ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    BASKICILAR YIKARKEN YIK




    “Baskı” deyince aklınıza ne gelir bilmiyorum.



    Kâğıt, kalem, kitapla meşgul olanlar derhal kitapların basıldığı matbaalar ve Tipo, Serigrafi, Ofset, Veb ofset, Düz ofset, Flesko, Tifdruk v.s gibi tekniklerle çizgi ve yazının sabitlenmesi akla gelebilir.



    Doğrudur o da baskı çeşididir.



    Özgürce dolaşan fikirlerin kâğıt üzerine hapsedilmesi halidir.



    Matbaa baskılarında herkes kendi fikirlerini kâğıt üzerine basıp çoğaltma hakkına sahipken benim burada anlatmaya çalışacağım baskıcılar yalnız kendi fikirlerinin yayılması için ağızlara kilit vuran, rüyalara bile müdahale eden baskıcılardırlar.



    Kendi sömürü alanını genişletmek ve meşrulaştırmak için kanlı elleriyle katran karası gönlündekileri küreselleştirmek için dünyanın her tarafında devlet başkanlarını baskı altında tutmaya, direnenleri şehirlerde ve dağlarda öldürmeye devam edenler baskıcılıklarını burayla sınırlı tutmamaktalar.



    11 Eylül 2001 den önce mangalda kül bırakmayan birçok mücahidimizin o günden bu güne kadar yazdıklarında ve konuştuklarında hiç kullanmadığı İslami ıstılahlar daha önceki zamanlarda ekmek teknesi idi.



    Değerli bir Profesörümüzün İnsan ilişkileri üzerine yazdığı kitabı dikkatle okudum ve kitabın içinde elli kadar ayet ve hadisi tespit ettim.



    Batılı ve doğulu düşünürlerin sözünü tırnak içine alıp başlık yaparken ayet ve hadisleri tırnak içine almadığı gibi ayet ve hadis kelimesi kitapta bir defa olsun geçmemekte.



    Aklı başında bir Profesörümüze bunun sebebini sordum.



    Dedi ki, “Bu sahanın en iyisi bu Profesördür. Televizyonlara program yapar, birçok kuruluşa danışmanlık yapar, büyük şirketlerin genel müdürlerine seminerler verir ve yüksek paralar alır.



    Eğer konuşmalarından birinde bir defa “Allah şöyle demiş, Peygamber böyle buyurmuş” dese onu silerler ve ancak Profesörlük maaşıyla geçinmeye mahkum ederler” demişti.



    Dün akşam haberlerinde dünyaca ünlü bir tıp Profesörümüz sıhhatli olmanın yollarını gösterirken sabahları Yoga yaptığını söyledi ve ayağa kalkarak önce bir müddet ayakta durduktan sonra dizlerine doğru eğildi, ellerini ayaklarına değdiremeyenlerin dizleri seviyesinde tutabileceğini anlattı sonra yüz üstü yere uzandı.



    Şimdi bu Profesörümüz Yoga mı yaptı yoksa Sabah namazını mı tarif etti.



    Kıyam, rüku ve secdeleri gösterdi.



    Veya o Profesörümüz, “Ben bu kadar söylerim siz anlayın, ben size namazı öneriyorum” mu dedi.



    Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da öldürülen insan aysısından daha fazladır insanlığı öldürülen insan sayısı.



    Çok satan bir gazetenin yıllarca Avrasya muhabiri olarak çalışan değerli bir dostum anlattı, Azerbaycanlı bir profesörümüz ona şöyle demiş: “Bizim komünistlik dönemimizde yazdıklarımızla bizi yargılamayın.



    O zaman ben dahil bir çoğumuz KGB ye çalıştık. Rusya, devlet olarak büyük bir ansiklopedi çıkarmaya karar verdi.



    Birkaç maddenin yanında “Namaz” maddesini de bana verdiler. Ansiklopedi basıldı, bütün Üniversitelerin, fakültelerin, bölümlerin kütüphanelerine, ilk ve orta öğretim okullarının kütüphanelerine ve her köye kadar Ansiklopedi ulaştırıldı.



    Ben “Namaz” maddesinin giriş cümlesini “Müslümanların batıl inanışlarından olan Namaz…” diyerek başladım ama o cümleden sonra gelen bütün bilgileri en doğru şekliyle yazdım ve Ansiklopedide basılmasını temin ettim. Ondan sonra namazı öğrenmek isteyenlerin her yerde bulunabilen en önemli ve en sağlam kaynağı o ansiklopedi oldu.



    İlk cümleyi okuduklarında benim sapıklığımı kabul ederek doğru bölümleri aldılar ve yollarına devam ettiler.”



    Yunus Emre:



    Çıktım erik dalına anda yedim üzümü” deyivermiş.



    Mekke’de sevgili peygamberimize ve ashabına her türlü baskı ve işkence uygulanmaya başlayınca, mü’minler arasında kenetlenme, çelikleşme başlarken, müşrikler arasında çözülme başlar. “Bu kadarı da fazla. Bu bizim yaptığımız insanlığa sığmaz” deyip o günün parlâmentosu olan “Dar-ün Nedve” de şiddetli tartışmalar başlar.



    İman ederek sevgili peygamberimizin yanında yer alırlar. Sahabeden öldürdükleri, şehit olur. Kalanları hicrete zorlarlar. Medine’ye hicret ederler. Medine halkının Müslüman olmasına sebep olurlar. Sonra o Medineli Müslümanlarla birlikte Mekke’yi fetih ederler.



    Baskıcılar, “Yıkacağız” derken yıkılırlar giderler.



    Rabbimiz buyurur: "Kötü tuzak sahibini yakalar" (Fatır süresi ayet 43)