ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    23.07.2013


    ÇAĞDAŞ SURLAR DELİNİYOR

    Canınızı seviyorsanız, zekatınızı veriniz.

    Malınızı seviyorsanız, zekatınızı veriniz.

    Namusunuzu, şerefinizi, haysiyetinizi, ülkenizi seviyorsanız yine zekatınızı veriniz.

    Çünkü, sevgili peygamberimiz: “Mallarınızı zekatla koruyunuz” buyurmuş.

    Müslümanların kurduğu hiç bir şehrin etrafı surlarla çevrilmemiştir.

    Şehrin etrafını surlarla çevirmek batıl üzerinden hüküm süren ülkelere aittir.

    İstanbul’un etrafının surlarla çevrili olduğunu görüyor ve biliyoruz.

    Müslümanlar, Karaman şehrini almadan önce dış kale, orta kale ve iç kale diye üç tane surla korunurmuş.

    Dış kale, sıradan halkın yaşadığı yer, orta kale kral yandaşlarının yaşadığı yer, iç kale kral ve ailesinin yaşadığı yerdir ama üç kale kralı koruyamamış.

    İstanbul’un surları, Konstantin’i koruyamamış.

    Surlar, Fatih’in toplarından önce kralın zulmü ile delik deşik olmuştu.

    İnsanların gönlü “Müslüman sarığına” hasret kalmış, kurak toprakların yağmur beklediği gibi Müslümanların fethini bekliyordu.

    Çağımızda surlar yerine devlet arpalığında beslenen yandaşların kurdukları köy ve sitelerde çağın en son teknolojisiyle donatılan güvenlik sistemleriyle korunan konaklar, kale ve surların yerini almıştır.

    Ama olaylar gösterdi ki, en korunaklı binanın en yüksek katında, en zengin işadamımız öldürüldü,

    En korunaklı rezidansta yaşayanın birini mafya öldürüverdi.

    Güvenlik için ilk önce eğitime ağırlık verilecek.

    Eğitim deyince hemen akla gelen İslami Eğitim olmalıdır.

    Batı eğitiminden geçenler ülkemizin en sorunlu adamlarıdır.

    Hazine hortumcular, banka boşaltıcılar, Anadolu’daki bütün hırsızların çaldığını bir kalemde, en korunmalı devlet binalarından, merasimlerle götürüyorlar.

    Kırk bin insanımızın ölmesine, 300 milyar doların güvenliğe gitmesine sebep olanların batıya en yakın okullarda okuyanlardır.

    Eğitimden sonra ikinci sırada sosyal adaletin sağlanmasıdır.

    Ülke içinde her bireyin sağlık, eğitim, yeme, içme, barınma, giyme, mutlu olmasının yolları sağlanmalıdır.

    Asgari ücreti devlet başkanının maaşıyla denk yapan Hazreti Ömer dönemimde Hatıb bin Ebi Beltea’nın işlerini gören biri bir deve çalar ve yer.

    Suçu sabit olur ve el kesme cezası uygulanması gerekirken Hazreti Ömer, Hatıb’a bu çalışanına kendi yediğinden yedirip kendi giydiğinden giydirebildin mi? Diye sorar.

    O da onu aç bırakacak derecede ilgi göstermediğini haber verince devenin sahibine “Deveyi kaça aldığını sorar. “Dört yüz dirheme” deyince Hatıb’a “Bu adama sekiz yüz dirhem ödeyeceksin” der. (Abdürrazzak, Musannef, 10(238, Beyhaki, Süneni Kübra 8/278, Malik, Muvatta 2/748)

    O suçluyu aç bırakan birinci derecede işveren, ikinci derecede devlettir.

    “Aç köpek fırın deler” demiş atalarımız.

    Televizyonlardan görüyoruz, hırsız, güvenlik kamerasına da dikkatle baktıktan sonra işini yapmaya devam ediyor.

    Hapishaneden korkmayan adama engel yoktur.

    Bir buçuk milyon Müslümanı Bağdat’ta öldürerek Cengizhan’ın rekorunu kırar da gönlüne keder gelmez. Çünkü gönlü gavurluğun bastığı karanlıkla dopdolu olduğundan keder, üzüntü oraya girecek delik bulamaz.

    Batıya en yakın İslam ülkesi diye övünen Türkiye, devletin ve halkı ev, araba, işyeri, can, mal güvenliği için harcadığı parayı gönül kazanmak için kullansaydı daha güvenli olurdu.

    Sevgili peygamberimiz, (senedi zayıf bir hadiste) buyurmuş: “Mallarınızı zekatla koruyunuz” (Taberani, Kebir, 170/128 hadis no 10196,Beyhaki, Sünen, 3/382, hadis no 6385, Hatıb, Tarihü Bağdat, 13/20)