ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    BAZI AJAN VE AJANSLARDA




    Evlerde televizyonun olmadığı, filmlerin sinemalarda izlendiği, evlerdeki banyolarda küvetin bulunmadığı ve şehir hamamında ter atıldığı günlerde şehrin bürokratlarından birine kanunsuz isteğini yaptıramayan zorbanın biri, bürokratın hanımının gittiği hamama kendi hanımını da gönderir.

    Uzaktan bürokrat hanımını izlemesini ve vücudunun nerelerinde ben var tespit etmesini ister.

    Tespit yapıldıktan sonra bürokratın hanımının onunla bununla oynaştığı haberlerini yayar ve kadının vücudunun nerelerinde ben varsa onları bile pis ağızlara sakız yapıverir.

    Pis haberleri duyan bürokrat, hanımına inanmaktadır ama kendisinin bile saymadığı benler hanımında hep vardır.

    Bunun üzerine tayinini ister ve o şehri terk eder.

    Allah, bu İslam milletini ajanların, ajansların iftirasından korusun.

    Gıybet etmek serçe eti yemek gibi tatlıdır ve hiçbir zaman karnınız doymaz.

    Sözün şehveti zina şehvetinden uzun sürelidir.

    Allah, bu milleti önce sözün şehvetinden, sonra zina şehvetinden korusun.

    Yapılan yanlışları temizlemek, domuz gribini temizlemekten daha önemlidir.

    Yanlışı yapan insanın tedavisi AİDS mikrobuna tutulmuştan daha öncelikli olmalıdır.

    Ancak bütün bunları yaparken yanlışı yapanın annesini, oğlunu, kızını, yakınlarını dile dolayarak, bir zamanlar yaptığı veya yaptı diye iftira edildiği olayları tekrar kötü kokulu işkembe fırınlarında ısıtıp ortalığa koku salmak günahların en büyüğüdür.

    Rabbimiz buyurur: “İffetli kadınlara (zina iftirası) atıp, sonra da dört şahit getir¬meyen¬lere seksen değnek vurun ve onların şahitliğini ebediyen kabul etme¬yin. İşte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Kurân-ı Kerim, Nur süresi ayet 4)

    “Filan adam dinimize, vatanımıza, milletimize düşmanlık yapıyor. Öyle ise onun eşini, çocuklarını, yakınlarını teşhir ederek yıpratalım” mantığı ahirette yanmamıza bu dünyada da başarısız kalmamıza sebep olur.

    Bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış birinin birkaç tane yanlış fetvasına kızınca yanlışıyla uğraşmak yerine “Ermeni dölü” diye manşet atanlarımız oldu.

    Sevgili peygamberimizin dilinden Mekke’li müşrikler, Medine’li Yahudiler veya Hıristiyan ileri gelenlerinin eşleri, çocukları, yakınları hakkında günahlarını teşhir edici tek söz yoktur.

    Hatta efendimizin sağlığında Yalancı peygamberliğe kalkan Müseyleme hakkında bile ailesiyle ilgili tek kelime kullanmamıştır.

    Efendimiz, her türlü düşmanla mücadele ederken Kurânın kurallarından milim dışarı çıkmamış ve başarılı olmuştur.

    Ajanların ve ajansların yaydığı bu haberleri duyunca “Vay beeee” demeden önce bu yayılan sözün isim bölümüne kendi adınızı yazınız ve öyle okuyunuz. Bakalım “Vay beeee” mi diyeceksiniz yoksa “Bunu yazanın, yayanın…..” mı diyeceksiniz.

    Sevgili peygamberimiz buyurmuş: “ Sizden biri, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçekten iman etmiş sayılmaz” (Buhari, Sahih, K.İman Bab 7)

    Denizler kadar geniş ruh dünyamızdan akan söz ırmağının kaynağı Rahman’ın rahmet damlalarıyla beslenirse o sözler gönüllerden gönüllere kelime şebekeleriyle sürekli akar ve düşman yürekler de bile bahar yelleri gibi değişim sağlar.

    Eğer söz ırmağına ajan ve ajasların şeytani vesvese karıştırılmış iftiraları bulaşırsa, zehir karışan ırmağın, balıkları ve diğer canlıları öldürdüğü gibi kirli söz ırmakları da insanlığımızı öldürür ve hayvanlığın alt derekelerine düşürür.

    Sözlerimizin özü gül yağı gibi olsun ama kelimelerimizde gül yaprağı gibi güzel olsun .

    Ülkeler arasındaki tel örgüler, mayın tarlaları, Çin seddi gibi duvarlar gül kokusunun sınırı aşmasına engel olamadığı gibi sözlerde sınır tanımazlar.

    Veba mikrobu taşıyan rüzgârlar gibi inkar, isyan, fuhuş, terör taşıyan sözlerden uzak durmalı ve onlara karşı Allah’ın kelamı ve Rasulünün hadisleriyle aşı olmalı.

    Ciğer paremiz olan çocuklarımıza sahip çıktığımız gibi bizim kimliğimiz olan sözlerimize de sahip çıkalım.

    Zor zamanlarda sözüne sahip olmayanlar, çocuğunu basın önüne bırakıp kaçanlar gibi olurlar.