ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    19.05.2014


    KAPİTAİZMİN KAPATMALARI VE SOMA

    Yirmi yıl önce tekstil işiyle uğraştığını söyleyen bir vatandaşımız, bir tek İngiliz firmasına çalıştığını anlatıyor ve İngiliz’in ne kadar insan sever olduğunu, işyerimde işçilerin yemekhane, tuvalet, banyo gibi sosyal ihtiyaçlarının karşılandığı yerlerin standardını söylediğini ve takip de ettiğini anlatmıştı.

    Ben de ona “Neden Türkiye’de fason diktiriyor?” dediğimde bizde işçiliğin ucuz olduğunu söylenişti.

    Yani İngiltere’de kendi vatandaşına üç bin Dolar vereceği işçiye Türkiye’de dört yüz dolar vererek hallediyor.

    Yirmi yıl önce Türkiye’ye gelen o firmalar, şimdilerde Türkiye’yi de terk ettiler.

    Türkiye’de dört yüz Dolara çalıştırdığı işçiler yerine Bengaldeş’te kırk dolara çalışıyorlar.

    Nisan ayında Bengaldeş’te açtıkları yetimhanenin çalışmasını görmek, yeni yetimhane açmak için on günlüğüne Bengaldeş’e gidip gelen bir tanıdığım, dünyanın en ünlü firmalarının hepsi Bengaldeş’e gelmiş 40-60 dolar arası ücretle insanları ne ölsün ne olsun mantığıyla çalıştırıyorlar diye anlattı.

    Avrupalı kapitalist, kendi vatandaşına üç bin dolar ödememek için üretimi Bengaldeşe kaydırıyor, yetim çocuğun anasına 40 dolar vererek çalıştırıyor, Müslüman ise cebine koyduğu on binlerce dolarla o kadının çocuğuna yetimhane açıyor.

    Aslan kırbaçla, yiğit maaşla kafesleniyor.

    Aslanın kediye boğdurulduğu, balın sineğe yedirildiği bir kapitalist çağ yaşıyoruz.

    Yıllar önce idi otuz kadar insanımız bir araya gelmişler, bir kaç milyon dolarla Güneydoğu illerimizden birinde fabrika açmışlar.

    Faaliyete geçeceği sırada beni çağırdılar ve işçi ücreti konusunda sorular sordular.

    Babalar, Vali beyi, Belediye Başkanını, Emniyet müdürünü aracı yaparak asgari ücretin yarısına çalışacak iki oğlunu torpille, gönül rızasıyla bizde işçi yapmak istiyor ne yapalım, caiz mi? Anlamındaki sorularına Sevgili peygamberimizin bir hadisini hatırlattım ve “İşçinize, yediğinizden yiyebilecek, giydiğinizden giyebilecek bir ücret ödeyiniz” dediğimde “Ama hocam, rıza pazarlığı diye bir şey var dinimizde” dediklerinde Amcamın oğlunun anlattığını onlara anlattım:

    Amcamın oğlu Kore’de askerlik yaptı geldi. Oranın durumunu anlatırken “Yeğenim, Koreliler o kadar zor durumdalar ki yarım ekmek alabilmek için kadınlar, tel örgünün etrafında knamuslarını satıp yarım ekmeği çocuklarına götürüyorlardı.

    Ben, yarım ekmeğimi verdim ama ahlaksızlığı yapmadım, bizden çok az askerimiz yaptı ama Amerikalıların hemen hepsi yaptı”

    Kur’an’ı Kerimde bahsedilen “Rıza pazarlığı” nda sosyal ve siyasal şartların baskısı olmamalıdır.

    Kanunların şiddetini ne kadar artırırsanız artırın sorunlar çözülmez.

    Avrupa’da asgari ücreti kanunlar zorunlu kılınca kapitalist Avrupalı işini Çin’de yaptırıyor ve bu sefer hem işçiler, hem devletler iflasa yöneliyor.

    Kadına şiddetin cezasının artırılması gündemde iken, akşam hukuk profesörlerinin televizyonda otuz yıl, kırk yıl, müebbet tekliflerini dinleyen adam kalkıyor ve evden kaçan hanımını yolda yakalayıp kafasını duvara vura vura hastahanelik ediyor.

    Kanunla değil, eğitimle olacağına inanıyorum.

    “Eğitim” deyince kapitalist eğitimi kastetmiyorum.

    Bencillik, egoizm, sömürü, kemiri mikroplarıyla yüklü kapitalizm rüzgarları, bizim hayalperestlerimizin beyinlerinde uçurtma uçururken hamile bırakmış.

    Hakikatte köle, hayalde özgür yaşamaya devam ediyorlar.

    Köroğlu’nun “Esen rüzgarlardan hile sezerim” sözünden de nasihat alamayacak kadar basiretlerini basit yarım ekmek, sallanan koltuk çıkarları kapatmış durumda.

    Not: Yarın, olumlu ve çağdaş örneklerle bu makalem delillendirilecektir.