ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    24.09.2009


    ÇİN’Lİ HOCA

    1878 yılında Doğu Türkistan’daki Yarkent hanı veya diğer adı ile Kaşgar emiri Yakub beğ, Çin ordularına karşı harbi kaybeder.

    Çin istilasının ardından katliamlar yaygınlaşınca ülkeden göçler başlar.

    1890 yılında Buhara’dan Mekke’ye gelen, oradan Karaman’a hicret eden ve Karaman’ın Çatak köyüne yerleşen Abdullah isimli Doğu Türkistanlı bir hoca bu köye ve çevresine çok faydalı olur.

    Vatandaşlık hakkını da elde eden ve Eğider soyadını alan bu hoca 1950 yılında Çatak köyünde vefat eder.

    Abdullah Eğider isimli bu hoca, bütün çevre köyler tarafından Çin’li hoca olarak bilinirdi.

    Köyde altmış yıl hocalık yapan Çin’li hocanın şiirleri de varmış ama şiir defteri bulunamamış.

    Yalnız, küçük yaşlarda hocanın şiirlerini ezberleyen aynı köyden Ali Biber (Öksüz Ali) in ezberindekiler Karaman esnafından sayın Abdullah Uzun tarafından toplanmış ve küçük bir dosya haline getirilmiş.

    Değerli dostum Mehmet Karaaslan (Sarı Memet) bu dosyanın bir nüshasını bana fotokopi olarak lutfettiler.

    Aslında ben bu makaleyi bayram günü yayınlanması için hazırlamıştım.

    Ancak bayram günü sevinç günüdür, bu hüzün dolu şiir, insanı kederlendiri diye bayram snuna erteledim.

    Gurbete düşen bir Türk insanı “Sılada bir evin bacası olsam” demiş.

    Baca, bir evin dışına itilmiş ve evin zehirli dumanını dışarı atan, yüzü ve içi kapkara olan bir şeydir.

    İşte sıla özlemini tetikleyen ve kendi ülkesinde siyah baca olmayı tercih ettiren şeyi gurbete çıkmayan bilemez.

    Buyurun Abdullah Eğider hocayı dinleyin:

    “Bayaram gelir geniş urba giyerdik

    Emsal, akran, ahbab birlik giderdik

    Konu komşu, bacıların elin öperdik

    Senin de bayramın geldimi bacım

    Bu ayrılık sinene çöktü mü bacım.

    **********

    **********

    Kimi keten giymiş kimisi pazen

    Kimisin şalvarı aldan maviden

    Kimisi ağlıyor artık gülmeden

    Sen de karaları giydin mi bacım

    Bayramda ağıyı yuttun mu bacım



    Kardeşini sorarsan göğe bakmakta

    Bayram gelince ağı yutmakta

    Dünyayı Konyayı gözden atmakta

    Görüşmek mahşere kaldı mı bacım

    Bayramda yollara baktın mı bacım



    Düştüm kaldım bu gün gurbet ellerde

    Divane gözlerim şimdi yollarda

    Zannedersem bacım kanlı yaşlarda

    Berelinin halinden yaralı bilir.



    Ne yazık vatanı elden uçurduk

    Akıl ile fikri baştan kaçırdık

    Düz ovada doğru yolu şaşırdık

    Şaşkınlık halinden şaşanlar bilir.



    Abdullah dağlarda taş olmak ister

    Dertli insanlara eş olmak ister

    Bacımın gözyaşın durdurmak ister

    Bu derdi bacıdan ayrılan bilir.





    GUGUG KUŞUNA

    Sesin duydum gugug nereden geldin

    Seherde bir garip ötmeye geldin

    Yüreğim yaralı yakmaya geldin

    Hazin hazin ötme yaralı gugug



    Maksadın bacımı aramak mıdır

    Yoksa gözüm yaşın akıtmak mıdır

    Acı acı ötmek ustalık mıdır

    Benim gibi bahtı karalı gugug.



    Ben gibi dermansız aciz değilsin

    Kanadın var daldan dala uçarsın

    Niye benim gibi hasret çekersin

    Sıladan gurbete varalı gugug

    ***********

    Abdullah der ötüşün sladan gelir

    Sesin duyar bacım aklıma gelir

    Gücü olan uçar vatana gelr

    Be artık oldum buralı gugug

    **********

    Yaralandım bir gecenin yarısı

    Gül vücudum oldu ayva sarısı

    Böyle imiş ak alnımın ayzısı

    Zalim felek kaldı davam mahşere



    Şaşkın kaldım bulamadım bacımı

    Kadir mevlam böyle yazmış yazımı

    Garip bacım böyle görsün yahalimi

    Zalim felek kaldı davam mahşere

    **********

    Bizim ile gurbet ele gidenler

    Bizi de gurbette kaldı den varın

    Ağamdan bacımdan sual edenler

    Çok selam gönderdi diyerek varın



    Bacım beni sizlerden de sorarsa

    Nerde benim kadeş diye ararsa

    İbrişim saçını hemen yolarsa

    Ağlamayın bacımı getirin varın



    Bu dağlarda dürüldü ecel defterim

    Günden güne arttı kardeş fırkatim

    Ana ata kavim kardeş kıymetim

    Ümit kesilince bildirin varın



    Bu yerlerde oldu bize bir ferman

    Ayrılık yüzünden halim pek yaman

    Aradım bulamadım derdime derman

    Ağamlasın bacım gelir den varın



    Söyleyin ağama çırayı yaksın

    Kitabım açsın da yüzüne baksın

    Garip bacım benden umudun kessin

    Doğruyu söyleyip öldü den varın



    Sarığımı verin beni yuyana

    Gömleğimi verin suyum koyana

    Hacı Abdullah nerden diye sorana

    Bu bir garip idi öldü den varın



    Takdiri ilahide budur nasibim

    Az verilmiş çok istesem çare ne

    Ne kem kaderim yar ne de talihim

    Bülbül gibi zar ağlasam çare ne”

    Not: Şiirdeki teknik hatalar hocayı dinleyip ezberleyen köy çocuğu Öksüz Aliden kaynaklanabilir.