ANA SAYFA



KİTAPLARIM


    NE YAPSAK AZDIR


    Bundan tam yirmi dokuz yıl önce Sultanahmet camiinin avlusunda Diyanet İşleri Başkanlığı, kitap fuarı açarak çok hayırlı bir iş başlatmıştı.

    Bu hayırlı işin 29 uncusu bu yıl Beyazıt meydanında “Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı” adı altında açıldı.

    Her sene birkaç defa bu fuarı gezer ve bir yıl boyunca yayınlanan yeni eserlerin hepsini almasam da görmeye çalışırdım.

    İngiltere’de doktorasını yapan Dr. Necati, Türkiye’de olsa dünyada ve Türkiye’de İslam’ın lehine ve aleyhine yayınlanan eserleri ondan öğrenmek mümkindi ama o burada olmadığı için mecburen fuarı gezmek gerekiyor.

    Gezerek her şeyi görmeniz de mümkin değil.

    Öyle ise bu işi iyi takip ettiğine inandığım bazı yayıncıları dinlemeyi tercih ediyorum.

    Fuarı gezerken hep yeni şeyler arıyorum.

    Eskiden bir Nurettin vardı ve her sene fuara mutlaka bir yenilikle çıkardı.

    Reklam piyasasının en yeni gelişimlerini bizim tarafa o getirirdi ama o da yerinde duramayan, paçaları doğuştan sıvalı, daldan dala atlayan, yapılanı değil yapılmayanı yapan biriydi.

    Bu tür hercai meşrep insanlar için “Adamın elinden ne uçan kurtulur ne de kaçan” derler.

    Ama o, uçanı veya kaçanı değil birer yıllığına yumurtadan kuş çıkararak güvercin ticareti, bıldırcın yavrusu ticareti bile yaptı.

    Bir işten doyuma erince o işten elini yıkar ve yeni bir işe başlardı.

    Başladığı defteri kapatır yeni bir sayfa açar ve bırakacağı yeni işe başlardı.

    Türkiye ona dar geldi yurt dışına çıktı ve şimdi oralarda bir yıllığına yeni işler yaparak o ülke insanlarının ufkunu açmaya devam ediyor.

    Bu sene de 29 uncu Türkiye kitap ve kültür fuarını gezmeye gittiğimde ilk hatırladığım Nureddin oldu ama onun hayalini geçirdim gönlümden.

    O olsaydı mutlaka bir yenilikle girerdi derken Cantaş yayınevinde çay içerken Nebi Can, “Duha Yayınevi” adıyla bir yayınevi kurulduğunu ve bu güne kadar yapılmayanı yaptığını söyledi.

    Hemen “Duha Yayınevi” ne gittim.

    Yayınevinin önüne varınca hemen bir delikanlı beni gülerek karşıladı.

    Selamlaştık, kucaklaştık.

    Bu kadar samimiyeti görünce “ Afvedersiniz ben sizi tanıyamadım” deyince o da bana “İlk defa karşılaşıyoruz ama ben sizi tanıyorum” dedi.

    Adı: Süleyman Kablan’mış.

    Bursa İlahiyat fakültesini bitirmiş.

    Kendini yeterli görmeyince Suriye’ye gitmiş ve sekiz yıl Arapça eğitimi almış.

    Orada eğitime devam ederken dünyadaki yenilikleri de izlemeyi ihmal etmemiş.

    İngilizce eğitimi için geliştirilen bir tekniği Kur’an-i Kerim eğitimine uyarlamış

    Bu yayınevinden bir Mushaf ve bir de elektronik kalem alıyorsunuz.

    Hangi sayfadan hangi ayeti okutmak istiyorsanız kalemi o ayetin başındaki kelimenin üzerine getiriyorsunuz ve size sesli olarak okuyuveriyor.

    Bir süreyi baştan sona kadar okumasını istiyorsanız, kalemi sürenin başlığına değdiriyorsunuz o size okumaya başlıyor.

    Tek kişinin okumasından bıkabilirsiniz.

    O zaman alternatifiniz var.

    İsterseniz Huzeyfi’den dinlersiniz, isterseniz Tablavi’den, ister Minşavi’dem veya isterseniz Mekke imamlarından dinleyebilirsiniz.

    Ayetin başındaki kelimeye değdirirseniz siz, bir başka tuşa basmadığınız sürece size aynı ayeti tekrara tekrar okuyarak sizin ezberlemenize yardımcı olur.

    Okumak, dinlemek, ezberlemek önemli de manasını da bilmek gerekmez mi? Denirse onun da ihmal edilmediğini söyleyeyim.

    Dinlediğiniz ayetin manası için kalemi Türkçe mealin yüklü olduğu yere gösteriyorsunuz o zaman size okunan ayetin Türkçe mealini de okuyuveriyor.

    Bu buluş kitap fuarına ilk defa geldi.

    Ben kendisine “Yeni seneki fuara, yalnız bununla katılırsanız eksik katılım olur” dediğimde yeni projelerinden birini bana gösterdi.

    Yani yeni ufuklara doğru uçuyorlar.

    Dilerim karşılarına ufuklarını karartan bir korsan çıktığında kanatlarını kapatıp mazeret arkasına sığınmadan daha yükseklere kanat çırparlar.

    Hani, ayeti kerimelerde “Eğer, yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, de¬nizler mürekkeb olsa, on¬dan sonra yedi deniz de yardıma gelse Allah'ın kelimeleri tüken¬mez…” (Lokman süresi ayet 27) buyurur ya işte aynen öyle; aya giden, deniz altında yüzen, dünyanın bir ucundan öbürünü gösteren ve konuşturan dijital teknolojinin tamamını Kur’anın hizmetine versek, dünyadaki bütün kütüphaneleri onu anlatan kitaplarla doldursak, yedi milyar insan Müslüman olsa ve bütün varlığını onu anlamaya ve yaşamaya harcasa yine de bir şey yapmış olmazlar.

    Çünkü kelamın sahibinin “Kün” emriyle yarattıklarını onun yolunda harcamış olurlar.