ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    17.06.2013


     

    MIZIKÇILAR

    Mızıkçı, mızmız, alıngan, kendinden başka herkesin yaptığını beğenmeyen, kendi de hiç bir iş yapmayandır.

    Çocukluğunda oyuna katılmaz ama oyun oynayanların her hareketini tenkit eder.

    Saklambaç oynayanlardan saklanana “oraya gitme seni bulur” der, arayana da böyle aranmaz ki” der.

    Halkımız bunlara “mıymıntı” da der.

    Genlerden mi gelir, çevreden mi edinilir bilmem ama genellikle 1950 yılında halkı ezme, sindirme, yıldırma olanakları ellerinden alınanların  o günden bu güne kadar hep yollarda yürürken çıkardıkları “mızmız” larla halkı rahatsız etme tadını aldıklarına bakılırsa kalıtımsaldır.

    Sayın  Süleyman Demirel, bunları çok iyi anlamış ve “Yollar yürümekle aşınmaz” demiş.

    Onlar, bu sözün ne anlama geldiğini anlayamadıklarından, o günlerde yine mızmızlarını artırmışlar, aradan onlarca yıl geçtikten sonra “Meğer bize özgürlük alanı olarak kaldırımları teslim etmişmişmiş” diyerek eteklerinin altına sığınma ihtiyacı hissetmişler.

    Tembel ve üşengendirler. “Gelin şuraya bir gül ağacı dikelim” deseniz, mızıkçının biri “Ben kazmayı elime almam. Kazmanın sapı kesilmiş bir ağaç yavrusudur, yüreğim dayanmaz” der.

    Öbür mızıkçı, sanattan ve estetikten anladığından “Kazma gibi göz zevkimi bozacak bir şeyi görmeye dayanamayacağımdan gül ekmekten vazgeçerim.” Der.

    Bir başka tembel teneke de “Gül Muhammedi temsil eder, bu gül ağacı güzel görünümüyle, gül kokusuyla bizi de kendine çeker, onun için ekemem” der.

    “Olum, alkolik çapulcu olarak girdiğimiz Taksim’de, kandil simidi yiyerek, kandil kutlayarak, Kur’an dinleyerek çıkıyoruz, yoksa oyuna mı geldik” diyen eylemcinin dediği ne anlama gelir ki!

    Biz Müslümanlar, hep birlikte gözlerimizi ve gönüllerimizi dünyada devlete, ahirette cennete kilitleyelim.

    “Onlara eğer yeryüzünde (iktidar için) bir mekan verirsek na­mazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülüğü yasaklarlar. İşlerin sonu Allah'a aittir.” Buyurmuş Rabbimiz Hac süresinin 41 inci ayetinde.

    Bu ayetin açıklamasını “Şifa Tefsiri” nden bir okuyuverin.

    Her olumlu işin bir ucundan tutun ama sizi yolunuzdan alıkoymasın.

    Örneğimiz ve önderimiz, Miladi 610 yılında Abdullah oğlu Muhammed’e Nur dağının tepesindeki Hıra mağarasında “Yaratan Rabbinin adıyla oku” diye başlayan Kur’an ayetleri, Kur’an-i Kerim’in bütün insanlara rahmet olduğu, Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellemin rahmet peygamberi olduğu haber verildikten sonra O, Kur’an ayetlerini rahmet damlaları gibi hiç ayırım yapmadan bütün insanların gönüllerine yağdırmaya başlar.

    Yanlışlara tepki göstererek ömür tüketmek yerine doğruları anlatmaya ve doğru şeyler yapmaya devam eder.

    Çünkü kafir sistemin doğrultacak yeri kalmamış, insanlar bu günkü gibi eğrileri doğru görerek büyüdüklerinden doğruları görünce hemen karşısına dikilmişler.

    Sevgili peygamberimiz, kendisine sataşanlara, küfredenlere, karşılık vermeden yoluna devam etmiş ve Medine’de kurduğu devleti ve kazandığı ashabıyla gelmiş ve kan akıtmadan Mekke’yi de fethettikten sonra Cenneti A’laya yükselmiş.