ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    DESPOT KALIPLAYICILAR


    Kişinin kendine kendinden daha büyük düşman bulması mümkin değildir.

    Geçici çıkarları için aldığı bencil kararları önünde gelecek onlarca yılda kendisine zarar olarak döner.

    Geçici çıkarları için tabiatı tahrip edenler, sel felaketleriyle, kıtlıklarla toprak kaymalarıyla zararını görür.

    Çocuğunu kendisi gibi yetiştirmeye çalışanlar, “Ben okuyamadım ama sen oku, filan gibi ol” diyenler, yani oğlu veya kızını beğendiği birine benzetmeye çalışanlar, yumşak huylu sert tekmeli gibidirler ve severek kendi çocuğuna düşmanlık yaparlar.

    Altı milyar insanın parmak çizgileri nasıl farklı ise karakter çizgileri, gönül sayfaları da farklıdırlar.

    O çocuklar, yönlendirilmeden tabiata bakabilseler, beş duyu yoluyla gönül sayfasına aksedenler altı milyardan farklı ama altı milyara ve tabiata ters değilidir.

    Bizim kendi küçük dünyalarımızı beğenip ondan tuğla kalıbı gibi kalıplar yapıp gelecek nesilleri de o kalıba dökme yanlışlarımızdır şu anda dünyadaki rahatsızlık duyduğumuz olaylar, bizim kalıpladığımız insanların ürünüdür.

    İnsanlara tek tip elbise, şapka giyme ve giyme şekli, sakalsız bıyıksız insanlar, kıravat ve şekli, başı açık ve açıklık şekli, başörtüsü iğneli mi iğnesiz mi, başörtüsü mü, bone mi?

    Hatta bazı gurupların saç tıraş şekilleriyle bilinmeleri.

    İslami eğitimden mahrum yetişen İslamcı guruplar da aynı yanlışa düşerler.

    Çünkü onlar hayallerindeki İslamı severler ve onu isterler.

    Halbuki hayallerinin sınırları, o karşı oldukları eğitim tarafından çizilmiştir de onlar farkında değiller.

    Mesela, köyün muhtarı, şehrin kaymakamı veya valisi okula müdür tayin edilmesi için halkı seçime davet etse ve o halk dilediğine oy verse, sonunda en fazla oyu alan müdür olsa herkes buna karşı çıkar.

    Okuma yazma bilmeyen adam oy çokluğuyla müdür olamaz kanaatindedirler.

    Otobüse şoför atamasında oylamaya müracaat etmezler ehliyete müracaat ederler.

    Bir çuval patatesin kilosunu halkın oyuna sunmazlar, teraziye havale ederler.

    Bir otobüs insanın hayatını parmak ucunda idareye karşı çıkanlar, ehliyet isterler ama altı milyarın hayatı söz konusu olduğunda parmak ucuna önem verirler.

    Parmak sayısı fazla olan teklif kanun olur.

    İtiraz eden yüksek mahkemeye gider ve onlar da bir oy fazlasıyla evet veya hayır olur ve iş döner dolaşır tek kişi saltanatına.

    O tek kişinin parmağında oynatılan eğitimde tek kişi istediklerinin puanını yükseltebilir, istediğinin puanını eksiltebilir.

    O tek kişinin parmağı bir gün,yüz metre koşu yarışlarında köylü çocukları on metre geriden yarışa katılacaklar derse şaşmamalı.

    İbrahim Aleyhisselamı ateşe atanlar demokratik kurallara uyarak ateşe atmışlardı.

    Zamanın hakimleri ateşte yakma kararı aldılar.

    Halk bu kararı çılgınca alkışladılar ve evlerindeki odunları zevkle meydan yerine taşıdılar.

    Rabbimiz sevgili Peygamberimizin şahsında bizi uyarıyor: “Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan sapıtırlar. Onlar ancak zanna uyarlar. Onlar ancak yalan söylerler.” (En’am 116)

    Suyun iki hidrojen bir oksijenden meydana gelip gelmediğini “Halka soralım, referandum yapalım” demediğimiz gibi Rabbimizin bize bildirdiği doğrular ve yanlışlarda tabiat kanunları gibi kesinlik kazandığından oylamaya gidilmez.

    “Allah bir midir, üç müdür?” diye bir oylama yapılsa Hıristiyan ülkelerde biz kaybederiz.

    “Fuhuş yasaklanmalı mı, serbest mi edilmeli?” diye oylama yapılsa batı ülkelerinde kaybederiz Türkiye’de de kaybettik. Çünkü eskiden İslamcı kardeşlerimiz, zinayı suç olmaktan çıkarıverdiler.

    Neden?

    Çünkü batı değerlerine göre kalıplanmayı kabul ettiler.