ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    KORKULUKTAN KORKANLAR




    Çiftçiler, ekinlerini serçelerden korumak için tarlanın ortasına ölmüş eşek kafası asarlar ve etrafına da ses çıkaran tenekeleri dizerler.

    Rüzgar estikçe tenekeler ses çıkarır serçeler de kaçarlar.

    Bir gün bahçenin ortasında bir direğe asılı duran eşek kafasını gören hoca, bahçe sahibine sorar “Bu kafayı niçin astınız?”

    Bahçe sahibi “Bahçemizi korusun diye”

    Hoca “Eşeğin öyle bir özelliği olsaydı kendi kafasını korurdu” deyivermiş.

    Günümüzde aynı olay o çiftçinin mantığı içinde devam eder ama bahçedeki direk yerine füzeleri, uyduları gösterirler.

    Çiftçinin yerini Amerika almış. Bütün dünyanın yer altı, yerüstü, deniz ve hava sahasındaki nimetleri diğer insanlar yemesinler diye dünyanın yedi yüz kırk yedi yerine direk dikmiş, üs kurmuş ve mal sahipleri yaklaşmasın vururum diye de medyadan siyasi çocukları aracılığıyla yayın yapmaya devam ediyor.

    Çiftçinin çocuklarının ellerindeki tenekeye vurmaları gibi İsrail’de ve dünyanın diğer ülkelerindeki siyasiler de Amerikanın kendi ellerine verdiği imkanlarla “Benim ağam böyüktür, benim ağam böyüktür” diye bağırıp çağırmaya ve yemle kafeslenmiş kuş yüreklileri korkutup kaçırmaya çalışıyorlar.

    Yüreğinde Rabbani havalar esen insanlar da Şeytani tuzaklardan korkmazlar.

    Leylası Mevla olan birini öldürseler ten kafesinden kurtulur. Kafesten kurtulan bülbül gibi sevinir. Malına el koysalar “İmtihan sorularımı azalttılar” diye sevinir. Dövseler “Günahlarımı çırparak döküyorlar” diye sevinir.

    Şimdi bu adam neden ve niçin korksun.

    Birileri onun korkmazlığını görünce onun adına da korkuverir.

    Çünkü pislikten gıdalanan binlerce sinek, gökyüzünde süzülen şahinin iç dünyasını anlaması mümkin değildir.

    Bir kurt bin kuzuyu korkutup kaçırabilir ama dağ taş koyun ve kuzuyla dolu.

    “Tuttuğunu koparanlar” kuruturlar.

    Tuttuğunu yeşertenlere yardım edin siz.

    “Diş geçirenler” yaralarlar.

    Yaraları saranlarla yürür insanlık.

    “Kolu uzun, ensesi kalın” olanlar, “Döner taşı öten kuşu” bulunanlar her yerde “Borusu ötenler” “İtibarım zedelenmesin, koltuğum alınmasın, makamım ve rütbem sökülmesin, malıma el konmasın” diye “Gelene ağam, gidene paşam” derler. “El etek öperler” her gelip geçene kuyruk sallarlar.

    Bunlarla bir yere varmak mümkin değil.

    Tarihin seyrini değiştirenler, bu yola baş koyanlardırlar.

    Ya baş gider, cennette taç giyer veya tasmasız başkan olurlar.



    KORKULUKTAN KORKANLAR




    Çiftçiler, ekinlerini serçelerden korumak için tarlanın ortasına ölmüş eşek kafası asarlar ve etrafına da ses çıkaran tenekeleri dizerler.

    Rüzgar estikçe tenekeler ses çıkarır serçeler de kaçarlar.

    Bir gün bahçenin ortasında bir direğe asılı duran eşek kafasını gören hoca, bahçe sahibine sorar “Bu kafayı niçin astınız?”

    Bahçe sahibi “Bahçemizi korusun diye”

    Hoca “Eşeğin öyle bir özelliği olsaydı kendi kafasını korurdu” deyivermiş.

    Günümüzde aynı olay o çiftçinin mantığı içinde devam eder ama bahçedeki direk yerine füzeleri, uyduları gösterirler.

    Çiftçinin yerini Amerika almış. Bütün dünyanın yer altı, yerüstü, deniz ve hava sahasındaki nimetleri diğer insanlar yemesinler diye dünyanın yedi yüz kırk yedi yerine direk dikmiş, üs kurmuş ve mal sahipleri yaklaşmasın vururum diye de medyadan siyasi çocukları aracılığıyla yayın yapmaya devam ediyor.

    Çiftçinin çocuklarının ellerindeki tenekeye vurmaları gibi İsrail’de ve dünyanın diğer ülkelerindeki siyasiler de Amerikanın kendi ellerine verdiği imkanlarla “Benim ağam böyüktür, benim ağam böyüktür” diye bağırıp çağırmaya ve yemle kafeslenmiş kuş yüreklileri korkutup kaçırmaya çalışıyorlar.

    Yüreğinde Rabbani havalar esen insanlar da Şeytani tuzaklardan korkmazlar.

    Leylası Mevla olan birini öldürseler ten kafesinden kurtulur. Kafesten kurtulan bülbül gibi sevinir. Malına el koysalar “İmtihan sorularımı azalttılar” diye sevinir. Dövseler “Günahlarımı çırparak döküyorlar” diye sevinir.

    Şimdi bu adam neden ve niçin korksun.

    Birileri onun korkmazlığını görünce onun adına da korkuverir.

    Çünkü pislikten gıdalanan binlerce sinek, gökyüzünde süzülen şahinin iç dünyasını anlaması mümkin değildir.

    Bir kurt bin kuzuyu korkutup kaçırabilir ama dağ taş koyun ve kuzuyla dolu.

    “Tuttuğunu koparanlar” kuruturlar.

    Tuttuğunu yeşertenlere yardım edin siz.

    “Diş geçirenler” yaralarlar.

    Yaraları saranlarla yürür insanlık.

    “Kolu uzun, ensesi kalın” olanlar, “Döner taşı öten kuşu” bulunanlar her yerde “Borusu ötenler” “İtibarım zedelenmesin, koltuğum alınmasın, makamım ve rütbem sökülmesin, malıma el konmasın” diye “Gelene ağam, gidene paşam” derler. “El etek öperler” her gelip geçene kuyruk sallarlar.

    Bunlarla bir yere varmak mümkin değil.

    Tarihin seyrini değiştirenler, bu yola baş koyanlardırlar.

    Ya baş gider, cennette taç giyer veya tasmasız başkan olurlar.