ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    22.08.2014


    ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK

    Günümüzde sindirme eğitimi aileden başlar.

    “Eğ başını, gör işini,, al maaşını” tavsiyeleri ile eğitilmiş büyükler tarafından küçüklerin orijinalliği bozulur.

    Pireyi bir cam kavanozun içine koymuşlar. Bir metre yükseğe sıçrayabilen pire, kavanozun içinde bir sıçramış kafası üst cama değmiş. İkinci, üçüncü sıçramalar sonunda tedbirini almış ve üst cama vurmadan sıçramaya başlamış. Birkaç gün daha kavanozda kaldıktan sonra serbest bırakmışlar, ömür boyu bir karıştan yukarıya sıçramamış ve hep kafasının üzerinde cam olduğu hissini taşımış.

    Amerika’dan Japonya’ya kadar üniversitelerde   haksızlığa karşı çıkan  öğrencilerin  başı dik olanları birde  karakol eğitiminden geçirilerek  başları yumuşatılır. “Gelene ağam gidene paşam” dedirtilir. Yeri gelince “kavuk”,  yeri gelince  “kuyruk sallamaya” başlar.

    Başı yumuşatıldığı için  “Her kalıba girer”, “Çanak yalayarak” yükselir banka yutmaya başlar.

    Yavuz Sultan Selim, oğlu Süleyman’ın ipekli  elbiseler giydiğini görür, canı sıkılır ve içinden  bir tokat atmak geçer ama, ya tokada alışır da  sultan olduğunda  Macar  kralına “ Bana bir tokat atıver “ derse diye düşünür ve tokat atmaktan vazgeçer ve “ Oğlum bu ipekleri sen giyersen  annene bir şey kalmaz.” deyince  Süleyman inceliği kavrar ve  vazgeçer.

    Eskiden hep ileri, hep ileri gidenlerin geri adım atmalarının sebebi de bu olsa gerek.

    Bu durumlarda yalnız fiziki davranışları değişmez, beraberinde iç dünyaları da değişirmiş. Efendilerinin karaya ak demeleriyle onlar da “Evet ak, hem de ap ak” derlermiş. Ak gördükleri o karaya “Kara” diyenlere de şaşar kalırlarmış ve onlara söz anlatmak da zorlaşırmış.

    Binlerce kara sinek bir araya gelseler ve bülbüle kulak verseler, bülbülü anlamaları mümkin değildir. Duyarlar ama anlamazlar.

    Dikenler, bülbülün güle okuduğu nağmeleri  duyunca : “ Ben her an bu çiçekle beraberim,  nesi var ki  bu kuş gelip her gün nağmeler yapar” dermiş.

    Kabilenin reisi, kara kuru  Leyla’ya aşık olan  Mecnunun olmayan aklına şaşarmış.

    Yankesici, sırtında inşaatın beşinci katına  çimento taşıyan işçiye  “avanak” dermiş.

    Dolandırıcı , borcunu vaktinde ödeyen adama akıl erdiremezmiş.

    Cömert insanın hayır severliği   cimrinin havsalasına  sığmazmış.

    Baykuş, viranelerde  durmak varken minarelerde  uçana  iyi gözle bakmazmış

    Allah’a kul olma şerefini   elde edemeyince  o şerefi kula kul olmakta   bulan kafirler, Şuayb aleyhisselâmın: “ Allah’tan başkasına kulluk yapmayın. Ölçü ve tartıları  eksiltmeyin. Ölçü ve tartıları tam yapın. İnsanların  hiçbir şeyini değersiz  hale getirmeyin. Yani  emeğini, malını, şahsiyetini, namusunu  yok etmeyin” (Hud 83-84) dediğinde  kafirler: “Ey Şuayb biz senin söylediklerinin bir çoğunu anlamıyoruz” demişlerdi. (Hud 91)

    Firavunun yurdunda   köle anne ve babadan doğan, köle olarak büyüyen insanlar  bir anda Hz. Musa ile  birlikte  hürriyete kavuşunca hürriyet havası onları çarptı da  Hz. Musa’nın mucizesiyle   gelen bıldırcın eti,  kudret helvasını  bıraktılar da  Mısır’ın soğanını,  sarımsağını istediler Hz. Musa’dan.(Bakara 61)

    Peki Firavun bunu nasıl sağladı? denirse  Kur’an’a bakarız.  Kur’anı kerimde   “(Firavun) kavmini küçümsedi / aşağıladı, onlarda ona itaat ettiler.” diye haber verir. (Zuhruf 54)

    Kula  kul olmak yerine  Allah’a kul olarak  insanları yüceltmeye  çalışan  peygamberlerin  tarihini, sosyolojisini taşıyan, İman, İslâm,  Sadakat, Emanet, Ferağat, Sehavet/Cömertlik, Ülfet, Muhabbet, Asalet, Hürriyet, Cihad, Namus, Şeref, gibi  kelimeler piyasaya sürülse  bir kısım kelime kalpazanları  “Ne diyorlar bunlar yavv” diyerek karşı çıkarlar.

    İnkardan gelir sağlıyor, eşine hıyanet ederek  hovardalık yapıyor,  milletin malını zimmetine geçirerek   cimrilik yapıyor, hayat veriyorum diye   namusunu satıyor, ülfeti ve muhabbeti yalnız  paraya oluyor.

    Şimdi her harflerinde  peygamber mührü taşıyan  kelimelerle konuşursak  tabiiki şeytana  kulak verenler anlamayacaklar.

    “Kokmuş ete tuz, anlamayana söz kâr etmez” demişler ama biz bıkmadan, usanmadan  Allah’ın  kelamıyla, Allah’ın  kullarını buluşturmaya  devam edeceğiz.