ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    26.08.2013


    İNSAN BU ÇİĞ SÜT EMMİŞ

    Ben, kendimi bile tanımamışken Beşşar veya Bush karakterlerini nasıl tanıyayım.

    Yedi milyarı yaratan tanır onların hepsini ve bütün insanlığa tanıtır.

    İnsanın kalbi kafirleşince kayalardan da katı olabileceğini, şeytanı bile korkutabileceğini, hayvanlardan daha aşağıya inebileceğini haber veren Rabbimiz, yine aynı insan Rabbine kulluk yaparak kula kul olmaktan kurtulunca meleklerin bile ona secde ettiğini haber verir.

    Biz, nereden gelip nereye gittiğimizi bilmiyoruz.

    Bilim adamlarımız, olayları seyredip bize bilgi verirler.

    Çocuk ana rahmine düştü, çocuğun cinsiyeti erkek veya kadın derler, filan gün doğacağını haber verirler ama bu çocuk nereden geliyor, niçin geliyor, ne kadar yaşayacak, neler yapacak, ne olacak, ana rahminden önceki macerası nedir bilmiyoruz.

    Her sabah her insan, işine gider. Dairede, fabrikada, tarlada, kışlada, mağazada...... ekmeğini kazanmak için emeğini, bilgisini, eşyasını satarken ya kar eder veya zarar eder ya işte onun gibi insan her gün kendisini de dünya pazarında satılığa çıkarırmış.

    Ya kazanır cennetlik olurmuş veya kaybeder kendini helak eder cehennemlik olurmuş.

    En büyük zarar da burada.

    İnsansız bir dünya terazinin bir kefesine konulsa öbür kefesine de bir insan konulsa insan ağır basarken tutuyor bu insan kendisini Rabbine satması gerekirken şeytana ve şeytanlaşmış insanlara satıyor ve cehennemi boyluyor.

    Bu durumu Sevgili peygamberimiz, “Her insan, her sabah kendisini satar. Ya (Allaha itaat ederek) özgür kalır, veya (Şeytanlaşmışlara itaat ederek) kendisini helak eder” buyurmuş. (Müslim, Sahih, K. Taharet, bab 1)

    Soyu bir olan insanın binlerce huyu olduğunu görüyoruz. Bir tarafta taşlardan daha katı olurken, öbür tarafta gülden daha nazik olan insanı anlamak zor.

    Altın sarrafı olanlar yanılmazken insan sarrafı olanlar hep yanılmıştır.

    Karacaoğlan:

    “İnsan çiğ süt emmiş i’timat olmaz

    Kapında hizmetkar kulundan sakın” diyor.

    İzzet Molla da:

    “Bekle kendi dârını Dâra’yı derban eyleme”

    Yani, Pers imparatorluğunun en güçlü kralı olan Dâra kapıcın olsa yine de ona güvenme ve kendi evini kendin bekle. Deyivermiş.

    Bir tarafta yücelerden yüceye çıkarken öbür tarafta şeytandan ve hayvanlardan da aşağılara düşüveriyor bu insan.

    Nefsinin, hevasının ve şeytanının esiri olursa yapamayacağı çılgınlık yoktur.

    Aklı, ruhu ve gönlüyle hareket ederse kulağıyla Hakkı dinler, gözleriyle de tabiat ayetlerini seyreder ve dersini alır ve doğru yolda yürürken her an yükselmeye devam eder.

    Allah’ın gösterdiği doğru yolda imanla yürür, i

    İnkar pisliğinden uzak durur.

    Her türlü nimeti helal yollardan kazanır ve nimetleri veren Allaha şükreder, nankörlerden olmaz.

    Kafirlik pisliğinden örülen zincirlere kendisini bağlamaz ve kendi ateşini sırtına yüklenip de ahirete gidenlerden olmaz.

    Yaptıkları iyilikleriyle bu dünyalarını güzelleştirdikleri gibi Cennette güller açtırırlar, tatlı sular fışkırtırlar.