ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    KULA KUL OLMAYIZ




    Allaha kul olmak için yaratılmışız.

    Her insanın yaratılışı böyle olunca herkes bu dünya sahnesinde önünde eğilecek bir otoriteyi aramaya başlamış.

    Hz. Adem’den Hz. Muhammed sallallahü alehim’e kadar bütün peygamberler, O otoritenin Allah (c.c.) olduğunu hatırlatmışlar.

    Allaha kul olamayanlar bu ihtiyaçlarını Allahın kullarına kul olarak karşılamışlar ve bu gün de yine aynı şekilde putperestliği devam ettiriyorlar.

    Kendi canını veren, kanını en kılcal damarlara ulaştıran, kalbini ve kalıbını en mükemmel şekilde yaratan Rabbinin dediklerine değil de kendi vücudu üzerinde bir hücreye bile hükmü geçmeyen başka adamların veya devletlerin dediğini tutanlar çağdaş put peresttirler.

    Bizi bu dünyaya getiren Rabbimiz, “Rabbinizden bir mağfirete ve genişliği gök ile yer genişliği gibi olan, Allah'a ve peygam¬berlerine iman edenlere hazırlanan, Cennete doğru yarış yapınız. Bu, Allah'ın dilediğine verdiği bir lütufdur. Allah büyük lütuf sahibidir.” (Hadid 21)

    Ayetiyle bizi bir yarışa başlatıyor.

    Beşikten mezara kadar süren bir yarış.

    60 metrelik yarışlar vardır. 100 metrelik, 800 metrelik yarışlar vardır. Maraton yarışı vardır.

    Bir yarış biter, o yarışın bittiği yerde daha uzun bir yarışımız başlar bizim.

    Bizim yarışımız, Hz. Adem’le başlar. Bütün peygamberlerin yarışıyla devam eder.

    Bizim bu yarışta başlama emrini veren Rabbimizdir ve yarışın varış yeri Cennettir.

    Güzel insanlarla güzel diyara giderken, güzel davranmak gerekir ki oraya bizi layık bulsunlar.

    Bu dünya yolculuğunda sarayda olsanız da, zindanda olsanız da yalnız değilsiniz.

    “Göklerde ve yerde her ne varsa Allah'ı tespih etmektedir. O, Aziz'dir, Hakim'dir.” (Hadid 1)

    Müslüman insan yarışırken bütün hücreleriyle, benliğiyle Rabbinin rızasına kilitlenir.

    “Karıncanın gönlünü kazanırsam Süleyman’a (a.s) layık olurum, bir köpeğe su verirsem Ashabı kehfe arkadaş olurum. Bir deveye yem verirsem Salih aleyhisselamla beraber olurum. Bir kediyi okşarsam Ebu Hüreyre (R.A) ile olurum. Bütün insanlara Rabbimin rahmeti olan ayetleri rahmet gibi yağdırır gönüllerinde iman çiçekleri açtırırsam peygamberime komşu olurum” diye her adımı atışında, her bakışında Rabbine rağbet eder.

    Hiçbir zorluk onu yolundan alıkoyamaz. Yolu denize uğrasa Musa (a.s) gibi geçer.

    Hapise uğrasa Yusuf (a.s) gibi orayı medreseye çevirir. Ateşe atsalar İbrahim’in (a.s) gülistanına dönüşür.

    Her bir zorluk için iki kolaylık olduğunu bilir. Olayların zor tarafını kolaya çevirir. Gözünün önüne olumsuzlukları dikmez. Gönlü hep olumlu ve kolaylıklar sergiler.

    İşini bitirirse ibadete kalkar. İbadetini bitirirse Kur’an okumaya geçer. Kur’andan okuyacağını bitirince kendi alanıyla ilgili eserleri takip eder. Onu bitirince dost yüzünü görmeye gider, yakınları ziyaret eder, yani yorulmaz. Bir işten yorulursa bir başka işe girişerek dinlenir.

    Hak yolda koşan bir Müslüman’ın kaybetmesi söz konusu değildir. O, Rabbinin rızasını aramaktadır ve onun için yarışa katılmaktadır. Kişi de gücü oranında koşusunu yapmışsa kazananlar arasına girmiştir.

    Şimdi yapılacak şey, bu güne kadar tanıştığımız, görüştüğümüz, biliştiğimiz, selamlaştığımız, aynı dava için koştuğumuz halde ayrı kulvarlarda yarış yaptığımız kardeşlerimizle birlikte bu günden itibaren bulunduğumuz köy, kasaba ve şehirde Hakka ve halka hizmette birlikte yürümektir.

    Kurs, burs, yurt, okul, mektep, medrese, eğitim, öğretim hizmetlerine yine beraber, el birliğiyle çalışmalara devam etmek ve halkın arasında Hakka hizmet edecek nesiller yetiştirmek için birlikte hareket etmek için girişimde bulunmaktır.