ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    HACI VE PEZEVENK


     HACI VE PEZEVENK

    17/07/2020

    Mahmut Toptaş

    Otuz sekiz yıl önce, Hacı, 22 yaşında, asker dönüşü, İstanbul’a para kazanıp memlekete dönüp anne ve babasına bakmak içi gelmiş.

    Gelmiş ama dönememiş.

    Anne ve babasını da getirmiş.

    Çalıştığı işyerinde işin püf noktalarını da öğrenince küçük bir atölyede kendi adına çalışmaya başlamış.

    İş artınca bir işçi bulmuş. Her sipariş artışında işçi ve makine artışını da çoğaltmış.

    İşi genişletmiş, çocuklar büyümüş, işin başına geçmişler ve babalarını gönlüne göre yaşaması için gerekli şartları oluşturmuşlar.

    Yazın Akdeniz kenarında bir şehirde tek katlı, bahçeli bir evde yaşamasını, kışın İstanbul’a dönmesini sağlamışlar.

    Kasım ayı gelip, İstanbul’a dönüş hazırlıklarını yaparlarken, öğle namazında camiden çıkarken bir adam yolunu keser ve biraz konuşmak istediğini söyler.

    Bir kahvehanede baş başa görüşürlerken adam, “Hacı ağabey, kenar mahallede bir gariban işçimiz, beş vakit namazlı, çalışkan bir adamdı. Asgari ücretle çalışırdı. Bir gün Hac ve Umreden bahsedilirken, derin derin iç geçirdiğini gören bir komşumuz, ona izine ne zaman ayrılacaksın?” dedi.

    O da “Ağustos’ta” diye cevap verince, “Al şu parayı pasaportunu çıkar ve filan şirkete git kaydını yaptır” dedi.

    Ekim ayında gariban işçi uçarcasına Umreye gitti ama Mekke’de Ka’be’nin karşısında ibadet yaparken kalpten öldüğü haberi geldi.

    İki aylık ev kirası ödenmedi. İki kızı ve hanımı çaresiz kaldı. Siz de İstanbul’a dönüyorsunuz, Mayıs ayında geleceksiniz. Nisan sonuna kadar sizin evde kalsalar ondan sonrasına Allah kerim” der.

    Hacı da hiç düşünmeden, haydi getir, anahtarları teslim edeyim” der.

    Adam, “Yarın öğle üzeri getiririm” diyerek ayrılır.

    İkinci gün öğle sonrası tam tesettürlü üç hanımla hacının evine gelirler.

    Hacı, anahtarları teslim eder ve biraz da para vererek İstanbul’a döner.

    Aradan birkaç ay geçince cami imamı, hacının evinin fuhuş evi olarak kullanıldığını öğrenir.

    Haberin doğruluğunu teyit edince hacıya telefonla haber verir.

    Hacı hemen uçağa atlar ve evine gelince açık-seçik dolaşan kadınların yüzü kızarır. Ne yapacaklarını, nasıl açıklayacaklarını kafalarından geçirirken……

    -Çok değerli okurlarım, şimdi siz burada durunuz ve o hacı siz olsaydınız ne yapardınız düşünün.

    Acele etmeyiniz, yazının sonunu okumadan siz yapacağınızı kendinize söyleyiniz-

    Hacı, o üç kadına:

    “Üçünüz de gelin ve oturun” der, otururlar.

    “Geçmişiniz hiçbir zaman konuşulmayacak,

    Sizler kabul ederseniz bundan sonra benim çocuklarım sayılırsınız.

    Sigortalarınız yapılacak,

    Her sene belirlenen asgari ücretin iki katı, aylık hesabınıza bu aydan itibaren yatırılacak.

    Bu semtte kalamazsınız. Adınız çıkmış.

    İstanbul’a taşınacaksınız.

    Orada kızların yatılı kaldığı ve Kur’an okumasını öğrendiği bir yurtta kalacaksınız.

    Bir yıl sonra isterseniz benim işyerimde, isterseniz bulduğunuz bir işte çalışabilirsiniz.

    Anlaşabildiğiniz biriyle evlenmek istediğinizde, düğün masrafları da benden” der ve onlar da razı olurlar ve İstanbul’a dönerler.

    Hacı, o sahtekar, kadın pazarlayan pezevenkle yüz yüze gelmez ama pezevenk, hacının merhametini görünce, paranın kokusunu da alınca, koşarak gelir ve “sermayesinin İstanbul’a taşınmasıyla o şehirde işinin zor olacağını, kendisine de bir iyilik yapması gerektiğini” ağlayarak anlatır.

    Hacı, pezevenge, “Sen de bir sene bu cami imamına devam edeceksin.

    İlmihal bilgilerini öğreneceksin.

    İmam, senin temizlendiğini bana haber verirse, sana da yardım edeceğim” der.

    Pezevengin haberi yokken o şehirde bir dükkan satın alır ve içerisini dekore ettirir.

    Bir sene sonra pezevengin düzeldiği haberi gelince o dükkana onu yerleştirir.

    “Kira ödemeyeceksin. Burada yalnız bizim ürettiğimiz malları satacaksın.

    Mallarımızın parasını göndereceksin, kârı senin olacak.

    Evini rahat bir şekilde geçindirdikten sonra, geri kalanı bu şehirde hayır işlerinde harcayacaksın” der ve İstanbul’a döner.

    Niyet iyi olunca, işler de yolunda gider.