ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    KAZA NAMAZI OLMAYAN AVR


    Bir ev parası kazanıp geri geleceklerdi, gelemediler.

    Baba ve annelerini boz eşeğin sırtından indirip Mercedes’e bindirdiler.

    Köyün kenarındaki yıkık mezarlığı tamir ettiler.

    “Müsafir işçi” likten vatandaşlığa geçtiler.

    İlleri ilimize, dilleri dilimize benzemeyen insanlar arasında tek sığınak yerleri camiler oldu.

    Ülkesinde kiracıyken Avrupa’da ev sahibi oldular.

    Türkiye’de iken Cumadan cumaya namaz kılarlarken Avrupada beş vakit namaza nafile namazlar eklediler.

    Batının ciğer filmini gördükten sonra eşimiz ve çocuklarımız bunlara benzemesin diye Milli Görüş hareketine katıldılar.

    Türkler, asimile olsunlar, batılıya benzesinler diye yıllarca sağcı hükümetler Avrupa’ya din hocası göndermemekte ısrar etti.

    Baktılar ki, batının iç yüzünü görenler Milli görüş hareketine katılıyorlar, onları engellemek için Diyanete emir verip hocalar gönderdiler.

    Diyanet hocalarına diğer camileri izleme ve rapor etme görevleri verdiler.

    Ama yanıldıkları bir yer vardı.

    Her iki caminin hocası da aynı yerden eğitim almıştı.

    İmam bildiğini okudu.

    Ve bütün camilerden tek ses yükseldi: “Allahü Ekber”

    Hatta 22.01.2005 tarihli gazetelerin haberine göre Avusturya’da Eurovision şarkı yarışmasında ön elemeleri geçen Alf Poier’in şarkı sözlerinde:

    “İyi eski Avrupa ölüyor

    İyi eski Avrupa ölmüş

    Muhammed’in Müezzinleri Vatikan’da ezan okuyacak” mısraları varmış.

    Bir tane işçimiz Hıristiyan olmadı ama bütün Avrupa’da evlenme nedeninin dışında kendi isteğiyle Müslüman olanların sayısı 500 bini aştığı yazıldı ve söylendi.

    Bir kısmı Heim’lerden lüks apartmanlara, villalara taşındılar.

    Bir kısmı hala getto gibi olan ve genelde yabancıların yaşadığı belediye evlerinde yaşarlar.

    Helal gıdalarını camiler bünyesindeki küçük marketlerden temin ederken sevdikleri ve tanıdıklarıyla hep camilerde buluştular.

    Orta Asya’dan Anadolu’ya kıtlık nedeniyle göçüpde Anadolu’yu vatan yapan insanların torunları yine Anadolu’daki fakirlik nedeniyle Avrupa’ya gittiler, dönemediler ve eşlerini de yanlarına aldılar.

    Eşlerinin ve çocuklarının oturma işlemleri için tercümana ihtiyaç duydular ve camiler bu görevi de yerine getirdi.

    Cami derneğinde görev alan ilk nesilden olanlar dili çabucak öğrenip parasız tercümanlık yapıyorlardı.

    Çocuklar, yalnızlıklarını cami avlusunda oyun oynayarak ve hocadan dini bilgiler alarak gideriyorlardı.

    Kaçak yollardan gelerek iş bulmaya çalışanların ilk sığınağı camilerdi.

    Önce gelen işçiler, yeni gelen turistleri kendi işyerine götürüp işçi olmasını sağlıyorlardı.

    İşçi olarak geldikleri Avrupa’da “Yılın İşadamı” seçildiler.

    İkinci nesil, Avrupa’da doğdukları için gurbette garip sayılmazlar ama esmer tenleri, siyah saçları ve kara gözleri onların hep dışlanmasına sebep oldu.

    Avrupa devletlerinin yaptıkları suç istatistiklerinde birinci nesil pırıl pırıl.

    İkinci nesilde biraz suç kıpırdanması var.

    Üçüncü nesil yani Avrupa kültürüne göre yetişenler de suç oranı artıyor ama Yunan, Polonya, İspanya, İtalya ve diğer Avrupa devletleriyle kıyaslandığında bizim üçüncü nesil yine temiz.

    Dede ve ninelerin başlarında olması torunların temiz kalmalarına sebep oluyor.

    Emekli oldukları halde torunlarını bırakamayanlar, belki bozulmayı önlemek için oralarda kalıyorlardır.

    Bu güe kadar Türkiye’den giden hocalarla dini bilgi ihityacı karşılanırken üçüncü nesile hitap edemez oldular.

    Dil ve mantık farkı oluştu.

    Onun için Avrupa’da Gymnasium ve dengi okullardan mezun olan Türk vatandaşı öğrencileri yüksek burslarla, yüksek ücretli iş garantisiyle Türkiye’ye getirip İlahiyat fakültelerinde okutup geriye gönderilmeli.

    Bu tür çalışmalar var ama bu hızda devam ederse beş yüz yıl sonra yine hedefe varılamaz.

    Her ilahiyat Fakültesine en az yüz tane kontenjan tanınmalı.

    “Müracaat az oluyor” diyenler çıkabilir.

    Mezun olanlara Avrupa’da bir mühendis veya doktorun alacağı ücretten biraz daha fazla ücret verileceği kanunla garantiye alınırsa müracaat istenilenden fazla olur.

    “Parayı nereden bulacağız” diyenler, ülkeyi ve ülkenin paralarının yurt dışında nasıl çarçur edildiğini bilmeyenlerdir.

    12 Eylülden sonra Avrupa’ya öğretmen olarak giden biri bana “Mülakatta sorulan sorulara baktım her arkadaşın bileceği şeyler. Ben, farkım olsun diye saz çalmasını bildiğimi söyleyince hemen beni ittifakla onayladılar ve gönderdiler” demişti.

    Bundan sonra Avrupa’ya gönderilecek Elçiden başlayarak her görevli dil ve dinini çok iyi bilen, sahasında uzman olan insanlardan gönderilmeli.

    Allaha inanmayan, koruma görevlisi komiserin namaz kılmasına kafayı takan Büyükelçilerle işçilerimizin işlerini zorlaştırdık bu güne kadar.

    Bütün bu zorlukları okuma yazması olmayan birinci nesil insanlarımız aşmasını ve torunlarının din üzerinde kalmasını başardılar.

    Değerli bir hocamız anlattı “Bu Ramazan ayında bir gurup delikanlı Cumartesi-Pazar günü camide 24 saatliğine İtikâfa girdiler. İbadet olarak ne yapalım diye sordular ben de onlara “çokça Kur’an okuyun kaza namazı kılın” dedim. İçlerinden on sekiz yaşında biri “Benim kazaya kalan namazım yok” dedi” diyor.

    Evet, Avrupa’da kazaya namaz bırakmayan gençler de yetişiyor.





    KAZA NAMAZI OLMAYAN AVR


    Bir ev parası kazanıp geri geleceklerdi, gelemediler.

    Baba ve annelerini boz eşeğin sırtından indirip Mercedes’e bindirdiler.

    Köyün kenarındaki yıkık mezarlığı tamir ettiler.

    “Müsafir işçi” likten vatandaşlığa geçtiler.

    İlleri ilimize, dilleri dilimize benzemeyen insanlar arasında tek sığınak yerleri camiler oldu.

    Ülkesinde kiracıyken Avrupa’da ev sahibi oldular.

    Türkiye’de iken Cumadan cumaya namaz kılarlarken Avrupada beş vakit namaza nafile namazlar eklediler.

    Batının ciğer filmini gördükten sonra eşimiz ve çocuklarımız bunlara benzemesin diye Milli Görüş hareketine katıldılar.

    Türkler, asimile olsunlar, batılıya benzesinler diye yıllarca sağcı hükümetler Avrupa’ya din hocası göndermemekte ısrar etti.

    Baktılar ki, batının iç yüzünü görenler Milli görüş hareketine katılıyorlar, onları engellemek için Diyanete emir verip hocalar gönderdiler.

    Diyanet hocalarına diğer camileri izleme ve rapor etme görevleri verdiler.

    Ama yanıldıkları bir yer vardı.

    Her iki caminin hocası da aynı yerden eğitim almıştı.

    İmam bildiğini okudu.

    Ve bütün camilerden tek ses yükseldi: “Allahü Ekber”

    Hatta 22.01.2005 tarihli gazetelerin haberine göre Avusturya’da Eurovision şarkı yarışmasında ön elemeleri geçen Alf Poier’in şarkı sözlerinde:

    “İyi eski Avrupa ölüyor

    İyi eski Avrupa ölmüş

    Muhammed’in Müezzinleri Vatikan’da ezan okuyacak” mısraları varmış.

    Bir tane işçimiz Hıristiyan olmadı ama bütün Avrupa’da evlenme nedeninin dışında kendi isteğiyle Müslüman olanların sayısı 500 bini aştığı yazıldı ve söylendi.

    Bir kısmı Heim’lerden lüks apartmanlara, villalara taşındılar.

    Bir kısmı hala getto gibi olan ve genelde yabancıların yaşadığı belediye evlerinde yaşarlar.

    Helal gıdalarını camiler bünyesindeki küçük marketlerden temin ederken sevdikleri ve tanıdıklarıyla hep camilerde buluştular.

    Orta Asya’dan Anadolu’ya kıtlık nedeniyle göçüpde Anadolu’yu vatan yapan insanların torunları yine Anadolu’daki fakirlik nedeniyle Avrupa’ya gittiler, dönemediler ve eşlerini de yanlarına aldılar.

    Eşlerinin ve çocuklarının oturma işlemleri için tercümana ihtiyaç duydular ve camiler bu görevi de yerine getirdi.

    Cami derneğinde görev alan ilk nesilden olanlar dili çabucak öğrenip parasız tercümanlık yapıyorlardı.

    Çocuklar, yalnızlıklarını cami avlusunda oyun oynayarak ve hocadan dini bilgiler alarak gideriyorlardı.

    Kaçak yollardan gelerek iş bulmaya çalışanların ilk sığınağı camilerdi.

    Önce gelen işçiler, yeni gelen turistleri kendi işyerine götürüp işçi olmasını sağlıyorlardı.

    İşçi olarak geldikleri Avrupa’da “Yılın İşadamı” seçildiler.

    İkinci nesil, Avrupa’da doğdukları için gurbette garip sayılmazlar ama esmer tenleri, siyah saçları ve kara gözleri onların hep dışlanmasına sebep oldu.

    Avrupa devletlerinin yaptıkları suç istatistiklerinde birinci nesil pırıl pırıl.

    İkinci nesilde biraz suç kıpırdanması var.

    Üçüncü nesil yani Avrupa kültürüne göre yetişenler de suç oranı artıyor ama Yunan, Polonya, İspanya, İtalya ve diğer Avrupa devletleriyle kıyaslandığında bizim üçüncü nesil yine temiz.

    Dede ve ninelerin başlarında olması torunların temiz kalmalarına sebep oluyor.

    Emekli oldukları halde torunlarını bırakamayanlar, belki bozulmayı önlemek için oralarda kalıyorlardır.

    Bu güe kadar Türkiye’den giden hocalarla dini bilgi ihityacı karşılanırken üçüncü nesile hitap edemez oldular.

    Dil ve mantık farkı oluştu.

    Onun için Avrupa’da Gymnasium ve dengi okullardan mezun olan Türk vatandaşı öğrencileri yüksek burslarla, yüksek ücretli iş garantisiyle Türkiye’ye getirip İlahiyat fakültelerinde okutup geriye gönderilmeli.

    Bu tür çalışmalar var ama bu hızda devam ederse beş yüz yıl sonra yine hedefe varılamaz.

    Her ilahiyat Fakültesine en az yüz tane kontenjan tanınmalı.

    “Müracaat az oluyor” diyenler çıkabilir.

    Mezun olanlara Avrupa’da bir mühendis veya doktorun alacağı ücretten biraz daha fazla ücret verileceği kanunla garantiye alınırsa müracaat istenilenden fazla olur.

    “Parayı nereden bulacağız” diyenler, ülkeyi ve ülkenin paralarının yurt dışında nasıl çarçur edildiğini bilmeyenlerdir.

    12 Eylülden sonra Avrupa’ya öğretmen olarak giden biri bana “Mülakatta sorulan sorulara baktım her arkadaşın bileceği şeyler. Ben, farkım olsun diye saz çalmasını bildiğimi söyleyince hemen beni ittifakla onayladılar ve gönderdiler” demişti.

    Bundan sonra Avrupa’ya gönderilecek Elçiden başlayarak her görevli dil ve dinini çok iyi bilen, sahasında uzman olan insanlardan gönderilmeli.

    Allaha inanmayan, koruma görevlisi komiserin namaz kılmasına kafayı takan Büyükelçilerle işçilerimizin işlerini zorlaştırdık bu güne kadar.

    Bütün bu zorlukları okuma yazması olmayan birinci nesil insanlarımız aşmasını ve torunlarının din üzerinde kalmasını başardılar.

    Değerli bir hocamız anlattı “Bu Ramazan ayında bir gurup delikanlı Cumartesi-Pazar günü camide 24 saatliğine İtikâfa girdiler. İbadet olarak ne yapalım diye sordular ben de onlara “çokça Kur’an okuyun kaza namazı kılın” dedim. İçlerinden on sekiz yaşında biri “Benim kazaya kalan namazım yok” dedi” diyor.

    Evet, Avrupa’da kazaya namaz bırakmayan gençler de yetişiyor.