ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    BUDALALIKLARIMIZI BUDAMA ZAMANI


     BUDALALIKLARIMIZI BUDAMA ZAMANI

    20/02/2020

    Mahmut Toptaş

    Baharın ayak sesleri duyulmaya başladı.

    Bazı yerlerde iki metreye varan karlar altında kalsalar da, bazı yerlerde buzlarla donsalar da, kış boyu güneş yüzü görmeseler de baharın yüzü gülünce her şey unutuldu.

    Toprak altında kış boyu uyuyan güzeller, kabuklarından çıkmaya başladığı gibi dünya üzerinde kafirlerin her türlü hileleri, baskıları, dalavereleri, entrikaları altında sıkıntılı günler geçirseler de bu günlerde baskılarının şiddetinin artmasından anlıyoruz ki dünyanın her tarafında yükseler değerin İslam olduğunu görmüşler ki baskılarının en sonunu tüketiyorlar.

    Baskıları, yakmaları, yıkmaları bizim uyanmamıza, göçler nedeniyle henüz İslam’ın ulaşmadığı yerlere ulaşmaıza katkıda bulunuyorlar.

    Çöl fırtınalarının, Karayellerin, Poyrazların.. kasırgaya dönüşmesiyle çekirdeklerin ve danelerin uzak diyarlara taşınıp oralarda kök salması gibi bir şey bu.

    Budalalar. Hiç Allah’ın yaktığı nuru sizin söndürmeniz mümkin olur mu?

    Güneşi söndüremeyenler, Allahın nuru olan İslamı söndürmeye açlışarak kendilerini yoruyorlar ve dünyanın başını ağrıtıyorlar.

    Bir gün eglir, güneşin de ışığı söner ama İslam’ın nuru Müslümanları ahirette de aydınlatmaya devam edecektir.

    Topraktaki hareketlenmeyi çiftçi görmeye ve de hazırlık yapmaya başladı.

    Biz, geçim derdimizle ağaçlarımızı, bağlarımızı, bahçelerimizi sürmeye, sulamaya, budamaya başladığımız gibi kendimiz de gaflet uykusundan uyanmaya, yapmamız gerekenleri yapmaya, yapmamamız gerekenleri de terk etmeye başlayalım.

    Bitkilerin ve ağaçların güz mevsiminde öldüğünü, kış boyu kabir hayatı sayılan toprak altında kaldığını, İsrafil’in Suru gibi ılık havaların esmesiyle ölü toprakların dirildiğini ve dünya mahşerine gelmeye başladığını gördük.

    Bizim de ölümümüz, kabirde kalışımız ve mahşerimiz olacak.

    Bu dünyada yaptıklarımızı en küçüğünden en büyüğüne kadar her şey önümüze sunulacak.

    Onun için içimizin dışta görüleceği o gün, mahcup olmamak, Cehenneme sevk olunanların arasına katılmamak için kendimizi temizlemeye, hatalarımızı budamaya, yanlışlarımızı doğrultmaya dikkat edelim.

    Yanlış arkadaş seçiminden bizde meydana gelen kötü kokulardan arınmalıyız.

    Ağaçların, üzüm çubuklarının, kuruyan, çürüyen, hastalık kapan kollarının budandığı gibi biz de arkadaşlardan bulaşan kötü alışkanlıkları kendimizden budamamız gerekir.

    Yalnız kendimizdeki kötü hallerimizi temizlemek yetmez.

    Bize bu hastalıkları bulaştıran arkadaşlarımızı da temizlememiz lazım.

    Bu temizliği yaparken, suyun ağaca tırmanışı, onu diriltişi ve hastalıklarını da iyileştirişi gibi yapmalıyız.

    Yanlış kitaplardan, yanlış öğreticilerden edindiğimiz yanlışlar da bizim çürük, urlu, hastalıklı yanlarımızdır, onları da budamamız gerekir.

    Bu budama işini gül ağacı budar gibi yapalım.

    Ülkelere biyolojik hastalıklar bulaştırarak savaş açanlara nasıl karşılık veriyorsak, aynen kendi imanımıza, insanlığın imanına saldırı düzenleyenlere de karşı durmamız, inkar hastalığına tutulanlara da doktor hassasiyeti içinde kendimizi de karantinaya alarak bu inkar mikrobunu temizlememiz ve insanlık ailesini koruyucu tedbirlerle inkarın bulaşmasını engellemek için gözünü budaktan sakınmayan mücahitlere ihtiyaç var.

    Onu da başkalarına bakarak acaba kimler bu görevi yapacak diye sağa sola bakmaya gerek yok.

    Bu kutsal görev, hava almamız, yemek yememiz, su içmemiz gibi bizim kendi gıdamızdır.

    “Başkaları nefes alırsa ben de alırım” diyenimiz var mı?