ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    21.02.2014


    KAFİR ANA-BABAYA BİLE İYİ DAVRANMALI

    Küçük oğlu bayramın birinci günü babasına telefon ediyor: “Baba, bayramlaşmak için sizin eve geldiğimizde ben, ağabeyim ve sen, bir odada oturacağız. Annem, yengem ve benim hanım öbür odada oturacaklar. Kabul ediyorsanız geleceğiz, yoksa gelmeyeceğiz.”

    Üst makamlara göz diktiğinden kapalı olarak aldığı hanımın başını açan bu küçük delikanlı, hanımını herkese gösterirken yalnız ağabeyine göstermemeyi takva olarak kabul ediyor.

    İstanbul üniversitesinde okurken, tanıştığı iyi arkadaşlar vesilesiyle namaza başlayan bira dahil uyuşturuculara son veren ve bu durumundan çok memnun olan bir delikanlı: “Hocam, babam Ankara’da üst düzey bir yetkili. Benim bu dönüşümden rahatsız. Annem içinden memnun ama evde huzursuzluğa sebep olacağından, annem de rahatsız. Ben ne yapayım?” demişti.

    Ben de: “Oğlum, Türkiye’de doğup büyüyen Müslüman ailelerin çocukları kıpkızıl komünist olsalar da, kapkara ateist dinsiz olsalar da düşüncelerinin ve davranışlarının yüzde kırk beşini İslâm kültürü yönlendirir. Babanın iç dünyası da annen gibi senin bu dönüşünden memnun ama senin istikbalini düşünerek rahatsız olmakta. Sen, onun bunun dediğine bakma. Bizi Kur’an ve Kur’anın yönlendirdiği Allah rasülü yönlendirir.

    Mekke’nin ilk yıllarında Müslüman olan Sa’d bin Ebi Vakkas, Müslüman olduğunda on yedi yaşında idi. Annesi Hamne: “Eğer sen bu Müslümanlıktan dönmezsen ben de yatmayacağım, yemeyeceğim, içmeyeceğim, ölünceye kadar güneşin altında kalacağım” der ve grevine başlar.

    Annesini çok seven Sa’d, sevgili peygamberimize gelir ve durumu bildirir. Kendiliğinden karar vermeyen peygamberimiz sessiz kalır ve Rabbinden yol göstermesini ister. Bunun üzerine:

    “Biz insana, anne-babasına karşı (iyilik yap­masını) tavsiye ettik. An­nesi onu zayıflık üstüne za­yıflıkla taşımıştır. Onun sütten ayrılması iki se­nede olmuştur. Bana ve anne-babana şükret, dö­nüş ba­nadır diye tavsiye ettik.” (Lokman süresi ayet 14)

    “Hakkında bilginin olmadığı şeyi, bana ortak koşman için, anne ve baban seni zorlarsa, sakın onlara itaat etme. Bu dün­yada onlarla iyi geçin ve bana yöne­lenin yoluna uy. Sonra dönü­şünüz bana­dır. Yaptıklarınızı size haber veririm.” (Lokman 15)

    “Biz insana, anne ve babasına iyilik yapmasını tavsiye ettik. Eğer an­nen, ba­ban bilgisizce, bana ortak koşman için çalışır­larsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz bana­dır. Yaptıklarınızı ben size haber vereceğim.” (Ankebut süresi ayet 8)

    Anne ve babalarımızın bize emrettiği içki, rüşvet, haram lokma, hortumlama, zina, kumar, yalan, iftira gibi emirlerini tutmayacağız ama “Bu dün­yada onlarla iyi geçin” emrine uygun hareket edeceğiz. Kaldı ki, sizin anne ve babalarınız ameli eksik olsa da temeli yani imanı sağlam insanlar.

    Sen evinize gittiğinde onlara karşı eskisinden daha sevgili, daha saygılı, ve daha hizmet ehli olacaksın. Sabah namazına kalktığında kapıları gıcırdatmadan ve onları uyandırmadan namazını kılacaksın. Senin bu nezaketin ve hizmetin onlara da sirayet edecek ve temelde beraber olduğunuz gibi amelde de beraber olacaksınız” demiştim.

    Kur’an, müşrik anneye karşı bile iyi davranmayı emrediyor.

    “Benim liderim İslâm’a hizmet ediyor. Benim babam da namazını kılıyor ama benim üstadımı sevmiyor. Benim üstadımı sevmemek, İslâm’ı sevmemektir. İslâm’ı sevmeyen de kafir olur. Öyle ise benim babam kafirdir.” Mantığı İslâm’a aykırı bir mantıktır.

    Rabbimiz Hucurat süresinin dokuzuncu ayetinde “Eğer mü'minlerden iki taife bir biriyle harp ederlerse, aralarını düzel­tin…” (Hucurât süresi ayet 9) buyururken birbirine kılç çeken Müslümanların iki tarafına da Mü’min kelimesini kullanıyor.

    Hz.Ali (R.A.), Haricilerle yaptığı harbin sonunda “Bunlar kafir mi?” diye sorana “Hüm ihvanüna, beğav aleyna= Onlar, bize baş kaldıran kardeşlerimizdir” diye cevap verir.

    Annesi veya babası veya her ikisi, Yahudi, Hıristiyan, Budist, Komünist, Ateist olan kardeşlerim, Anne ve babanıza karşı “Öfff” bile demeyeceksiniz.