ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    18.08.2014


     

    SICAKLARIN HİKMETİ VE RAHMETİ

    “Başkanımızla beraber ziyaretine gittik. Boğazda denize nazır bir salonda bizi karşıladı. Ciğerleri bitmiş, eti kemiğine yapışmış. Kan kusuyordu.

    Deniz kenarında balık tutan, çerçöp yakarak tuttuğu balıkları kızartıp ayakta yiyen yaşlı ama sıhhatli birini göstererek, “Milyar dolarlarımı şu adamın sıhhat ve kaygılardan uzak hayatıyla değişmeye hazırım” dedi” diye nakletti bir başkan yardımcısı.

    Azrail gelse de “İsteğin kabul edildi, buyurun takasa” dese kabul etmez. O etse ailesi geri adım attırır” dediğimde başıyla onadı ve doğru söylüyorsun” dedi.

    Köylü şehir hayatına özenir ve köyde bir ev yaptırır, köylü de evini o özentili şehirliye satar ve şehre gider.

    Yazın kışı arzularız, kışın “yaz gelse” deriz.

    Her mevsimin bizim için görevi vardır ve hakkıyla görevlerini yerine getirirler.

    Bu sıcaklar olmasa üzümler, incirler, sebzeler meyveler olgunlaşamazlar.

    Osmanlı paşalarından biri Bağdat valisi olduğunda Temmuz sıcağına dayanamayınca “Nedir bu sıcaklar?” diye sorduğunda “Hurma sıcağı efendimiz” cevabını alınca “Bütün hurma ağaçlarını kesin” demiş.

    Özel kalem müdürü anlatmış “Efendim bu sıcaklar ağaçlardan gelmiyor, hurmaların olgunlaşması için bu sıcaklara ihtiyaç var” diye açıklama yapınca “Hurmaları kesin” emrini yürürlükten kaldırmış.

    Yaz sıcaklarının binlerce faydasından bir tanesi de bize cehennem sıcaklarını hatırlatmasıdır.

    Hicretin dokuzuncu senesini Receb ayında Tebuk seferine çıkan sevgili peygamberimizin hedefinde Medine’yi işgale hazırlanan Bizans ordusunun gözünü korkutmak vardı.

    Bu sefere herkesin katılmasını istemişti.

    Ama münafıklarla olgunlaşmış hurmaların çekiciliğine kapılan, onların toplanmasını önemseyenler bu sefere katılmadılar.

    Katılmadıkları gibi münafıklar sıcakların şiddetini, yolun uzunluğunu, ve düşmanın güçlülüğünü, bu gidenleri sağ salim geri gelmeyeceklerini fısıltı halinde yaydılar.

    Rabbimiz bu olayı şöyle haber verir:

    “Allah'ın Resulüne muhalefet edip, geride kalıp oturanlar, sevindiler. Allah yolunda malları ve canlarıyla cihat etmekten hoş­lanmadılar ve: "sıcaklarda topluca harbe çıkmayın" dediler. Deki: "cehennem ateşi daha sıcak." Keşke bilselerdi (de geride kalmasalardı.) (Tevbe Süresi ayet 81)

    “Cehennem ateşi daha sıcak”

    İşte bu yaz sıcakları bizim gönlümüzü gavurluktan, ellerimizi harama uzanmaktan, dillerimizi yalana, iftiraya, gıybete kullanmaktan, haksız yere cana kıymaktan, başkasının namusuyla oynamaktan alıkoyar.

    Çünkü, dayanmakta zorluk çektiğimizi bu sıcaklar ki Kur’anın nazil olduğu yerde elli dereceyi bulan bu sıcakları kastederek sevgili peygamberimiz,

    “Bu sıcaklarınız, cehennemin sıcağının yetmişte biridir” buyurmuş. (Buhari, Sahih, K. Bed’ül halk, hadis no 3025)

    Şarihlerin ifadesine göre “Yetmiş” rakamı çokluğu ifade içindir. Yani cehennemin sıcağını anlatmak için “yetmişte bir” denilmiştir. Yoksa kıyaslamak bile olmaz demişler.

    Yaz sıcaklarına karşı ağaç, taş gölgeleri, şemsiyeler, vantilatörler, klimalar kullanıldığı gibi cehennem sıcağına karşı da başta son kitap Kur’an ve son peygamber Muhammed aleyhisselamın getirdiği ve öğrettiği imanın kalbe yerleşmesi gerekir.

    Yahudi Hıristiyan ve bütün müşriklerin kafir olduğunu ve cehenmde ebedi kalacaklarını rabbimiz şöyle haber verir, “Şüphesiz ehli kitap ve müşriklerden olan kâ­firler cehennem ateşi­nin içindedirler ve ebedî olarak orada kalıcı­dırlar. İşte onlar yaratı­lanların en şer­lisi/kötüsüdürler.” (Beyyine süresi ayet 6)

     Kırk dereceye gelmiş hastayı doktorların buz gibi bir odada soğuk suya yatırdıkları gibi (cehennem sıcağından korunmanın yollarından biri de yeryüzünde yarım ekmeğiniz varsa onu ihtiyaç sahibi biriyle paylaşmanızdır.

     

    “bir hurma veya yarım hurmayla cehennem ateşinden kendinizi koruyunuz. Onu

    da bulamazsanız güzel bir kelimeyle koruyunuz.” Buyurmuş. (Nesai, Sünen, K. Zekat, hadis no 2506)

    Zorda kalanın işini kolaylaştıran, fakire yardım eden, borcunu ödemede zorlanan kişiye kolaylık gösteren bir Müslümanın da

     “Zorda kalanı gözeten, borcuna zaman tanıyan, veya borcunu siliveren kişiyi Allah cehennem alevinden korur” (Ahmet bin hanbel, Müsned, Abdullah bin Abbas hadisi)

    Cehennem ateşiyle günahlar, haramlar, ateşle barut gibi, ateşle benzin gibi, ateşle pervane gibidir.

    Rabbimiz, hahamları ve papazları haber verirken,

    “Ey iman edenler, şüphesiz hahamlardan ve papazlardan birçoğu batıl yol­lardan insanların mallarını yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Al­tın ve gümüşü toplayıp da, Allah yolunda dağıtma­yan­lara acıklı azabı müj­dele.

    O gün, bunlar üzerinde cehennem ateşinde kızdırılır ve on­larla (topladıkları haram servetle) yüzleri, yan tarafları ve sırtları dağlanır. “İşte kendi­niz için topladıklarınız; topladığınızı tadınız” (denir)” (Tevbe süresi eyet 34-35)

    Haham ve papazlar üzerinden verilen bu haber, görevi kötüye kullanan bütün hocaları ve devlet yetkililerini de içine alır.

    Teninizde haram lokma olmasın. Cehennem çeker.

    Allahın ve rasülünün kurallarına aykırı kural koyan ve Allaha ve rasülünün etki alanını sınırlayan insanların da cehennem ateşinde yanacağını Rabbimiz şöyle haber verir,

    “Bilmediler mi ki, kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, onlara sınır çizerse, onun için içinde ebedi kalacağı cehennem vardır. İşte bu büyük bir rüsvalıktır.” (Tevbe süresi ayet 63)

    Dikkat edelim, dünya sıcakları geçici, ahiret sıcağı ebedidir. Ona göre tedbir alalım.