ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    20.02.2014


    “ŞEHZADE MUSTAFA’YI BOĞUYORLAR BEN BİRAZDAN ARARIM”

    Bu yazıyı okuduğunuz saate kadar son 24 saatiniz içerisinde sizi rahatsız eden şeyleri bir hatırlamaya çalışınız.

    Sağlığınızla ilgili acı, sızı, duyduklarınız, gördükleriniz...

    Hepsinin rahatsız edenlerini saymaya çalışınız.

    Saydınız, bir, beş, altı. Ona çıkaramadınız değil mi?

    24 saat az zaman değildir.

    24 saat 1440 dakikadır. Hiroşima’da 250 bin Japon, Amerika’nın attığı atom bombasıyla bir dakika içinde öldü.

    24 saat 86400 saniyedir.

    Nice yiğitler saniyeler içinde dünyasını değiştirdi dünyamızda.

    24 saatte bizi rahatsız eden bir kaç olayı gözümüzün önüne getirerek bize huzur veren binlerce güzelliği kapatıyoruz.

    Burada durun ve ağzınızı kapatın. Sonra burnunuzu kapatın. Saatinize bakın ve kaç dakika durabileceğinize bakın.

    Dünya rekoru 22 dakika ile Alman sporcu Tom Sietas’a aitmiş.

    Ama bizler bir dakika, iki dakika haydi üç dakika durabiliriz.

    Dakikada en az 20 nefes alıp veriyoruz ki kırk eder.

    Nefesi alsak da veremsek veya versek de alamasak, işte bu ikisinin vereceği rahatsızlığı hiç düşünmedik.

    24 saatte ortalama 28800 nefes alıp veriyoruz. Nefesi almak ayrı bir mutluluk, vermek ayrı bir saadet. İkiyle çarparsak 57600 eder.

    Yani 24 saate 57600 defa Rabbimiz bize öyle bir hoşluk, mutluluk, rahatlık, keyif...veriyor ki fazlalığı nedeniyle hiç hatırımıza gelmiyor.

    Zor günleri, dar günleri hatırlarız da iyi günlerimiz çok olduğundan hatırlamayız.

    Önemli hastalıklarımızı hatırlarız da sıhhatli günlerimizi hiç aklımıza getirmeyiz.

    Hocam, memleket ne konuşuyor, sen ne anlatıyorsun? Diyebilirsiniz.

    Doğrudur. Yolsuzluklardan, hortumlardan, irtikaplardan bahsediliyorsa yine matematiksel düşünün.

    1950 yılından bu güne kadar kurulan hükümetlerin bakanlarının sayısını çıkarın ve bunlardan kaç tanesi Yüce Divana yolsuzluk nedeniyle gönderilmiş bakınız.

    Bir de ülke yalnız Bakanlardan meydana gelmiyor.

    75 milyon insan yaşar bu ülkede.

    Bir ilimizde iki dönem üst üste Belediye Başkanı seçilen, Albay emeklisi, Sakallı, Hanımı çarşaflı bir belediye başkanının, belediyede “öğle namazı için abdest alıyorum, onun için halkın parasıyla şahsi ihtiyacımı karşılamak  doğru değil” diyerek ikinci bir çeşme taktırıp, saat bağlatıp harcadığı suyun parasını kendi maaşıyla ödeyen birini duydunuz mu?

    Makam arabasına sekiz yılda hanımını ve çocuklarını bindirmeyen, mesai haricinde makam arabasına kendisi de binmeyen birini gördünüz mü?

    Ben gördüm. 1995, 2000, 2004 yıllarında Konferans için gittiğim Kütahya’da Süleyman Canan beyefendiyi gördüm.

    Kütahya’ya yolunuz uğrarsa hemen şehrin kenarında karşılaştınız insan hangi partiden olursa olsun soruverin ve alın iyi haberleri. Hala Kütahya’da emekli maaşından başka hiç bir şeyi olamayan bu Milli Görüşçü başkanı da bir görüversin

    Kabahat biraz da bizde galiba.

    Kulaklarımızı hep kötü haberlere kabartıyoruz.

    Bunu çok iyi keşfeden yazarlarımız, senaristlerimiz, hep kanlı, barutlu, göz yaşlı yazılar yazıyorlar, filmler çeviriyorlar.

    Telefon ettiğim bir dostum, “hocam Şehzade Mustafa’yı boğuyorlar, ben birazdan ararım.” diyor.

    Efendimiz buyurur: “Nasılsanız öyle idare olunursunuz” (Beyhaki, Şuab-ül iman 6/22, hadis no 7391, Keşf-ül hafa 2/127)