ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    DERT ALTINDA DERMAN YAT


    Başınıza ne gelirse gelsin hiçbir zaman kötümser olmayın. Gül, dkenler arasından gelir. Kolaylık, zorluğun arkasından gelir, gündüz, gecenin ardından gelir. Yokuşun ardından iniş gelir.

    Cuma günleri, İzmir’den gelerek benim Cuma vaazlarıma katılıp İzmir’e geri dönen, On iki Eylül öncesi hızlı solcu olan, Bakanlık ihaleleri alan ve On iki Eylülden sonra Bakana rüşvet vermekten içeri alınan büyük bir müteahhit, “Allah askerlerden razı olsun. Bizi içeri aldılar. Koğuşta bir de hoca vardı. O ne yaptı etti bizi İslâmi çizgiye çekti. Asker-hoca işbirliğiyle biz, haramdan ve yanlış yoldan kurtulduk” demişti.

    Şimdi bürokrasinin tepelerinde görev yapan bir zat, “Bayan Çiller’in Başbakanlığı döneminde bir yıllığına İngiletereye gönderilen Kaymakam adaylarından elli ikisi beş vakit namazlı idi. Dört tanesi yalnız Cuma namazı kılardı. Bir tanesi hiç kılmazdı. İngilizleri gördükten sonra o hiç namaz kılmayan bir kişi bizi Teheccüd namazına kaldırmaya başladı” demişti.

    Aron Kohen, Yahudiler arasında saygın bir aileden geldiği gibi Yahudi din adamlığında da baş duahanlık makamına erişir. Bayan Flori hanımla göz göze gelip sevda serine aşk çiçeği açtırınca baçındaki çiçek onun belası olur.

    Kohen ailesinden gelen birinin daha aşağı kabileden gelen biriyle evlenemeyeceği kendisine söylenir.

    Gönül ferman dinlemez ve evlenirler. Bayan Flori Fransızca öğretmenliğinden olur, Aron da Duahanlıktan olur.

    İstanbul’un hiçbir okulunda Flori’ye iş verilmez. Duahana da Sinagoglarda yer verilmez.

    Yahudilerin ana yurdu kabul edilen İsrail’e giderler. Orada dokuz ay açlık talimi yaptırılır. Tekrar Türkiye’ye dönerler ve ikisi birlikte Beyoğlu Müftisi Recai Albayrak beyefendinin huzurunda Kelime-i şehadet getirerek Müslüman olurlar.

    07/08/2008/ tarihli makalemde Ege denizi kenarında bir köyde İslami hizmetlerde öncülük yapan bir kadının hikayesini anlatmıştım.

    Yunanlı denize dökülünce eski Rumlar da kaçmaya başlarlar.

    İki Rum aile gece vakti bir sandala altınlarını ve çocuklarını alırlar ve Midilliye doğru kürek çekerler.

    Dalgalar kabarınca sandalın batmasından korkarlar ve sahile geri dönerler. Sahilde altınlarına ve erkek çocuklarına kıyamayan bu iki aile iki kızı sahilde bırakıp kaçarlar.

    O iki kız aylarca dağlarda gizlenirler. Sonunda denize kulaç atarak açılmayı ve Midilli yolunda ölmeyi kararlaştırırlar.

    İki kız kulaç atarken biri ölür, öbürü geri döner. Tek başına dağlarda dolaşırken bir avcı onu bulur. Onu himayesine alır. Kızı gibi ona bakar ve büyütür. O kız sonunda Müslüman olur. Evlenir. Çocukları ve torunları o bölgede en iyi dini hizmet vermeye hala devam ediyorlar.

    Buyurun, Midilliye geçen oğlan çocuğu mu yoksa sahilde bırakılan kız mı daha şanslı?

    Sonu gelmez senelerde cennette yaşamak varken cehennemi seçme akıl işi değil.

    Hz. Aişe validemizden gelen bir rivayette kafir insanlar elinde köle olan zenci bir kadının anlattığına göre evin çocuğunun boynundaki incili gerdanlık kaybolunca zenci köleye “Sen aldın” diyerek baskı yaparlar ve bacak arası dahil her yerini ararlar. Daha sonra kapıp kaçan karga gerdanlığı geri getirince kabiledekiler hatalarını anlarlar ve zenci köle kadını serbest bırakırlar.

    O da Medine’ye gelir Müslüman olur. Sevgili peygamberimiz, onun için Mescide bir çdır kurar ve onun içinde kalır. O kadın sahabe Hz. Aişe’nin yanına her gelişinde “Gerdanlık olayı Rabbimizin şaşılacak olaylarındandır. Karganın gerdanlığı çaldığı o olay beni hem kâfirlerin elinden kurtardı, hemde Müslüman olmamla cehennemden kurtardı” şiirini okurmuş. (Buhari, sahih, Ebvab-ül mesacid, bab 5, hadis no 458, Fezail-üs sahabe bab 56, hadis no 3623)

    Fazla söze ne hacet, Rabbimiz en doğrusunu söylüyor:

    “Olur ki, hoşu¬nuza gitme¬yen şey sizin için hayır¬dır ve yine olur ki, sevdiği¬niz şey sizin için şer olur. Allah bilir, siz bil¬mezsiniz.” (Bakara süresi ayet 216)

    İsterseniz bu ayetin tefsirini benim eserim olan “ŞİFA TEFSİRİ”nden bir okuyuverin.

    İsteme telefonu (0212) 5111085 Cantaş yayınevi