ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    AYRILIK NEDE


    Şehrin meydan yerinde, en kalabalık zamanında, güneş yukardan ışık ve ısı saçarken, elinde mumla dolaşan bir adam görseniz aklınıza neler gelir?

    Gündüz vakti elinde fenerle dolaşan ve “Ne arıyorsun?” sorusuna “Adam arıyorum” diyen filozofun dediğinin dışında neler gelir aklınıza?

    Güneşi yaratan Allahın sözleri dururken kendi gibi insanların sözlerine boyun eğmede yarış yapan insanlara ne demeli?

    Kula kulluk yapanların kendi aralarında en saygınları, başkalarının beyninin salgıladıklarını en fazla bilen insanlardır.

    Bizi topraktan yaratan, yaratılış gayemizin kulluk olduğunu bildiren Rabbimiz, can taşıyan her insanın kulluk yapma ihtiyacı oluğuna işaret etmiş ve yalnız yaratana kulluk yapmamızı emretmiştir.

    Allaha kul olamayanların Allahın kullarına kulluk yaparak derin ve tehlikeli bir ayrılık çukuruna düştüğünü, hayvanlardan daha aşağıya indiğini haber vermiş, insanlık onurumuzu korumak için yaratanın kurallarına uymanın gereğine işaret etmiştir.

    Altı milyar insanı dünya gemisine alarak bineğimizin bir olduğunu bildirmiş, hepimizi dört mevsim limanlarına uğratarak her mevsimin tadına vardırmıştır.

    Dört mevsimin sebze ve meyveleri dört ayrı zamanda olduğundan ibadetle birbirimize bağlayan Allah, ticaretle de bizi birbirimize kaynaştırmıştır.

    Güneş, hava, toprak, su, Himalaya’nın tepesindeki kar tanesiyle, çöldeki kum tanesi birlikte hareket ederken biz hayat bulduğumuz gibi Afrika’daki zenciyle, Rusya’daki beyaz Rus’la, Amerika’daki Kızılderili ile biz, birliğimizi devam ettiririz.

    Irkların renkleri ayrı olsa da adamlıkta vahdet vardır.

    İnsanların hepsi topraktan yaratılmıştır.

    Ruhumuz topraktan yaratılmadığı için herkesin huyu, suyu, karakteri ayrıdır.

    Ruhu yaratanın kelamına uyulursa vahdet sağlanır.

    Tenleriyle ayrı ırk ve renkten meydana gelen insanların sözüne uyulursa insan sayısınca tefrika olur.

    Altın, bakır, gümüş, kömür ayrı değerde olsalar da aynı topraktan çıkarlar.

    Güneş tektir. Ay da tektir.

    İkisinin de doğulusu ve batılısı yoktur.

    Bunların varlığından, birliğinden ve yaratılmışların hepsinin faydalanmasından şikayet eden tek kişi yoktur.

    Bunlardan yararlanmakta birleşiyoruz da bunları yaratanın sözü etrafında birleşmekte neden ayrılığa düşüyoruz?

    Dünyada insanoğlunun bulduğu ateşin ışığını, mumun, idarenin, lambanın, lüksün, elektrik ampullerinin, sudan, kömürden, gazdan, rüzgârdan, güneş enerjisinden üretilen ışıkların tamamını toplasanız ve gündüz vakti güneşin ayakları altına atıverseniz bütün bu ışıklar güneş karşısında ne kadar etkili olabilirler ve ne kadar kendilerini gösterebilirler?

    Veya geceleri bizi aydınlatan elektrikleri güneş doğunca da kesmesek ne kadar farkında oluruz caddelerde bu lambaların yanmasından?

    İnsanların beyinlerinin ürettiği fikir kıvılcımlarından gönüllerimizi aydınlatanlar vardır.

    Binlerce yıl öncesinde söylenen ve hala ışık vermeye devam eden söz fenerleri düşünce ufuklarımızı aydınlatmaya devam ediyorlar.

    Hazreti Adem’den son insana kadar gelmiş ve gelecek bütün insanları, onların akıllarını yaratan Allahın sözü karşısında, dünyadaki bütün düşünen beyinlerin ürettiği fikir kıvılcımları mumun güneş karşısındaki ışığı gibidir.

    Küçücük odaya mumun ışığının yettiği gibi küçücük aklına kendisi gibi bir insanın fikir kıvılcımı yeterli olanlar da güneşten daha parlak kelamı istemezler.

    Hazreti Adem’e itiraz eden, Hakkın yolundan ayrılıp kendi hevasına göre hareket eden Kabil, ilk kanı akıtmış ve onun ardından yürüyenler de kan akıtmaya ve dünya insanının başını ağrıtmaya devam ediyorlar.

    Biz, onların da ufuklarının genişlemesi için rahmet olan ayetlerle aydınlatmaya devam edecek ve kendisi gibi insanların görüşlerine tapınmaktansa kendisini yaratana kul olmayı ve böylece birlik içine girmeyi anlatacağız.