ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    26.06.2013


     

    BİLGİ ZEHİRLENMESİ

    Elli yıllık hayatımda İslam yolunda yürüyenlerden çok az bir gurubun başka yollara gittiğini gördüm.

    Bir çoğunun ise kafirin daha güçlü olduğuna inanarak, cephe gerisine çekilerek, evden çıkmayarak, İslami gıdasını yalnız tesbih çekerek almaya başladı.

    Bu türleri anlamak için Nuri Pakdil beyin onlara öfkesini görmek yeterli.

    Bir kısmı ise kendini kitap okumaya verdi.

    Yüzlerce ciltlik kitabı evinde, yalnız başına, sessizce okudu.

    Kendisi için kurduğu yeni bir dünyayı okuduğu kitaplarla süslemeye çalıştı.

    Ama okuduğu kitabın söylediğini değil, kendisine lazım olan manayı aldığının farkında değil.

    İşte okuma zehirlenmesi burada başlar.

    Gıda zehirlenmesi olduğu gibi bilgi zehirlenmesi de olur.

    En temiz gıda maddelerini devamlı yiyen ve yerinden hareket etmeyen, böylece gıda zehirlenmesine tutulan insan gibi devamlı kitap okuyan, anladığını etrafla paylaşıp yanlış veya eksik anlamalarını düzletmeyen insanlar da bilgi zehirlenmesine yakalanırlar.

    Okudunuz kitaptan sizin görüşünüzü destekleyen ve hoşunuza giden yerlerde yeniden okuyun ve bir başka arkadaşla ada onu okuyun.

    Siz, kendi anladığınızı söylemeden okuyun ve ne anladığını ona sorun.

    Anladıklarınızı dostlarınızla günlük olarak paylaşın.

    Bin bir çiçeğin her biri güneşten kendi tabiatına uygun rengi aldığı gibi okuduğumuz kitaplardan da hepimiz kendi kültür kabımıza göre anlamlar çıkarırız.

    Bu yanlış değildir ama “Benim anladığım en doğrudur” demek yanlıştır.

    İşte burada Kur’an-i Kerimi anlama yolunda Sevgili peygamberimiz devreye girer ve Ashab-ı Kiram kendi anlayışlarını peygamber efendimizin anlayış mihengine vurur ondan sonra söylemeye başlarlarmış.

    Kur’an, herkesi bağlar ama kendi anlayışsınız yalnız sizi bağlar.

    Sevgili peygamberimizin anlayışı hepimizi bağlar.

    Kendisini merkeze alanlar, doğru sözü yanlış anlayarak kendi çıkmaz sokaklarında sıkışıp kalırlar.

    Kur’an-i Kerimin 23 yılda inmesinin sebeplerinden biri de ayetlerin hayata hazmedilerek sokulması idi.

    Ashabı kiram, “İnen bir ayeti alıyor, ezberliyor, hayatımıza tatbik ediyor ve ondan sonra yeni gelecek ayetleri dört gözle bekliyorduk diyorlar.

    Dünyada nüfusuna göre en fazla Kur’an-i Kerim hafızı Somalili Mültecilerin kaldığı Datab’da imiş.

    Bir milyon nüfuslu mülteci kampında doğup otuz yaşına gelen her kız ve erkek Kur’an-ı ezberliyormuş.

    Ellerinde başka kitap olmadığından, hafızla eliyle tahtalara yazılan ayetleri ezberledikten sonra silip yeniden yazmak kolay olduğundan yalnız Kur’an ezberliyorlar.

    Kur’an okumanın sevabını alırlar ama Kur’an onları kölelikten kurtaracak reçete olduğu halde reçetenin dediklerinin tatbikatı yapılamadığında dünyanın en büyük kampında en uzun esaret hayatını da yaşıyorlar.

    Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağıldıktan sonra ülkemize fuhuş yapmak için gelenlerin hepsi, kimyager, fizikçi, doktor, filolog, mühendis ama ülkesinde kullanım alanı olmadığından bu bilgiler yerine kendilerini ilkokul mezunu zenginlere satma tarafına gitmişlerdir.

    Bu günlerde Allah’ın kitabı Kur’an-i kerimden en az beş ayeti bir kaç tefsirden okuyarak işinize veya gezinize çıkınız ve o gün en az beş kişiye anladığınızı anlatarak sohbetinizi tatlandırınız.

    Dinleyenlerin sorularına dikkat kesiliniz.

    Çok güzel şeyler anlamış ve ona göre sormuş olabilir.

    Yüz bin nüfuslu şehirde yarından itibaren on kişi bu faaliyete başlasa bir ay sonra şehirde dedikodu yerine Kur’an konuşulur olur.

    Ondan sonra diğerleri de başladığında şehirde her gün Nur Borsası” kurulmuş olur