ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    ADALETE HAVA KADAR MUHT


    Türkiye’nin her tarafı Kur’an dershanesi haline geldi. Ramazan ayının birinden itibaren evlerde, işyerlerinde, camilerde, düğün salonlarında, amfilerde, konferans salonlarında Kur’an okundu, Kur’an üzerine konferanslar, seminerler verildi açık oturumlar yapıldı.

    Televizyonlar, değerli ilim adamlarımızla söyleşiler gerçekleştirdiler. Gazeteler, okurlarına Kur’an-ı Kerim mealleri verdiler.

    İnşallah bu alışkanlığımız bayramla beraber on bir ay boyunca devam eder.

    Gönüllerde sevilen, dillarde okunan bu İslam adaleti hayata da geçer.

    Bizim, kendimizle ilişkilerimizi, ailemizle ilişkilerimizi, komşularla olan ilişkilerimizi, tabiatla olan ilişkilerimizi, Rabbimizle olan ilişkilerimiz düzenlemek üzere indirilen Kur’anımız, bakınız son günlerin üzerinde en çok konuşulan adalet konusunda ne diyor?

    “Ey iman edenler, Kendiniz, anne-babanız ve akrabanız aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti yerine getirenlerden olun. İster zengin, ister fakir olsun fark etmez. Allah onlara daha yakındır. Adaletten yüz çevirerek nefsin arzu¬suna uymayın. Şayet dilinizi eğer veya (şahitlikten) yüz çevirirseniz. İyi bilin ki, Allah yaptıkları¬nızdan haberdardır.” (Nisa 135)

    Kendi aleyhimize olsa bile adaletten ayrılmamamızı istiyor.

    “Velev ki bu şahitliğiniz zararınıza olsa bile, zatınızın zararına olsa bi¬le. “Anne ve babanızın aleyhine olsa bile”

    Anne veya babanızın hiç sevmediğiniz bir yabancı adamla ihtilafı olsa, siz de babanızın veya annenizin haksız olduğunu bilseniz, babanızın veya annenizin haksız olduğunu, karşıdakinin haklı olduğunu söyleyeceksiniz.

    Ayetteki sıralama da güzel.

    Evvela can'dan başlıyor. Kendi aleyhinize olsa da, anne-babanızın aleyhine olsa da, daha geride akrabalarınızın aleyhine de olsa, “şehadetle adaletten ayrılmayın” diyor Allah (c.c.)

    Devam ediyor yine. “O kişi isterse zengin olsun, isterse fakir olsun, Yine adaletten ayrılmayın.” “Allah o fakire de, zengine de sizden daha yakın, ona yardımda o daha layık. Siz kime yardım etmeye kalkıyorsu¬nuz?

    “Hani Türkiyenin en zengin adamıyla, en fakir adamı, sizin gözünüzün önünde kavga ettiler.

    Haksız olan fakir.

    Bu durumda; “Elime düştün, göstereceğim sana” deyipte, fakirin tarafında yer alıp, zengi¬nin aleyhinde olmayacağız. Zengin düşmanlığı da yapmayacağız.

    Zenginin başka haksızlığı varsa, ayrıca alın onu, ta midesinin içindeki haramı çıkartın o ayrı.

    Ama bu olayda biri haklı biri haksız. Haklı olanın hakkı teslim edile¬cektir ve adaletle şahitlik yapılacaktır orada.

    “Ben burada fakiri korudum hocam. Her ne kadar fakir hak¬sızdı ama fakiri koruduk, hani zenginden birkaç milyon alıverdik, mah¬kemeye gitmesin dedik ve alıverdik.”

    O fakire cehenneme gitmesi için haram lokma alıverdiniz ve kendiniz de cehenneme layık oldunuz.

    Olmaz bu, haklıya hakkı verildikten sonra, daha önce işlemiş olduğu haramları ayrıca ondan alınır. Yani haklı adamı haksız çıkarırsanız, o adamda sizin zatınıza olan düşmanlık değil, dininize olan düş¬manlık başlar veya var olan düşmanlığı artar.

    Veya zengin haksız, fakir haklı.

    Bu sefer de zenginin parasının hatırı¬na onun tarafını tutup, fakiri haksız çıkarma tarafına gidilmeyecektir.

    “Adaletsizlik yapmada veya adalet yapmada kendi arzularınıza tabi olmayınız”

    Yani, eğri ile doğruyu siz kendiniz belirlemeye kalkmayınız.” diyor Allah (c.c.)

    Dünyanın en dürüst adamını yanlış terazinin başına oturtsanız, o da eksik tartar.

    Adalet terazisi yanlış olunca tartan kişinin doğruluğu bir şey değiştirmez.

    Komünizm: “Benim ölçülerim doğru” dedi milyarlarca insanın katline ve sefaletine sebep oldu.

    Kapitalizm: “Benim ölçülerim doğru” dedi milyarlarca insanın katline ve sefaletine sebep oldu. Uyuşturucu bağımlıları, fuhuş tacirleri, adam öldürme çeteleri üretti. Erkekleri kadın, kadınları erkek yapmaya yöneldi ve demokrasi adına ülkeleri mafya ile medya yönetmeye başladı.

    Bin üç yüz yıldır camilerde Cuma günleri, halkı aydınlatmak için okunan hutbenin ardından, Nahl süresinin 90 ıncı ayeti cemaate: “Şüphesiz Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya vermeyi emreder, fuhşiyyatı ve kötülüğü yasaklar. Öğüt alasınız diye size öğüt verir” diye okunur ve İslâm toplumunda adalet duygusu her Cuma bütün bir millete hatırlatılır.

    Hakimin hüküm verirken adaletle hüküm vermesini (Nisa 58), Noterin, yazarken adaletle yazmasını (Bakara 282), Kardeş toplumların arasını bulurken adaletle davranılmasını (Hucurat 9), konuşurken bile adaletten ayrılınmamasını (En’am 152) emreder.

    Aydınlıkla karanlığın mücadelesi gibi tarih boyunca adaletle zulüm de birbirleriyle mücadele etmişlerdir. Al-i Imran süresinin 21 inci ayetinde “Allah’ın ayetlerini inkar edenlere, haksız yere peygamberleri öldürenlere, insanlardan adaleti emredenleri öldürenlere acıklı azabı müjdele” buyurarak en büyük üç suça dikkatlerimizi çekmiştir.

    Adalet adamlarını öldürmenin büyüklüğünü anlatmak için peygamberleri öldürme suçunun hemen ardından adaleti emredenleri öldürenler cümlesini getirmekle adalete dikkatimizi çekmiştir.

    İsterseniz Nisa süresinin bu ayetinin tefsirini benim “Şifa Tefsiri” isimli eserimden bir okuyuverin.

    İsteme telefonu (0212) 5111085 Cantaş yayınevi