ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    CUMA NAMAZI VE TOPLUMSAL HAREKAT


    CUMA NAMAZI VE TOPLUMSAL HAREKAT

    08/01/2021

    Mahmut Toptaş

    1960 ile 1980 yılları arasında şehirde komünistliğin merkezi, bir terzi dükkanı imiş.

    En etkin bir komünist, bana “Beni komünist yapan İzmir Üniversitesi değil, bu terzidir” demişti.

    Şehrin bütün dükkan, büro, muayenehane, işyerlerini teker teker sırayı atlamandan gezerken sıra terziye de geldi ve ben ona Cuma namazını anlatıverdim ve ilk Cuma namazına beraber gittik ve ölünceye kadar da devam etti.

    İyi niyetli mealci kardeşlerim, sizi seviyorum. Önce meali okuyalım:

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    Ey iman edenler, Cuma  günü namaz için çağrıldığınızda hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız bu sizin için daha hayırlıdır.

    فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

    Namaz kılındığı zaman yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan (rızkından) arayın. Allah'ı çok zikredin ki, kurtuluşa erebilesiniz.

    وَإِذَا رَأَوْا تِجَارَةً أَوْ لَهْوًا انْفَضُّوا إِلَيْهَا وَتَرَكُوكَ قَائِمًا قُلْ مَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ مِنَ اللَّهْوِ وَمِنَ التِّجَارَةِ وَاللَّهُ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

    Bir ticaret veya eğlence gördüklerinde hemen ona fırladılar ve seni ayaküstü bıraktılar. De ki: Allah katındakiler, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızk verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma süresi ayet 62/9-11)

    Cuma günü ezan, "Allah'ü ekber" dediği andan itibaren satışı durdu­runuz. Ezana beş dakika kala hazırlığınızı yapınız. Bizim insanımız an­layışlıdır. Cuma günü dükkanımıza gelip cuma vaktinde kapalı bulursa, cuma namazından sonra yine sizin dükkanınıza gelecektir. Bunun tatbi­katı çok görülmüştür. Rızık endişesi ile kapatmayanlar aslında kaybet­mektedirler.

    Bunun farkına da varmazlar. Ben bir örnek vereyim; "Bir dükkana gi­riyorum, oradan bir takım şeyler alacağım. Dükkana gelmiş bir dilenciye dükkan sahibi para vermiyor. Vermemesi bir tarafa, hakaret de ediyor. Dilenci de üzülerek gidiyor. Şahsen ben de o günden sonra o dükkandan alışveriş yapmıyorum."

    O insanın para isteyen dilenciye muamelesi beni rahatsız ettiğinden dolayı ben de o dükkandan alışveriş yapmıyorum. Fakat benim bu ne­denle alış-veriş yapmadığımı o da bilmez.

    Bunun örneği hayatımızda çok olur. Rızık için çalışacağız ama helalından olmasına çalışacağız. Ezan okunduğu andan itibaren kendisine namaz farz olanların yaptığı alışverişlerin haram olduğunu bildirir bu ayetin tefsirleri. Onun için haram lokma yememeye de dikkat edeceğiz.

    "Eğer siz bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır." Ancak hayrın ne yönde olduğu konusunda bir açıklama yoktur. Bu dünyada hayırlı olabi­lir. Rızık yönüyle de hayırlı olabilir. Ahirette zaten hayırlı olacaktır.

    Fakihlerimiz ayetteki "Çağrıldığında" ifadesinden izni âm'ı yani İslam’a göre yöneten dev­let başkanının izninin gerekli olduğunu,

    Mecliste ve Resmi gazetede devletin kararları duyurulur.

    Cuma günü hutbeleri de İslam kukunun kararlarını bütün halka duyurduğundan yüz yıldır İslam’a göre yönetilmememize rağmen hala halkımızın “Şeriatın kestiği parmak, meşruiyyet..” gibi kelimelerle o hutbelerden öğrendiklerinin dilini kullanırlar.

    Cuma hutbeleri, bütün Müslümanların hukuk bilgilerini duydukları, öğrendikleri ve zikir saydıkları ibadet şeklidir.

    Şimdi ise bu kanunları yalnız Hakimler, savcılar ve avukatlar bilecek halkın bilmesine gerek yokmuş gibi uygulanır.

    "Koşunuz" emri çoğul olduğundan, çoğul da üçle başladığından, en az üç cemaat olması gerektiğini,

    "Alışverişi bırakın" emrinden cuma namazı kılınan yerin şehir veya şehir gibi olan yerler olması gerektiğini,

    “Ko­şun" emrinden özürlülere cumanın farz olmadığını anlamışlar. Hadisler de bu anlamı kolaylaştırmış ve bizi yönlendirmiş.

    “Namaz kılındığı zaman yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan (rızkından) arayın. Allah'ı çok zikredin ki, kurtuluşa erebilesiniz.”

    Cum'a namazını kıldıktan sonra dağılınız ve Allah'ın lütfü kereminden de aramaya devam ediniz. Dinimizde; "Cuma günü mü'minler için bayramdır" sözü doğrudur. Ama bu bayram sözü çalışmamayı gerektirmiyor.

    Bir gün istirahat yapılması gerekiyorsa mü'minler bunun için 'cuma' gününü tercih ederler. Ama Cuma günü tatil olacak, çalışılmayacak, yan gelip yatılacak diye bir kural da dinimizde yoktur.

    Allah'ı çokça zikrediniz ki, kurtuluşa eresiniz. Kurtuluşa ermek zikretmekten geçmektedir. Allah'ı zikretmek;

    1-Allah, Allah, Sübhanellah, el-Hamdü lillah, Lailahe İllallah.. demektir

    2-Farz namazlardan sonra nafile namazlar da kılmak bir zikirdir.

    3- Kur'an-ı Kerim okumaktır.

    4-Ticaretinizi İslami kurallara göre yapmanızdır zikirdir.

    5-İnsanlarla ilişkilerinizi İslam'i kurallar üzerine kurmanız da bir zi­kirdir.

    6- Bir günahı işlemeye nefsiniz yöneldiğinde Allah’ın yasağını hatırlamanız ve vazgeçmeniz zikirdir.

    7- Cuma namazına “Zikr” demiştir. Sevgili peygamberimiz o zikrin iki rekatlı namazını kıldırarak bize yol göstermiştir.

    8- İslam'a göre yaşayan bir insanın uykusu zikir olduğuna göre 24 saati 365 günü zikir halidir.

    “Bir ticaret veya eğlence gördüklerinde hemen ona fırladılar ve seni ayaküstü bıraktılar. Deki; "Allah katındaki, eğlenceden ve tica­retten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.

    Olay şöyle; Sevgili peygamberimiz (s.a.v.) Medine'de camide Cuma namazında hutbe okumak üzere minberde ashabına Allah kelamından bir şeyler anlatırken; davul sesi gelir. Caminin içindeki sahabe anlarlar ki, Şam'dan geri dönen ticaret kervanı Medine'ye girmiştir. Davul onun için çalmaktadır.

    Dıhyet'ül-Kelebi (R.A) büyük bir ticaret kervânıyla Şam'dan dönmüştür. Medine'de bir kıtlık var, açlık var.

    Kervanın döndüğü haberi davulla bildirilince, Mescidü'n-Nebevi de olan o sahabe derhal dışarıya çıkarlar.

    Biz bunu şöyle düşünelim. Sahabe hayatını Kur'an'a göre düzenliyor. Bu konuda bir uyarı gelme­miş. Hutbenin nasıl dinlenileceği uygulaması gelmemiş daha.

    Bu ayet nazil oluyor. Bu yapılan işin yanlış olduğu bildirilmiş, sahabe de bir daha yapmamış.

    Mescidü'n-Nebevi'de 12 erkek 1 kadın kaldı diyorlar. Peygamber efendimiz bunlara hutbe irad etti. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.

    Bazıları, her şeyi Kur'an'dan aradıklarını, bulamadıklarından inkar et­tiklerini söylerler.

    Halbuki Kur'an'da olan bir çok şeyi kendi bilgisizlik­leri sebebiyle bulamazlar.

    Abdullah b. Mesud'a; "Peygamber efendimiz hutbeyi ayakta mı okurdu, yoksa oturarak mı okurdu?" diye soruldu­ğunda bu ayeti okumuştur.

    Bu ayet bizi ne ilgilendirir?

    Tarihi bir olayı nakletmek üzere mi indi­rildi? Hayır. Günümüzde de biz bunu şöyle anlıyoruz; bu güne kadar bir çok insan tanıdım. Çok samimi insanlardı bunlar.

    İslam için her şeyi vermeye ve yapmaya hazırdılar gençlik yıllarında.

    Ama belirli yaştan sonra paranın içine öylesine girdiler ki, İslami mücadele veren diğer arkadaşlarıyla görüşemez, konuşamaz, telefonla bile irtibatlaşamaz hale geldiler.

    Ticareti görünce, arkadaşlarını ayak üzeri bırakıverdiler.

    İşte bu Ayet-i Kerime de kıyamete kadar bize bunu her Cuma günü namaz öncesi verilen hutbe hatırlatıveriyor.

    Deki, Allah katında olanlar, oyundan da, ticaretten de daha hayırlıdır. Rızık verenlerin en hayırlısı Allah (c.c)tır. Siz O'nun kurallarına riayet edin, en güzel en helalinden rızıkları Allah (c.c.) size nasib edecektir inşallah.