ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    19.06.2014


    EKMELEDDİN İHSANOĞLU ÜZERİNE

    Okuyacağınız makalemi 29.07.2013 yılında “Korku İmparatorluğu” başlığı altında yayınlamıştım.

    CHP ve MHP nin Cumhurbaşkanlığı adaylığı için Ekmeleddin bey üzerinde anlaşmaları iki taraf içinde olumlu gelişmelerin habercisi olduğu için sevindim.

    05/05/2014 tarihli yazımda 550 Milletvekili İslamcı olduğu gün “CUMHURBAŞKANI KİM OLURSA OLSUN” başlıklı bir makalem yayınlanmıştı.

    Siz, İslami eğitime ağırlık verin. Matematiğin, fiziğin, kimyanın, deniz bilimlerinin, uzay bilimlerinin kanunlarını Allah koyduğuna göre Allah’ın yarattığı Tabiat ile İndirdiği Şeriat eğitimine ağırlık verin gerisini Allaha havale edin. Buyurun makaleyi okuyun:

    “Gönenli Mehmet efendi merhum, Sultanahmet camiinde öğle namazını kıldırdıktan sonra üç arkadaşımla beraber Müezzin mahfilinin altında bize bir zamanlar Müslümanlara yapılan zulümlerden bazılarını anlatmaya başladı.

    Cami çok sakin, yanında üçümüzden başka kimse yok.

    Şimdi yurt dışında görev yapan arkadaşım Mehmet’e işaret ederek fil ayağı direğin arkasında dinleyen olup olmadığını araştırmasını istedi.

    Mehmet, direğin etrafında dolaştı geldi ve işaretle kimsenin olmadığını bildirince o konuşmaya devam etti.

    Merhum Abdürrahman Gürses hoca efendinin en yakınında yıllarca duran dostlarımdan birine “Menemen olayının iç yüzünü hiç anlattı mı?” diye sorduğumda “Sohbet esnasında o konuya kim girerse girsin hoca efendi ağzını kapatır tek kelime söylemezdi” dedi.

    12 Eylül’de iki yıl işkence gören bir Akıncı, tahliye olunca yaşadığı şehire gittim ve geçmiş olsun diyecektim.

    Ama o, benden önce davrandı ve beni görünce “Mahmut hoca, bundan sonra yedi yaşın üzerindekilere konuşma.

    12 Eylülü yaşayanlarda hayır kalmadı, yaşamayıp ta haberlerini alanlarda yürek kalmadı. Yedi yaşın altında olanlara çalış bundan sonra” demişti.

    Mısır’da hırsıza kabahat bulmayan, ev sahibini suçlayan, Hırsız çetesiyle görüşerek meşrulaştıran Ekmeleddin İhsanoğlu’na yönelik suçlamaları uygun görmedim ben.

    Mısır’daki evlerinde hep Türkiye’deki baskıların konuşulduğu bir ortamda yetişen insanın durumu bundan başkası olmaz.

    Okulda, çarşıda, pazarda konuşmalarına dikkat etmeye başlar.

    Doktora tezinde, dünyanın öbür tarafındaki bir diğer zalimi rahatsız edecek kelimelerden kaçınır.

    Örnek mi istiyorsunuz, buyurun, 2004 yılında Hürriyet gazetesinde yayınlanan röportajında Yener Süsoy’a evliliğini anlatırken: “Prof. Dr. Emin Bilgiç’in kızı, AP’nin unutulmaz ‘Koca Reis’i Sadettin Bilgiç’in yeğeni Füsun Hanım’la tanıştık. O Füsun Hanım ki, on parmağında on marifet, güler yüzlü, tatlı dilli, mütevazı, başı örtülü değil.” Diyor ve “bin yıl sürecek”ine inandığı darbenin sahiplerine hanımının başının açıklığını özellikle vurguluyor.

    Aynı röportajda İmam-Hatipler ve başörtüsü konusunda da açıklama yapıyor ve diyor: “Bilhassa 1980’li yıllarda çok sayıda imam hatip okulu açıldı, doğru yapılmadı. Dünyanın her yerinde paralel okullar var, İslam’da kilise gibi resmi hiyerarşik bir yapı olmadığı için mukayeseler farklı olabilir.

    Mesela değişik dinlerde, değişik isimler altında kilise mektepleri vardır. Bizde de bu şekil aldı. Şunu da görmek lazım, toplum içinde bu tür eğitime önem veren bir kesim de var.

    Bu konulara horoz dövüşü içinde değil, kutuplaşmaya, suçlamaya gitmeden sakin havada bakmak lazım. Türban meselesini çeke çeke bir düğüm haline getirdik. Halbuki bu iş karşılıklı bağnazlığa girmeden çözülebilirdi, enerjimizi iç kavgada tüketiyoruz.”

    Ben, bu sözlerinden dolayı suçlamıyorum.

    Bu türden zor günler geçirmiş insanlarımızın ilminden yararlanmalı hiç bir etkin makama getirilmemeli.

    Konya’da okuduğum 1975-79 yılları arasında ilminden yararlanmak için Cumartesi-Pazar günleri evine gittiğim Konya vaizi, Bozkırlı Mustafa Efendi diye meşhur Mustafa Parlaktürk hoca efendiden yararlanmaya çalışırken siyasetin S harfini bile ağzımdan çıkarmazdım.

    Çünkü o bu konuda hiç konuşmazdı.

    Bir çok hocanın şehrin meydanında asılmış halini görmüş insanlardı bunlar.

    Korkunun nelere kadir olduğunu, Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan: “One Minute” diye bağırdıktan sonra toplantıyı terk ederken ona katılıp toplantıyı terk etmeye çalıştığı halde dizlerinin bağı çözülmüş Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa’nın dikilemeyişi en güzel şekilde anlatır.

    Eski anlı şanlı komünistlerin, şimdilerde kapitalistlerin dolarını sayması, güzellerini soyması da bu korkudan gelir.

    Sevgili peygamberimiz, kendisine yapılan hiç bir zulmü kendisi anlatmamıştır.

    Siz de yapılan işkenceleri anlatarak taze yüreklere korku salmayın.

    “Allahü Ekber/En büyük Allahtır” dedikten sonra hiç bir zalim devleti gözünüzde ve gözlerinde büyütmeyin.

    Hedefe hep Rabbin rızasını ve cennetini koyun.

    Servet, şöhret ve şehvetin gayri meşrusundan uzak durum ve uzak tutun.

    Dünyanın öbür ucundaki insanın haklı davasının yanında durarak insanlıktan çıkmamaya çalışın.

    “Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim” diye terceme edilen Hadid süresinin 57 inci ayetine göre hazırlayalım kendimizi ve ilmi yüksek yaşlılardan ilim aldıktan sonra heyecanlı gençlerle de oturup ölmüş heyecanlarımıza can verelim.

    Rabbimiz, Kur’an’ında hep iki kardeş ve peygamber olan Musa ile Harun aleyhisselamların Firavun’ un zulüm saltanatına son verdiğinden haber verirken bize hep umut aşılıyor.

    Korku insanın ruhunda ve genlerinde vardır.

    Her şeyden korkmak yerine her şeyi yaratanda korkuyu yenmek en kestirme yoldur.

    Rabbimiz buyurur: “İnsanlardan korkmayın Ben­den korkun. Azıcık para karşılığında ayetlerimi satmayın. Kim Allah'ın indirdi­ğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileri­dir.” (Maide süresi ayet 44)