ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    KURNAZ HALK VE MAL


    Mal, bize Arapçadan geçmiştir.

    Kendisine gönlün meylettiği şeye mal denir.

    Para, araba, ev, dükkan, tarla, fabrika gibi insan gönlünün arzu ettiği şeye mal derler.

    Aklı başında olan herkesin gönlü bunlardan birine meyil eder ve onun kendi malı olmasını ister.

    İşte İslam burada devreye girer ve malın meşru olması için kuralları sıralar.

    Hırsızlıkla, hortumla, rüşvetle, aldatarak, kandırarak, gaspla, bilek bükerek, faizle… elde edilirse haram olduğunu söyler İslam.

    Fakat malın çekim gücü o kadar fazla ki kendi alanına giren iğneleri çaresiz bırakıp kendine çeken mıknatıs gibi mala kontrolsüz meyleden en yiğit adamları bile mal kendi esiri yapıveriyor ve adam mal gibi etrafa bakınmaya başlıyor.

    Beş yıldızlı otelin salonunda büyükşehrin kodamanlarının toplu halde uyuşturucu kullandığı haberini alan emniyet, otele bir polisi zengin müşteri olarak yerleştirir.

    Partilere polis de katılır.

    Şebekenin kökünü öğrenmek için araştırma iki ay sürer.

    Sonunda hepsi yakalanır ama uyuşturucu bağımlısı olan polisi tedavi için hastaneye gönderirler.

    Helal malın içine yavaştan yavaştan azar azar haram karıştıranlar da zamanla haram bağımlısı olabiliyorlar.

    Ancak bal tasını görünce önce tasın kenarına konan sinek tehlikenin ne olduğunu bilerek kenarına konarmış.

    Hortumunu bala uzattıktan sonra balın tadı sineğin aklını alınca ayakları da kanatları da balın içine girermiş.

    Karnı doyunca daha iyi uçabileceğini zan ederek kanat çırparmış ama kanatlar balın içinde olduğundan uçamazmış ve orada can verirmiş.

    Önce köşeyi dönelim sonra hizmet edelim diyerek ayrılanları yüzünü görmek mümkin olmadığı gibi bir yerde karşılaştığımızda mal mal bakıyor adam ve içim sızlıyor adamın haline.

    Dindarlarımız meylettiği mala bakarken sığınacak fetva da ararmış.

    Çok fetvalı bazı hocalarımızın da “zaruret” şemsiyesi altında vermediği fetva kalmadı.

    Hizmetlerini hayranlıkla izlediğim bir dostum anlattı:

    “Eski bir tanıdık bana telefon etti ve “Zor durumdayım benim eve kadar acele bir gel” dedi.

    Ben de gittim.

    Adam evden dışarı çıkamadığını, yanlış bir iş yaptığını, mahallenin yüzüne bakamaz olduğunu ve arkadaşı olarak onu kurtarması gerektiğini söyledi.

    Ne olduğunu sorduğumda elinde bir milyon dolarlık haram para olduğunu ve kimsenin duymayacağı şeklide bu paradan kurtulması gerektiğini anlatır.

    Sevdiğim arkadaş da “ben bu paraya el sürmem” der.

    Ama bu şehirde fıkıh ilminde en ileri filanla, takvada en ileri olarak bilinen filana bir danışayım dedim ve çıktım. Onları buldum, bir araya getirdim olayı anlattım.

    Onlar, kitapların her tarafını taradılar ve sonunda hizmette kullanılmak üzere benim parayı alıp getirmem istendi.

    Ben doğru evinde kendini hapseden adamın evine gittim, fetvayı söyledim ve parayı vermesini istedim.

    Adam “Hahahahaha, ben sizi denemek için uydurdum” deyiverir.

    Bu paranın rakamı yüz lira olsaydı fetva çıkmazdı. Bin lira olsaydı da fetva çıkmazdı.

    Ama bir milyonun çekim gücü daha fazla olduğundan sineğin kanatları gibi dalıvermişler.

    Bu dalmalar her gün bizde de çeşitli şekillerde oluyordur da haramın uyuşturucu tadından biz farkına varmıyoruzdur.

    Paraya meyletmeyen adamlar gördük duyduk.

    Bütün parasını makam için harcayanları gördük ve duyduk.

    Bütün makamını paraya çevirenleri gördük ve duyduk.

    Parasını, makamını uçkuru uğrunda harcayanları gördük ve duyduk.

    Uçkurunu paraya çevirenleri, makama merdiven yapanları gördük ve duyduk.

    Mala meyilden kurtulmamız mümkin değil.

    Bizden bu istenmiyor.

    Ancak daha güzel ve temiz olanlara doğru gönlümüzü ısındırırsak haramlara meyletmeyiz.

    Helalından kazanır ve dağıtırız.

    Dağıtmak malın esaretinden kurtulmak demektir.

    Yunus Emre’nin,

    “Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim”

    Aşkın ile öğünürüm. Bana seni gerek seni” diye Türkçeye terceme ettiği ayeti kerime de Rabbimiz, verilene sevinmemeyi, alınana üzülmemeyi haber verir. (Hadid süresi ayet 23)

    “Gözü dünya mı görür aşıkı dîdar olanın” der şair.

    Gönlümüzü en yüce olana, en değerli olana, en güzel olana meylettirirsek aşağıdakilere, aşağılıklara meylimiz, tenimizi taşıyacak kadar yakıt almak için olur.