ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    DURMAK YOK


    DURMAK YOK

    Dünyanın hiç bir yerinde, hiç bir Müslümanın kaybetme diye bir sorunu yoktur.

    Rabbin rızasına kilitlenen bir Müslüman, Rabbinin, “Cennete doğru koşunuz” (Hadid süresi ayet 21, Al’i Imran süresi ayet 133) emrine uyarak yola çıkmıştır.

    Dünün hizmeti sevabıyla günahıyla dünün hanesine yazılır.

    Biz, Amel Defterimize yazılanlarla kazanır veya kaybederiz.

    Kandilimiz Kur’an’ımız.

    Önder ve örneğimiz Hazreti Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem.

    Göğsümüz Allah’a imanla dopdolu.

    Yeri göğü yaratan, çiçekleri donatan Allah’a gönül veren insanın gönlü, bütün insanlığı ve diğer yaratıkları kucaklayacak kadar geniş olur. Olmalıdır.

    Altı milyar insan ona kinle baksa o din ile bakmayı bilir.

    Her biri ayrı tuzak kursa gönlüne keder gelmez, üzülmez.

    Allah’ı dost eden, düşmanın hilelerinden korkmaz.

    “Kadere iman eden kederden emin olur.”

    “Keşke....” demez. Geçmişte yapılan yanlışlardan dolayı hüzne kapılarak içine kapanmaz.

    Gelecekte yine bugünler için “keşke...” dememek için gayret gösterir.

    “Geçen geçmiştir” ayetini tekrarlar ve günlerini boşa geçirmemeye çalışır.

    Gam yükünü, günah yükünü, imansızların maddi manevi baskılarını “Allah var, keder yok”, “Hasbünallah ve ni’mel vekil” haplarıyla üzerinden atar.

    Bir anda milyarlar kazansa gönül grafiğinin ibresi yukarı doğru yükselmez.

    Milyarlar kaybetse gönül grafiğinin ibresi aşağı doğru düşmez.

    Her iki halde de düzenli hareket eder.

    Dünyanın bütün ajanları, mafya babaları, kiralık katilleri, üzerine gelse hepsinin gücünün toplamı Rabbinin kudreti karşısında sinek pisliği kadar yer tutmayacağını bildiğinden, gönlünde boş yer olmadığından korkuya kapılmaz.

    Öldürseler ten kafesinden kurtulur.

    Kafesten kurtulan bülbül gibi sevinir.

    Malına el koysalar “imtihan sorularımı azalttılar” diye sevinir.

    Dövseler “günahlarımı çırparak döküyorlar” diye sevinir.

    O, bütün hücreleriyle, benliğiyle Rabbinin rızasına kilitlenir.

    “Karıncanın gönlünü kazanırsam Süleyman’a (a.s) layık olurum,

    Bir köpeğe su verirsem Ashabı Kehfe arkadaş olurum.

    Bir deveye yem verirsem Salih aleyhisselamla beraber olurum.

    Bir kediyi okşarsam Ebu Hüreyre (R.A) ile olurum.

    Bütün insanlara Rabbimin rahmeti olan ayetleri rahmet gibi yağdırır gönüllerinde iman çiçekleri açtırırsam peygamberime komşu olurum” diye her adımı atışında, her bakışında Rabbine rağbet eder.

    Hiçbir zorluk onu yolundan alıkoyamaz.

    Yolu denize uğrasa Musa aleyhisselam gibi geçer.

    Hapse uğrasa Yusuf aleyhisselam gibi orayı medreseye çevirir.

    Ateşe atsalar İbrahim  aleyhisselamın gülistanına dönüşür.

    Her bir zorluk için iki kolaylık olduğunu bilir.

    Olayların zor tarafını kolaya çevirir.

    Gözünün önüne olumsuzlukları dikmez.

    Gönlü hep olumlu ve kolaylıklar sergiler.

    İşini bitirirse ibadete kalkar.

    İbadetini bitirirse Kur’an okumaya geçer.

    Kur’an’dan okuyacağını bitirince kendi alanıyla ilgili eserleri takip eder.

    Onu bitirince dost yüzünü görmeye gider, yakınları ziyaret eder, yani yorulmaz.

    Bir işten yorulursa bir başka işe girişerek dinlenir.

    Seksen yıllık ömrünü Kur’an’a hizmetle geçiren Mahmut Bayram hoca efendi anlatmıştı;

    Hocaları Hüsrev Efendinin kızı öldüğü gün yanlarına kitap almadan gitmişler. Hoca efendi “Kızımı kadınlar yıkıyor. Biz boş durmayalım. Kitabınızı getirmemişsiniz ama benim kitaptan takip edelim” demiş ve ders o gün de okunmuş.

    Hiçbir durumda, ortamda, yoldan kalmak yok, geri adım yok.

    Rabbimiz buyurur: ”Bir işi bitirince hemen (başka işe) sarıl ve ancak Rabbine rağbet et.” (İnşirah süresi ayet 7.8)