, o da çok memnun.

    İkinci gün yatsı namazından sonra Karabekir paşayla Cemaleddin Kaplan adına açılan camiye gittik, sahur yemeğini orada yedikten sonra evimize döndük.

    Üçüncü gün gündüz vakti Milli Görüşün başkanı geldi ve onların camisinde de yatsı namazı sonrası vaaz vermemi istedi.

    Vaaz verebileceğimi, bir gün sizde bir gün Cemaleddin camiinde yaparım ancak kimin camisinde isem diğeri de oraya gelecek ve sahur yemeğini orada yiyeceğiz.

    Buna Ülkücülerin camisini de kattık.

    Üç günde bir üçünün camisinde vaaz veriyorum, Sahuru beşimiz yiyoruz ve dağılıyoruz.

    Ülkücü arkadaş bir gün Cemaleddin’cinin evinde iken bana “Hocam, sen bununla bizim aramızı bulmaya çalışıyorsun ama birleşmemiz mümkin değil. Bunlar Bayrak düşmanı” diyor, ev sahibi de “Evet” diye cevap veriyor.

    Ben, “Hayır, bu, Bayrak düşmanı değil” diyorum, ev sahibi “Hocam, beni savunma, ben bunun dediği gibi Bayrak düşmanıyım” diyor, ben de “Hayır sen, bayrak düşmanı değilsin” diyerek iddiayı biraz uzatıyorum.

    Kendini Bayrak düşmanı olarak tanıtan ev sahibine sordum, “Nerelisin?” dedim, “Afyonluyum” dedi.

    İstanbul’da hiç yaşadın mı?” dedim, “hayır” dedi.

    Evinin köşesinde çerçeveletip astığı Boğaz manzarasını gösterdim. Manzaranın sağ üst köşesinde Türk Bayrağı var.

    “Sen, bunu buraya Boğaz manzarası için mi astın?” Diye sorunca “Hocam be, yaramı derinden deştin bee. Valla dilimizle ne kadar inkar etsek de konsolosluğa yaklaşırken uzaktan Bayrağımızı görünce tüylerim diken diken oluyor beee” deyince, ülkücü arkadaşa dönerek aldın mı cevabı.

    Norveç’te gördüm, iki emmioğlu, birlikte Milli Görüşte çalışırken araları açılmış şehrin ana caddesinin öbür tarafına da öbürü cami açmış.

    İki emmioğlu iki camiyi yönetiyorlar, ben de konferans için gittiğimde ikisinde de konuşuverdim.

    İkisinin de görüşü aynı ama yönetim şeklindeki farklı anlayıştan dolayı ayrılmışlar o kadar.

    Biz, birbirimize benzeriz ve biz ayrılamayız.