ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    NAMAZ, UZAY HUKUKU VE KULLUK



    NAMAZ,  UZAY HUKUKU VE KULLUK

    16/06/2021

    Mahmut Toptaş

    Namazın şartları sayılırken Hadesten taharet, Necasetten taharet, Setru avret dedikten sonra dördüncü sırada “İstikbalü Kıble” der ve bu dünyada kendini put yerine koyup bizi kendine ve aklının salgıladığı kurallarına uymaya zorlayanlara dönmeden, onlara boyun eğmeden biz, kanımızı, tenimizi, kalbimizi, kalıbımızı yaratan, yaşatan ve yönetene döner, ona boyun eğer, onun büyüklüğüyle büyümeye çalışırız.

    İnkar sopasının sağından ve solundan tutan ve yedi milyar insanı sağcı kafir, solcu kafir diye ikiye ayırıp ardından “Banaaa dön” diyenlere ve denilenlere dönülecek yerin yaratıcı olduğunu, yaratılanların kulluk için yaratıldığını aleme ilan ediyoruz biz, namazımızda.

    Aynı imana sahip Müslümanların belirli bir görevi yerine getirmek için toplanmalarına da cemaat denir.

    Namaz için bir araya gelenler, gerçek halk harekatının Hak harekatı olduğunu bilirler.

    Leş etrafında toplanan akbabalara cemaat denmediği gibi halk harekatı da denmez.

    Sırtını güneşe dönen kendi gölgesini görür.

    Yüzünü güneşe dönenin ise gölge arkada kalır, yüzü parlar ve gölgesi ona uyar.

    Rabbinin emirlerine sırt çevirenin benlik gölgesi gönlüne düşer ve gönlünü karartır.

    Kara kalpli Nemrud'u gören İbrahim (a.s.)

    إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ (79)

    “Şüphesiz ben, hiçbir puta tapmadan, yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim.” Buyurur. (K. Kerim En'am süresi ayet 6/79) buyurur.

    Biz de Nemrut gibilerin yolunda yürüyenleri gördükçe kara kalpliliğin ne olduğunu bilerek; herkese rahmet nazarıyla bakabilecek temiz, aydınlık bir gönüle sahip olmak için Rabbimizin:

    فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ(144)

    “….Artık yüzünü Mescidi Haram tarafına çevir. Her nerede olursanız yüzünüzü onun tarafına çeviriniz….” (K. Kerim Bakara süresi ayet  2/144) ayetine uyarak günde beş defa Ka'beye yönelmekteyiz.

    Yönümüzü döndüğümüz Ka’be, de hiçbir masum ve mazlumun kanı, gözyaşı veya alınteri heder edilmemiştir.

    Yuvarlak dünyamızda her saniye dünya Müslümanları Ka’beye dönerek namaz kılmaya devam ediyorlar.

    Kabe etrafında kara tenli, kızılderili, beyaz tenli, sarı ırkın insanları çiçekler gibi halka oluyor, halka halinde hakkın huzurunda kulluk görevlerini yerine getirirken “İyyake Na’büdü/Biz ancak sana kulluk ederiz” diyorlar.

    Biz, Ka’beye dönerken aslında Rabbimizin emrini yerine getiriyoruz.

    Yoksa bazılarının yazdığı ve söylediği gibi Ka’beye tapınmıyoruz.

    Hz Ömer'in:

    أَنَّ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ، قَالَ لِلرُّكْنِ أَمَا وَاللَّهِ إِنِّي لأَعْلَمُ أَنَّكَ حَجَرٌ لاَ تَضُرُّ ، وَلاَ تَنْفَعُ وَلَوْلاَ أَنِّي رَأَيْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم اسْتَلَمَكَ مَا اسْتَلَمْتُكَ فَاسْتَلَمَهُ

     "…Ben biliyorum ki sen bir taşsın. Fayda veya zarar veremezsin. Allah’ın Rasülünü seni öperken görmeseydim seni öpmezdim’ dediği ve öptüğü…” gibi biz Ka’beye tapmıyoruz, yalnız ve yalnız Allah’a kulluk yapıyoruz (Buhari, Sahih, K. Hac, bab 57)

    Medine’ye hicretten önce Kudüs'e dönüyorduk, Rabbimizden emir geldi Ka'be'ye döndük.

    Yoksa "Doğu da onundur batı da." (K. Kerim Bakarasüresi ayet 2/115)

    Nasıl ki yüz liralık bez için harp edilmezken, yüz liralık bez, bayrak olup Müslümanların hürriyetini temsil edince, o bayrağın düşmemesi için kan verilir, can verilirse, işte Ka'be de öyle bir şeydir.

    Mekke'de bulunanlar Ka'be'ye yönelir.

    Mekke dışında bulunanlar ise Ka'be tarafına yönelir.

    Ka'benin altı, yeryüzünün merkezine kadar, üstü yedi kat semanın ötesine kadar kıble olduğundan, Müslüman, rukü ve secdesinde yere baktığı halde Kıbleden ayrılmamış olur.

    Fıkıh kitaplarımızdaki bu ifade, çağımızda yeni ele alınan uzay hukukuna da ışık tutar.

    Dünyamız, güneşin etrafında dönse de, güneş, dünyamızdan 1.300.000 (Bir milyon üç yüz bin) kat büyük olsa da o bir yıldızdır. Işık ve ısı kaynağıdır.

    Dünya ise, içinde insan taşımaktadır.

    Rabbimizin haberine göre dünyamızın, gökyüzünde olan yıldızların tamamı bizim için yaratılmıştır.

    Meleklerin, Mü’minlere rahmet için, semadan indiği yerdir bu dünya.

    Onun için kainatın merkezi dünyamızdır.

    Ve uzay hukuku düzenlenirken uzay bilginleri, fizikçiler, matematikçiler, merkez olarak dünyayı, dünyadan da Ka’beyi merkez alarak, ülkelerin uzay sınırlarını da belirleyebilirler.