ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    31.07.2013


     

     

    GAVURUN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEYELİM

    Kur’an-i Kerimi, ilk önce kimden öğrendiniz?

    Sorum biraz kapalı. Kur’an okumasını kimden öğrendiniz diye sormuyorum.

    Kaç yaşında iken siz, kitabımızın Kur’an olduğunu, evinizde bir Kur’an bulunduğunu kimden öğrendiniz?

    Büyük ihtimal annenizden veya babanızdan öğrendiniz.

    O zaman Kur’an’ın size ulaşmasında size en yakın ravi/aktarıcı anneniz ve babanızdır.

    Sonra mahalle cami imamı, okuldaki öğretmeniniz, Kur’an kursundaki hocanız veya sohbet arkadaşınız size Kur’an’ın Kur’an olduğunu söyleyen ve şuur altınıza yerleştirenlerdir.

    Yani Kur’an’ın bize ulaşmasında anne ve babalarımız da görev almışlardır.

    Bu mübarek nakil işinde başta Cebrail aleyhisselam, Muhammed aleyhisselam, Ashabı kiram, tabiin.... ve anne-babanız ve de hocalarınız vardır.

    Şimdi biz, Kur’an’dan önce anne ve babamızın sözüne inanıyor ve Kur’an’a imanın önünde anne ve babamızın sözü geliyor.

    Ve iman ettiğimiz, gözümüzün nuru, kulağımızın nağmesi, dilimizin zikri, kalbimizin baharı olan Kur’an-i Kerim milyarlarca Müslümanın şahitliği ve nakliyle bize ulaşmış bizden sonrakilere ulaştırılacaktır.

    Bu hizmeti bize lütfeden Allah’ımıza hamdolsun.

    Fatiha süresiyle başlayıp Nas süresiyle  sona eren Mushaf’ımızı kabul etmeniz demek sevgili peygamberimizi de referans kabul etmeniz anlamına gelir.

    Çünkü o, bir insan ve peygamber olarak Arapça bir şeyler söylüyor ve “Bu Allah’tandır” diyor ashabı da iman ediyor, ezberliyor, yazıyor ve amel ediyor.

    23 yılda inen ayet ve sürelerin nereye, hangi ayetin arkasına yazılması gerektiğini sevgili peygamberimiz söylüyor.

    Yani şu anda elimizde tuttuğumuz Mushaf’ın süre ve ayet düzenlemesini peygamber efendimiz yapmıştır.

    Öyle olunca peygamberimiz aleyhisselamı referans kabul etmiş oluyorsunuz.

    Arap aleminde bu akımın öncüleri nüzul sırasına göre Mushaf düzenlemeye kalktıklarında peygamberimi referans kabul etmeyenler, on binlerce sahabe sözünü referans kabul etme durumunda kalınca bırakıverdiler.

    Kur’anın içinde yüzlerce ayet,  peygambere itaati emretmesi, peygamberi örnek almamızı söylediğini biliyorsunuz.

    “Kur’an yeterlidir” sözünüze “Hayır” demek adamı kafir eder.

    Kur’an bize yeter. O Kur’an, bize peygamberin bu Kur’anı tebliğ eden, öğreten, açıklayan ve nasıl yaşanacağını gösteren örnek olduğunu haber verirken onsuz olmayacağını ifade eder.

    Nehrevan’da Hazreti Ali’nin karşısına dikilen bir Haruri “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Allah’a aittir” dediğinde Hazreti Ali : “Batıl kastedilen doğru söz” diye karşılık vermiş ve bu söz deyim haline gelmiş. (Müslim, Sahih, K. Zekat, Hadis no 1066)

    Söz doğru ama Kur’anın örnek gösterdiği peygamberi devreden çıkarmak için söylendiğinden bu doğru sözle batıl kastedilmiş.

    Bütün bunlara rağmen Haruri’lerin çıkardığı Nehrevan savaşı sonunda öldürülen Haruri’lerin cenaze namazının kılınıp kılınmayacağı konusu Hazreti Ali’ye sorulduğunda “Cenazelerini yıkamayınız, namazlarını kılmayınız ki başkalarına ibret olsun ama onlara kafir veya münafık demeyiniz, onlar bize başkaldıran kardeşlerimizdir” buyurmuş. (Beyhaki, Süneni Kübra 8/173)

    İslam alemindeki hercü-merc esnasında haklının yanında yer alalım ama haksız olanı Firavun, Nemrut, Kafir gibi kelimelerle damgalayarak kendimizi küfre düşürme tehlikesinden koruyalım, bizi bir birimize düşüren kafirin ekmeğine yağ sürmeyelim.

    Bu günlerde Hucurat süresinin dokuzuncu ayetinin tefsirini bir okuyuverin.

    Evinizde tefsir yoksa Cantaş yayınevinden yayınlanan “Şifa Tefsiri” ni İstanbul Beyazıt’ta açılan Kitap fuarından temin edebilirsiniz.