ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    27.06.2013


    YAZ KURSLARI VE ÖĞRETİLECEKLER

    Cami kursuna 200 öğrenci toplayan imamlarımız olduğu gibi 300 u aşanlarımız da var.

    Önceden tedbirini alan imamlarımız ve müezzinlerimiz, kurslarını tıkır tıkır devam ettiriyorlar.

    Kursta ders vermekten hoşlanmayan bir kaç tanesi de var ki, çevreden bazı tanıdıklarının çocuklarının kaydını yaptırmış, ücretini alıyor ama çocuklar derse gelmediğinden ders de yapılmıyor.

    Onun için 31/05/2013 tarihli makalemde “Başkanlık, müftülerin terfilerinde bu güne kadar olduğu gibi Ankara’ya yakın olanları, imam ve müezzinlerden Türk-sanat müziği korosu kuranları, biriç partisi düzenleyenleri değerlendirmekten vazgeçip cemaate yakın olanları terfide esas alsa.

    Mesela, şehrin nüfusuyla orantılı olarak yaz kursları, devamlı kurslar ve yetiştirdiği hafız sayısına göre değerlendirse ve İl müftülüğünün yolunun buradan geçtiğini ima etse, beş yıla kalmaz, şehirlerin çehresi değişir.

    Müftülerimiz, yaz kurslarında en fazla öğrencisi olanların tayin isteklerine etki edeceğini bildirse, öğrenci kayıt defteri anında dolar.

    İmamlarımız, çocuksuz evden çocuk bulur okuturlar.

    Dolan bu isimlerin cami kurslarına devam edip etmediğini kontrol etmeli.” Demiştim.

    Öğrencisi çok olan bazı il ve ilçelerdeki  gayretli imamlarımızdan bazılarının bir sıkıntısı olduğunu kendilerinden öğrendim.

    Bir çok il ve ilçelerimizde imama yardım edecek hocaların en az İmam-Hatip mezunlarından yeterliliği olanların görev yapması şartı, il ve ilçesinde İmam-Hatip mezunu olanların olmaması nedeniyle sıkıntı çekildiği, olanların da yeterlilik belgesi olmadığı için resmen ücret verilemediğini öğrendim.

    İl ve ilçelere müftü tayin ettiğimiz insanlara güvenelim.

    Yetkiyle sorumluluğu eşit şekilde verelim.

    Her gün, lazım olduğu anda yeterlilik imtihanını anında yapabilmeli ve görevlerin aksamasını engellemeli.

    İmam-Hatip mezunlarını da anında imtihanla görevlendirebilmeli.

    İmam-Hatip mezunu olmayanları da yine imtihanla yeterli bulursa görevlendirme yetkisiyle donatmalı müftüleri.

    Bu şartlarda İmam-ı Azam Ebu Hanife gelse  Müftülerimiz onu evlerinde ağırlarlar ama en küçük camiye imam tayin edemezler.

    Bu konuda çalışma yapıp diploması olmayan ehil insanlardan yararlanma yolu açılmalı.

    Bu teklifim yalnız Diyanete değil, YÖK bile bu konuda Üniversitelerin önünü açacak kurallar koymalı.

    Cami kurslarındaki öğreticiler, bu öğrencilerin bu seneden sonra bir daha kursa katılmayacaklarını hesap ederek ona göre bilgi vermeliler.

    Otuz iki farzı uygulamalı olarak öğretmeliler.

    Özellikle imanın altı şartını çocuk mantığı içinde anlaşılabilecek dille tekrar tekrar anlatmalılar.

    Mesela, bir zamanlar, bir öğretmen ilkokul öğrencilerine,

     -Ben bu sınıfta var mıyım?

    -Varsın öğretmenim.

    -Nerden biliyorsunuz?

    -Görüyoruz da ondan.

    -Allah var mı?

    -Var öğretmenim.

    Görüyor musunuz?

    -Hayır.

    -Olan görülür, olmayan görülmez. Allah diye bir şey yok çocuklar.

    - Öğrencilerden biri,

    -Öğretmenimizin aklı var mı arkadaşlar?

    -Vaaaaar.

    -Görüyor musunuz?

    - Haaayııır

    -Öyle ise öğretmenimizin aklı yok” konuşmasında olduğu gibi, Kur’an’da haber verilen İbrahim aleyhisselam ile Nemrut arasında geçen konuşma gibi örneklerle anlatılmalı.

    Bilgiçlik taslayan din dersi öğretmeninin lise öğrencilerine “İbrahim aleyhisselamın annesinin adını ödev verenlerden olmayın.

    İmanın altı şartının altısını da bu tür akli delillerle anlattıktan sonra nakli delillerinin Kur’an ve Sünnetten yerleri de bildirilmeli.